<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102</id><updated>2012-01-05T02:41:05.770-08:00</updated><category term='Orthodox οgretme (Ορθόδοξες διδαχές)'/><category term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><category term='Musize (Θαύματα)'/><category term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><category term='Gercek inanc (Η αληθινή πίστη)'/><category term='Sahitlik (Μαρτυρίες)'/><category term='Μusik Video (Μουσ.βίντεο)'/><category term='Öteki Dunyadan Geriye Donus (Επιστροφή από τον άλλο κόσμο)'/><category term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>Κρυπτο-Xριστιανός</title><subtitle type='html'>"Sakli-Hristiyan"</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>61</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-1163816007101463879</id><published>2009-10-01T00:00:00.000-07:00</published><updated>2009-10-03T23:37:28.865-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>Aziz İgnatius [Antakyalı] -Άγιος Ιγνάτιος (ο Θεοφόρος)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SshClF_cDYI/AAAAAAAACYQ/07BlrMgqXeU/s1600-h/1220_Ignatios.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="479" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SshClF_cDYI/AAAAAAAACYQ/07BlrMgqXeU/s320/1220_Ignatios.jpg" width="387" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Birliğin ahengi içinde.&lt;br /&gt;Sizleri yücelten İsa Mesih’e her yönden şükretmeniz gerekir ki tek bir itaat duygusunda birleşerek, yani episkopos ve ruhbanlara bağlı kalarak her alanda, her bakımdan azizleşmeniz mümkün olsun.&lt;br /&gt;Ben önemli bir kişiymişim gibi size emir vermiyorum, çünkü bu kurtarıcı isme bağlı olsam bile henüz İsa Mesih’te yetkinliğe ulaşmış değilim. Henüz şakirt olmaya başlıyorum ve sizlere aynı öğretimi paylaşan arkadaşlar olarak hitap ediyorum. Beni asıl sizin savaşa hazırlamanız gerekirdi, bana inanç, yüreklilik, sebat, sabır aşılayarak. Ancak, içimizdeki sevgi hakkınızda sessiz kalmama müsaade etmediği için, sizden önce harekete geçerek, sizleri Tanrı’nın tasarısı ile uyum içinde yaşamaya davet etmek istiyorum.&lt;br /&gt;Çünkü hayatımız olan ve ondan ayrı düşmeyi düşünemediğimiz İsa Mesih, Pederin tasarısıdır. Tüm yerleşmiş episkoposların İsa Mesih’in görüşünde yer aldıkları gibi. Bu nedenle, episkoposunuzun görüşü ile uyum içinde yaşamanız gerekir. Zaten yaptığınız da budur. Haklı bir üne sahip, Tanrı’ya layık ruhbanlarınız, gitarın telleri gibi birbiriyle uyum içindedir. Böylece, duygu birliği ve sevgi ahengi içinde İsa Mesih’in övgüsünü okuyorsunuz. Her biriniz bir koro oluşturuyorsunuz, birliğin ahengi içinde, birlik içinde Tanrı’nın güftesini benimseyerek, tek bir sesle, İsa Mesih aracılığı ile Peder’e övgü okuyabilmeniz için.&lt;span id="more-9779"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;O zaman Peder size kulak verecek ve yaptığınız iyi şeyler yüzünden sizleri Oğlu’nun uzuvları olarak tanıyacaktır. Bu nedenle Tanrı’ya her zaman paydaş olmak için kusursuz bir birlik kurmanızda fayda vardır.&lt;br /&gt;Ben bile çok kısa bir zamanda episkoposunuzla, beşeri yönü olmayan, sadece tinsel bu denli bir yakınlık kurabildimse, ne mutlu ona böylesine bağlı olabilen sizlere! Kilise’nin İsa’ya, İsa’nın Pedere bağlılığının timsali bir bağlılık bu, şöyle ki her şey birlik içinde ahenk buluyor. Kimse yanılgıya kapılmasın. Her kim mabedin dışında kalırsa, kendini Tanrı ekmeğinden mahrum eder. İki inanan bir araya geldiğinde, duaları böylesine etkin olabiliyorsa, episkoposla tüm Kilisenin duasına ne demeli!&lt;br /&gt;Episkopos ile birlik içinde, gerçek Hıristiyan olmak.&lt;br /&gt;İgnatius, diğer adı ile Theophoros (Tanrı’yı taşıyan) tarafından İsa Mesih aracılığı ile Pederin inayetiyle kutsanan Kiliseye. Menderes kıyılarındaki Manisa Kilise’sini onun adına selamlıyor, ona Peder Tanrı ve İsa Mesih’te sonsuz mutluluklar diliyorum.&lt;br /&gt;Birbirinize beslediğiniz sevginin Tanrı tasarısına tamamen uygun olduğunu işittiğim için, bunun bana verdiği mutlulukla sizlere İsa Mesih’e beslediğim iman içinde hitap etmek istedim. Taşıdığım zincirlere karşın Tanrı ihtişamına uygun bir adla onurlandırılmış bulunduğumdan, Kiliselerin övgüsünü okuyorum, ebedi hayatımızın İsa Mesih’in tenine ve ruhuna bağlı kalmalarını diliyorum. Her şeyin üstünde olan iman ve muhabbette birlik olmalarını diliyorum. En önemli tüm saldırılarına karşı koyup onlardan kurtulduktan sonra, Onun sayesinde rahipler Bassus ve Apollonius, yardımcısı diyakoz Zotion’ un aracılığı ile sizi görmek şerefine nail olduğum için, onun yanımda bulunmasını arzu ediyorum, çünkü o Tanrı’nın inayetiymiş gibi episkoposa, İsa Mesih’in töresiymiş gibi de ruhban topluluğuna itaat etmektedir.&lt;br /&gt;Episkoposunuzun gençliğini istismar etmemeniz gerekir. Aksine, Peder Tanrı’nın kudreti uğruna ona elinizden gelen saygıyı gösteriniz. Çünkü saygıdeğer rahiplerinizin episkoposun genç yaşından faydalanmadıklarını biliyorum. Tanrısal ihtiyatın yönlendirdiği kişiler olarak ona tabi olmaktadırlar, daha doğrusu, ona değil, cemaatin episkoposu ve koruyucusuna, İsa Mesih’in babasına. Bizi sevmiş olan bu Peder’e hürmet olarak hiçbir art düşünce taşımadan itaat gerekir. Çünkü kişi bir şeyi gizlediğinde, gözle görünen episkoposu değil, gözlere gizli kalan episkoposu yanıltmaya yeltenir. Bu tür bir davranışın muhatabı insan değil, gizlileri bilen Tanrı’dır.&lt;br /&gt;Bu nedenle Hıristiyan adını taşımak yetmez, Hıristiyan olmak gerekir. Bazıları episkoposun adını ağzından düşürmez, ama her şeyi o yokmuş gibi yapar. Bu insanların vicdanının müsterih olacağını sanmıyorum, çünkü toplulukları meşru olmadığı gibi Tanrı buyruğuna da uygun değildir. Çünkü her şeyin bir sonu vardır ve işte önümüzde ölüm ve hayat ve herkes ait olduğu yere gitmelidir. Bunun için de iki akçe vardır; Tanrı akçesi ve dünya akçesi ve her biri kendine özgü bir işaret taşır. İnanmayanlar bu dünyanın işaretini, sevgi içinde olan inananlar ise İsa Mesih aracılığı ile Peder Tanrı’nınkini taşır. İsa Mesih inayeti ile, cefasına paydaş olmak için özgürce ölmeye karar vermezsek, O’nun hayatını içimizde taşımayız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-1163816007101463879?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/1163816007101463879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=1163816007101463879' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1163816007101463879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1163816007101463879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/10/ignatius-antakyal.html' title='Aziz İgnatius [Antakyalı] -Άγιος Ιγνάτιος (ο Θεοφόρος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SshClF_cDYI/AAAAAAAACYQ/07BlrMgqXeU/s72-c/1220_Ignatios.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-8902041399648233453</id><published>2009-03-08T19:08:00.001-07:00</published><updated>2009-03-08T19:09:11.722-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ EFTİMİOS - (ΑΓΙΟΣ ΕΥΘΥΜΙΟΣ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ EFTİMİOS&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR6NLTHJ8I/AAAAAAAABi4/HPomhKHE-gQ/s1600-h/3c57b0e7.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 337px; height: 493px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR6NLTHJ8I/AAAAAAAABi4/HPomhKHE-gQ/s400/3c57b0e7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311004227366496194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ermenistan’ın Melitini kentinde Fırat nehrine yakın bir yerde Pavlos ve Dionisia adında bir çift yaşamaktaydı. Bu çiftin çocuğu yoktu ve bu yüzden çok üzgündüler. Bu olaydan dolayı sıkça aziz Poliefktos kilisesine giderek Tanrı’ya onlara bir çocuk vermesi için dua ediyorlardı. Gene bir gün dua ederlerken gördükleri bir hayal onların bir çocuk sahibi olacaklarını ve onlara büyük mutluluk getireceğini söylüyordu. Doğacak olan çocuklarını Tanrıya adayacaklardı. Ve gerçektende 377 yılında Dionisia dünyaya bir erkek çocuk getirdi ve adını Eftimios koydular. Üç yıl sonra babası vefat etti ancak annesi Tanrı’ya vermiş oldukları sözü unutmadı ve çocuğu Episkopos Evtroio’ya Tanrı’ya bağışlaması için verdi. Eftimios daha küçük yaştan günahlardan kaçmayı öğreniyor ve Tanrı’nın isteği doğrultusunda yaşıyordu. Bu yüzden Episkopos onun bu inancını gördüğü zaman onu önce diakos daha sonrada papaz yaptı. Diakoz olduğu zaman aziz 28 yaşındaydı. Daha sonra onu Melitinis manastırına başrahip olarak atadı. Aziz halktan ve gürültüden uzak bir yerde yaşamak istediğinden çölde bulunan Lavra Faran’a gitti. Orada bir mağarada Teoktistos adında bir rahiple beraber Tanrı yolunda yaşamaya başladı. Aradan beş yıl geçtikten sonra iki rahip mağarayı bırakarak çöle göçtüler. Orada başka bir mağara bularak oraya yerleştiler. Orada tek yemekleri vehşi otlardı. Azizlikleri çölün dışına kadar taşmıştı. Bir çok rahip günahlarının bağışlanması için azize geliyor ondan tembih alıyor bir çoğuda onun yanında kalıyordu. Böylece daha sonra bir manastır inşa edildi ve Eftimios arkaşı olan Teoktistos’u manastıra başrahip olarak atadı. Aziz ruhsal yönden sürekli gelişiyordu. Bunların başında olayları önceden görebilmede geliyordu. Böylece Tanrı’nın yardımıyla bir çok mucize gerçekleşiyordu. Sarakinon’ların liderinin sakat bir oğlu vardı. Oğlunu en iyi doktorlara en ünlü büyücülere götürdü ancak sonuç alamadı. Bir gün rüyasında Aziz Eftimios’un ona oğlunu Hz. İsa’nın iyi edebileceğini söylediğini gördü. Böylece bir kaç kölesiyle beraber hemen azizin yanına doğru yola koyuldular. Azizin yanına vardıklarında çocuk hemen iyileşti. Yabancılar bu olayı gördüklerinde şaşkınlıklarını gizleyemediler ve hemen Tanrı’ya inanıp vaftiz olmak istediler. Teoktistos öldüğü zaman Aziz yaklaşık olarak 52 yaşındaydı. Çöldeki rahip sayısı 80i geçmişti. Yiyecek yemek az ve manastırın nüfusu çoktu. Bir gün 400 ermeni manastırı ziyarete geldiler. Böylece rahipler hemen azize giderek onları misafir edemeyeceklerini çünkü orada kendileri için bile yemek olmadığını bildirdiler. Aziz dua ettikten sonra rahiplere Tanrı’ya güvenmelerini ve depoya gidip tekrar bakmalarını söyledi. Gerçektende depo ekmek, yağ ve şarapla dolmuştu. Rahipler hemen azizin ayklarına kapanarak inaçsızlıklarından dolayı özür dilediler. Aziz sonunu yaklaştığını anladığı zaman rahipleri toplayarak onlara son tembihlerini verdi:&lt;br /&gt;-        Kardeşlerim, yarın Mesih beni yanına çağıracak. Aranızda sevgi bağları bulunsun ve bütün insanlık adına dua edin.&lt;br /&gt;Bunun ardında rahiplere yeni başlarının kim olması gerektiğini sordu. Herkes Dometiano adındaki rahibi seçti. Ancak aziz kendilerine başka bir baş bulmalarını çünkü Dometioanos’un kendisinden 7 gün sonra yanına geleceğini söyledi ve gerçektende öyle oldu. 473 yılında aziz 96 yaşında iken bir Cumartesi sabahı gözlerini dunyaya yumdu. Haber çok çabuk yayıldı. Azizin cenazesinde Patrik ve kurultayı bulunmaktaydı. Rahiplerin acısı sevgili başrahipleri ve manevi babaları için çok büyüktü. Aziz vefetından sonrada bir çok mucize daha gerçekleştirdi. Azizin yortusu kilisemiz tarafında 20 Haziran’da kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-8902041399648233453?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/8902041399648233453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=8902041399648233453' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8902041399648233453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8902041399648233453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-eftimios.html' title='AZİZ EFTİMİOS - (ΑΓΙΟΣ ΕΥΘΥΜΙΟΣ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR6NLTHJ8I/AAAAAAAABi4/HPomhKHE-gQ/s72-c/3c57b0e7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-8491284719960010160</id><published>2009-03-08T19:04:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T19:06:51.393-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ EFSTATİOS - (ΑΓΙΟΣ ΕΥΣΤΑΘΙΟΣ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div id="im7507" style="display: none; text-align: center;"&gt;           &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;     AZİZ EFSTATİOS&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR5p5R08lI/AAAAAAAABiw/4JyG8jCZZdY/s1600-h/agefstathios1_page.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 339px; height: 486px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR5p5R08lI/AAAAAAAABiw/4JyG8jCZZdY/s400/agefstathios1_page.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311003621233848914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Roma imparatorluğunun efendisi putresets Traianos döneminde (98-117) bölgede güvenilir ve sevecen bir insan olan Plakidas yaşıyordu. Plakides bir çok taburu yönetiyordu. Stratejisi ve politikası sayesinde ülkesinin bir çok düşmanı ortadan kaldırmayı başarmıştı. İyi bir komutandan başka çokta iyi bir insandı. Karısı Tatiani ile mirasını fakirlere ve ihtiyacı olanlara harcıyordu ve bu yüzden en zengininden en fakirine kadar herkes örnek Plakidas’ı övüyordu. Bu yüzden yüce Tanrı’mız onu putperestliten kurtarmak için sevgili kuluna yardım etti. Bir gün Plakidas kraldan taburları eğitme emri aldı ve böylece taburları ile beraber uygun bir bölgeye gidip kampa girdiler. Bir eğitim sonrası Plakidas oklarını alarak yakındaki bir ormana giderek hayvan avlamak istiyordu. Kısa bir aramadan sonra büyük bir geyik buldu ancak geyik kaçmayı başarınca Plakidas geyiğin peşini bıraktı. O anda bir mucize oldu. Geyiğin boynuzlarının arasında beliren bir haçın ardından geyikten şu sözler duyuldu:&lt;br /&gt;-         Plakidas beni neden kovalıyorsun?&lt;br /&gt;Plakidas bu yaşadığı olaydan dolayı hayatında ilk defa korkmuştu. Bu konuşan kişinin kim olduğunu çok merak ediyordu.&lt;br /&gt;-         Ben Hristiyanların Tanrı’sıyım! Ben bütün insanların kurtarıcısıyım!&lt;br /&gt;Tek ve gerçek olan Tanrı’nın karşısına bir geyik gibi çıkıp onunla konuşması kendisini çok duygulandırmıştı. Kamp süresi bittiginde sevgili karısına dönüp korku içerisinde olanları anlattı. Daha sonra Plakidas,karısı ve iki çocuğu piskopos Klimis’in yanına giderek olanları anlattılar. Gerekli eğitimi aldıktan sonra aya Agni kilisesinde vaftiz oldular.Plakidas Efstatios karısı Teopisti çocukları ise Agapios ve Teopistos ismini aldılar. O zamandan sonra şeytan o kadar çok kızdı ki Efstatios’a onu her yerde kovalamaya başladı. Bunu yapmaktaki amacı Efstatios’u bıktırıp Tanrı’sına küfür ettirmekti. Efstatios Tanrı’sını o kadar çok sevmiştiki şeytanın her türlü savaşına karşı koymaya hazırdı.&lt;br /&gt;Başarılı bir savaşın ardından Efstatios krarıl onu yanına davet etti. Kral ona hem teşekkür etmek hem de onunla beraber putlara adak dilemek istiyordu. Cesur komutan yabancı devletlerle korkusuzca savaştığı gibi kralın karşısındada cesaretle Hristiyan olduğunu ve yalnızca ona adak dileyeceğini söyledi. Kral o kadar çok kızdi ki hemen makamından kovulmasını ve değeri olmayan bir köye kovulmasını emretti. Hristiyan aile hiç ağzını açmadan başlarına gelen bu olayı kabullenerek krallık mekanlarını bırakarak fakir bir eve yerleştiler. Daha aradan uzun vakit geçmeden kapılarını başka bir dert daha çaldı. Bazı hırsızlar komutanın saraydaki evinden taşındığını duydukları anda eve girerek herşeyini aldılar. Daha önceden rahat bir yaşamı yükses bir maaşı ve sağlam bir işi olan efstatios gerçek Tanrı’nın adına karısı ve çocuklarıyla mekanından uzak bir yerdeydi artık. Bu olanlara rağmen inancını kaybetmeden ona güc vermesi için her gün Tanrı’ya dua ediyordu. Her gün karısına Hristiytanlığın gerektirdiği şekilde güç veriyordu. Bir gün o köyde insanlar çok ağır bir hastalığa yakalanarak teker teker vefat ediyorlardı. Aziz bu durum üzerine ailesini korumak için artık neyi kaldı ise hepsini alıp gemi ile Suriye’ye gitme kararı aldı. Taş kalpli kaptan gemi hareket ettikten sonra o bölgenin para birimiyle adam başı 800 sister ödemelerini aksi takdirde denize atılacaklarını söyledi ancak onun o kadar parası olmadığından eşini kaptan kendisine köle olarak aldı. Gemi limana vardığında aziz karısını alamayacağından onunla vedalaştıktan sonra daha iyi bir hayat için yoluna devam etti. Günlerce yürüdükten sonra bir nehrin kenarına vardılar. Efstatios’un yapabileceği son şey artık karşıya yüzerek geçmek ve orada bir köy bulmaktı. Ancak ne yazıkki nehir büyük ve sular azgındı ve bu nedenle çocuklarının fazla saat yüzecek güçlerinin olması imkansızdı. Böylece çocuklarını bir ağacın oluğuna sakladıktan sonra dua etti ve karşı tarafa geçti. Uzun uğraşlardan sonra çocuklarını bıraktığı yere döndüğünde çocuklarının orada olmadığını görünce çok korktu. Acılı babaya bir dert daha eklenmişti böylece ve baba kayıp çocuklarına ağıt yakmaktaydı. O zamandan sonra yakınlarda bulduğu bir delikte yaşamaya başladı efstatios ve orada Tanrı’ya gece gündüz dua ediyor Ondan her nerede bulunuyorlarsa karısını ve çocuklarını koruması için tüm kalbiyle yalvarıyordu. Bütün bu yaşadıklarına rağmen aziz Tanrı’ya yaşadığı sorunlar için şükr ediyordu çünkü biliyorduki Tanrı ona hediyesini karşılığınca verecektir. Bir gün bazı köylüler Efstatios’u bularak onu yanlarına aldılar ve Viritos denilen köye gönderdiler. Orada yaşayabilmek için bir üzüm bağında bekçi olarak çalışmaya başladı. 13 sene boyunca namusuyla çalışarak efendisinin güvenini kazandı. Bütün köylüler onun kişiliği hakkında konuşuyor onu insanlığını örnek alıyorlardı. Ama kim bilebilirdiki bu adamın bir zamanlar Roma’nın düşmanlarını yok ettiğini? Efstatios her zaman sade ve inançlı bir inandı ve bu yüzden hiç bir zaman parlak geçmişiyle övünmüyordu.&lt;br /&gt;Bir diğer yandan Traianos krallığını irana kadar büyütmek istiyordu. Yabancı güçlerin Roma ordusuna saldırması sonucunda ise Roma ordusunda büyük kayıplar meydana gelmişti. Roma ordusunun komutanları bu akınlardan kurtulmanın tek yolunun Efstatios’u geri çağırmak olduğuna karar verdiler. Kral hemen bir emir çıkartarak azizin geri getirilmesini emretti. Uzun bir aradan sonra askerler azizi bularak ona kendilerini savaşta önderlik yapmasını önerdiler. Aziz yeniden kıyafetlerini giymeyi kabul etti. Aziz köyden giderken köylüleriyle vedalaştı ve o zaman köylüler bağlarını koruyan bu adamın gerçek kimliğini anladılar.&lt;br /&gt;Roma yolunda bir çok şehir azizi övüyor onu sevgi ile karşılıyordu çünkü tek kurtuluş yolları azizin onlara savaşta liderlik etmesi idi. Aziz bir şehirden geçerken yüce Tanrı karı kocanın tekrar buluşmasını istedi ve aziz eşini yıllardan sonra buldu. Her ikiside hallerinden memnun bir şekilde Romaya doğru yollarına devam ettiler. Orada onları dahada mutlu bir haber bekliyordu. Her iki çocuklarıda sağ her ikiside Roma ordusunda düşmanlarla savaşmak için asker olmuş gençlerdi. Zor ve çetin geçen savaşların ardından Roma’nın düşmanları geri çekilmek zorunda kaldılar. O zamandan sonra tekrar birleşen aile mutluluk içerisnde yaşadı.&lt;br /&gt;O zamanlar kral Traianos vefat ederek yerini Hristiyan düşmanı olan oğlu Adrianos’a bıraktı. Bütün krallıkta barış sağlandıktan sonra kral yenilgisiz komutanını ona teşekkür etmek ve putlara adak dilemek için yanına çağırdı. Binlerce insan azize sevgi gösterisinde bulunmak için toplandı. Aziz ailesiyle beraber mekana geldiğinde herkes hep bir ağızdan onun ismini bağırıyordu. Kral o sırada komutanını putlara adak dilemek için yanına çağırdı. Aziz kendisine sunulan sonsuz zenginlige önem vermeyerek binlerce insanın önünde şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Gerçek Tanrı yalnızca bir tanedir, insanların kurtarıcısı Mesih İsa’dır o. Ben yalnızca Ona inanır yalnızca Onu Tanrım olarak kabul ederim.&lt;br /&gt;Kral bunun üzerine azizin eşine ve çocuklarına putlara tapınmaları emrini verdi ama onlarda bunu red ederek cesaret içerisinde tek ve gerçek olan Mesih İsa’yı kabul ettiler. Kral azizin savaşlardaki başarısını unuturak kendisinin ve ailesinin acımasızca dövülmesini emretti. Aziz ve ailesi acımasız işkencelere boyun eğmediğinden onları hapse attılar ve bir kaç gün sonra onları hayvanlara yem yapmak için şehrin arenasına götürdüler ancak hayvanlar Tanrı’nın isteği doğrultusunda azizlere dokunmadılar. Bunun üzerine aileyi yanan bir kazanın içerisinde üç günlügüne yakma kararı aldılar. Böylece azizlerin kutsal bedenleri Tanrı’ya teslim olurken azizlerin bedenleri ateşten kesinlikle zarar görmemiş bir şekilde bulundular. Bu olaylardan duygulanan hristiyanlar bedenleri alarak onlara layık bir şekilde gömdüler. Olayın olduğu tarih 126 yılının Eylül ayıydı. Azizin ve ailesinin yortusu kilisemiz tarafından her sene 20 Eylülde kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-8491284719960010160?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/8491284719960010160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=8491284719960010160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8491284719960010160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8491284719960010160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-efstatios.html' title='AZİZ EFSTATİOS - (ΑΓΙΟΣ ΕΥΣΤΑΘΙΟΣ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR5p5R08lI/AAAAAAAABiw/4JyG8jCZZdY/s72-c/agefstathios1_page.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-8763750901699676622</id><published>2009-03-08T18:55:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:56:09.133-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ APOSTOLOS NEOS - (ΑΓΙΟΣ ΑΠΟΣΤΟΛΟΣ Ο ΝΕΟΣ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ APOSTOLOS NEOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Türklerin Yunanıstanı ellerinde bulundurdukları zamanlardan birinde sultanlık yapmış olan 4. (dördüncü) Mehmet döneminde Hristiyanlar nerede ise Yunanistan’ın her bir tarafına yayılmış olan türkler tarafından işkence görüp öldürüldüler. O zamanlar Volos şehrinin Aziz Lavrentios köyünde Tanrı korkusuyla yaşayan bir aile vardı. Bunların adı Kostas Stamtiu ve Melpo idi. Fakir ancak çalışkan ve namuslu bir aile idiler. 1667 yılında doğan çocukları Apostolos’a öncelikle Tanrı’yı sevmeyi ve saygı göstermeyi öğrettiler. Aziz 15 yaşına geldiğinde yatim kaldı. Böylece İstanbul’a giderek orada bir handa garson olarak çalışmaya başladı. Memleketinden uzak bir yerde hiç bir zaman inançının dışına çıkmayarak İncil’in isteklerini yerine getirmek için sürekli uğraş veriyordu. Bundan dört yıl sonra azizin memleketinide taş kalpli bir bey insanlardan inanılmaz yüksek derecede vergi alıyor onlara çok sert davranıyordu. O bölge aslında Sultan Mehmetin annesi Valite Sultana aitti. Sultanın annesine şikayette bulunmak isteyen bir kaç kişiyi bey tutuklatarak hapse attırdı böylece hristiyanlar direk Valide sultanla görüşecek olan üç kişiyi daha İstanbul’a gönderdi. İstanbul’a vardıkları zaman bölgeyi bilmediklerinden kendilerini sultana götürecek olan Apostolos’la buluştular. Aziz hemşehrilerine yardımcı olmak için Yusuf ağaya gidecek ve ona beyin yaptıklarını anlatacaktı. Ağa azizi gördüğünde nereden olduğunu sordu.&lt;br /&gt;- Bsen senin liderlik yaptığın bu şehrin bir oturanıyım!&lt;br /&gt;Ancak Yusuf ağa azizi o aralar İstanbul’da bulunan zalim beye kendisini bu hareketinden dolayı cezalandırması şçşn ona gönderdi. Bu beyin ismi Voevodas idi. Voevodas azizden memleketinden uzak durduğu dört sene için vergi ödemesini istedi. Aziz şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;- Benim hiç param yok. Bana ait olan tek şey köydeki evimdir. Eğer istersen al sat ve vergilerden olan parayı oradan al.&lt;br /&gt;Voevodas azizin teklifini duyduğu zaman çok sevindi çünkü evden alacağı para vergiden alacağı paradan çok daha fazla idi. Böylece tutuklatmış olduğu diğer üç kişiyi sultanın bir şey duymayacağı şartıyla serbest bıraktı. Azizin köylülerinden bir tanesi azizi o kadar çok kıskandıki hemen Voevodas’a giderek azizin daha genç olduğundan sultanın annesine gidip herşeyi anlatacağını ve bu yüzden onun serbest kalmaması gerektiğini söyledi. Voevodas hemen azizin hapse atılmasını ve zincirlerle bağlanmasını emretti. Bu emrin ardından ikinci emri azizin ölene kadar her gün dövülmesini ve işkence görmesi idi. Bir gün aziz Apostolos ayağının bir tanesini zincirlerden çıkartmayı başararak hapisten kaçmaya çalıştı. Ancak bu Tanrı isteği ile olmadı çünkü eğer olsaydı Apostolos Tanrı katına aziz olarak çıkamayacak ve günümüze dek anılmayacaktı. Askerler azizin kaçmak istediğini farkettiklerinde onu yakalayarak Voevodas’a götürdüler. O hemen bir sopa alarak azize acımasızca vurmaya başladı. Aziz beye şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Bana neden vuruyorsun acımasız adam benim senden ve askerlerinden daha yüce olduğumu bilmiyormusun?&lt;br /&gt;Voevodas hemen durarak hayretler içerisinde azize neden kendilerinden daha üstün olduğunu sordu.&lt;br /&gt;- Neden mi daha üstünüm? Acaba sende mi müslümansın?&lt;br /&gt;Askerler bunu azizi müslüman yapmak için fırsat sayarak:&lt;br /&gt;- Evet işte bunu söyledi. Müslümanlığı kabul etti ve biz artık onun fikir değiştirmesine izin vermeyeceğiz.&lt;br /&gt;Türk beyi hemen azizin sünnet edilmesi için bir sünnetçi çağırılmasını emretti. Aziz cesaret içerisinde şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Ben sizden üstünüm dediğim zaman Hristiyan olduğumu söylemek istiyorsum. Dinimi değiştireceğime Hz. İsa adına kafamı kesmenizi tercih ederim.&lt;br /&gt;Azizin genç yaşına aldırmadan ona vuruyor, tükürüyor ve küfür ediyorlardı. Bütün bunlara rağmen aziz inancını yğtğrmiyor tam aksine Hz. İsa’nında gerçekler adına düşmanlarından ölümüne kadar işkence çektiğini hatırlıyordu. Azizi paşanın yanına götürdüler ve orada sözde azizin önce müslüman olduğunu ve daha sonra fikir değiştirdiğini söylediler. Vezir azizin fikrini değiştirmek için güzel bir at ve çuvallar dolusu altın ve gümüşü karşısına getirerek ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Eğer müslüman olursan hem ölümden kurtulacaksın hemde sana vereceğin bu hediyeleri alacaksın.&lt;br /&gt;Ancak aziz bu hediyelere hiç bir önem vermeyerek vezire şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Ne yapacaksanız en kısa zamanda yapın çünkü ben kurtarıcım olan Mesih İsa adına canımı vermeye hazırım. Eğer beni yakacaksanız odunları ben toplayacağım! Eğer beni asacaksanız ipimi ben çekeceğim! Eğer başımı kesecekseniz bıçağı ben bileyleyeceğim! Ama eğer benim din değiştirmemi istiyorsanız öşreninki bu hiç bir zaman olmayacaktır!&lt;br /&gt;Vezir bu gencin direncini ve inancını gördüğü zaman onun dinini değiştiremeyeceğini anladı ve hapse atılmasını ertesi gün ise kafasının kesilmesini emretti. Barbar işkenceciler azize bütün gece ucunda diken olan kamçılarla vuruyorlar onun bedeninde yaralar açıyorlardı. Sabah olduğunda askerler azizi idam edileceği yere götürürken aziz mutluluk içerisindeydi. Yolda gördüğü Hristiyanlara selam verdi. Hristiyanlar azizin sonunun geldiğini anladıklarında uzaklardan onun sok dakikalarını izlediler. İşkenceci azizin kafasına üç kere vurduktan sonra son darbeyi de indirerek kafasını kesti. Olayın olduğu tarih 16 Ağustos a686 yılı idi. Askerler bir kenara çekildiklerinde bir çok melek azizin bedeninin etrafında toplanarak şükredici dualar etmeye başladılar. Tanrı isteği ile meleklerin görüntüsü askerlere gözüktü ve askerler hristiyanların bedeniçalmak istediklerini zanneerek kılıçlarına sarılıp saldırdılar ancak bedenin yanına vardıklarında bedenin yanında kimseler yoktu.Askerler olan bu mucizevi olayın hala ne olduğunu anlamamışlardı. Akşam üzeri yollarda insanların çoğalması ve hristiyanların bedeni görmesi korkusuyla askerler azizin kutsal bedenini suyun dibine batsın diye Haliç’e attılar. Azizin bedenini suya attıkları sırada bir mucize gerçekleşti. Azizin badeni suyun dibine batmak yerine suyun yüzeyinde duruyordu. Bedeni kıyıya vurduktan sonrada askerlerin gözlerinden kayboldu. Azizin son dakikalarını izleyen hristiyanlar hemen Patriğe giderek aziz Apostolosa yapılanları anlattılar. Bunun üzerine Patrikhane azizin kutsal başını Türklerden isteyerek kurtuluşta Aziz Dimitrios kilisesinde yüz yıl boyunca muhafaza ettiler. 1795 yılında Selefkia metropoliti Dositheos başı alarak Aziz Lavrentios köyüne göndermeyi başardı. Azizin eskiden evinin bulunduğu noktaya onun anısına kilise inşa eden hristiyanlar azizin kutsal başını oraya koydular. Aziz Apostolos 19 yaşında günahsız Mesih İsa adına hiç bir korkuya ödün vermeden canını verdi. Ölümden ve işkencelerden kurtulmak için bir saniye olsun müslüman olduğunu kabul etmedi. Tanrı şehitleri arasında ayrım yapmadığından oda cennetteki yereni aldı. Azizin yortusu kilisemiz tarafından her sene 16 Ağustos tarihinde kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-8763750901699676622?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/8763750901699676622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=8763750901699676622' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8763750901699676622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8763750901699676622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-apostolos-neos.html' title='AZİZ APOSTOLOS NEOS - (ΑΓΙΟΣ ΑΠΟΣΤΟΛΟΣ Ο ΝΕΟΣ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-5091833740061861931</id><published>2009-03-08T18:54:00.001-07:00</published><updated>2009-03-08T19:01:30.769-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ ATHANASİOS - (ΑΓΙΟΣ ΑΘΑΝΑΣΙΟΣ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ ATHANASİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR4Y0KMaJI/AAAAAAAABio/D2iAscWQ-Aw/s1600-h/4eee76b1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 333px; height: 509px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR4Y0KMaJI/AAAAAAAABio/D2iAscWQ-Aw/s400/4eee76b1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311002228290250898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Athanasios İ.s. 297 yılında Mısır’ın İskenderiye şehrinde dünyaya geldi. O zamanlar kral Hristiyanların düşmanı olan Maksimianos idi ve onun ardından da kral Maksiminos oldu. Küçük yaşta ailesi sayesinde Hristiyanlığı iyice tanıdı ve Tanrı’yq tüm kalbiyle bağlandı. Yaşı büyüdükçe yaşıtlarıyla oynamak yerine büyüklerle oturup ruhsal ve manevi konuları konuşmayı tercih ediyordu. Aziz Athanasios bilgili bir insandı. Kutsal yazıları dikkatlice okuyordu. 18 yaşına vardığında Kutsal Kitab’I ezbere biliyordu. O zamanlar azizi İskenderiye Patriği yanına çağırmıştı. Patrik azizin temiz kalbini ve kişiliğini gördüğü zaman hemen hiç düşünmeden onu Diakoz yaptı. Aziz o zamandan sonra sürekli Tanrı üçlüğünden bahseden kitaplar yazmaya başladı. Bunlardan başka aziz putperestlerin sahtekarlığını ve yalancılığını açıklayan kitaplarda yazdı. Onun bu kitapları sayesinde bir çok kişi yalnış yolda olduğunu anlayarak vaftiz oldu.&lt;br /&gt;O zamanlar İskenderiye’de yeni bir tarikat ortalığı ayağa kaldırmıştı. Arion adında bencil ve kendini bilmez bir bir din adamı Mesih İsa’nın Tanrı olmadığını ama Onun yalnızca Tanrı’nın yarattığı bir varlık olduğunu savunuyordu. Halkı bu söyletisiyle kolayca kandırıyor kendisine onları taraftar yapıyordu. Bu sorun üzerine Büyük Konstantin soruna bir çözüm bulmak için hemen Ekümenik Konsil yapılmasını istedi. Böylece İ.s. 325 yılında 318 tane piskopos İznik’te toplandılar. Bunların arasında bugün aziz olarak andığımız Nikolaos, Markellos ve Spiridonas’ta bulunmaktaydı. İskenderiye Patriği bu konsile kendisi katılamayınca diakozu olan Athanasios’u gönderdi. Konsil başladığı zaman Arion ve Taraftarları eğitilerinin sonuna kadar arkasında duracaklarını belirttiler. Bunun üzerine genç Athanasios Sözü alarak Ortodoksluğun gerçek olduğunu kanıtlayarak Arion ve taraftarlarının sahtekar olduğunuda herkese kanıtlamış oldu. Ortodoks kilisesinin haklı çıkması ile konsil kısa bir süre içerisinde sona erdi. Aradan bir yıl geçtikten sonra İskenderiye Patriği vefat etti. Bunun üzerine Athanasios’u seven ve ona güvenen halk onu kendilerine yeni baş olarak seçti. Arion tarikatı taraftarları Azizin Patrik olduğunu öğrendikleri zaman bu olaya çok kızdılar. Azizi küçük düşürmek için sürekli bir hatasını arıyorlardı ancak her hareketleri boşa gitmekteydi çünkü aziz haksızlığa ödün vermeden yaşamaktaydı. Bir gün Arioncular Kopmuş bir kol alarak sınır dışı edilmiş olan Arsenios adındaki bir adamın kolu olduğunu ve bunun Patrik Athanasios tarafından kesildiğini savundular. Böylece Tiru Konsilinde aziz Mahkum sandalyesine oturacaktı. Konsilden bir gece önce Arsenios Azizin yanına gelerek ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Azizim benim sınır dışı edilmiş olmamdan dolayı buraya gelemeyeceğimi zannediyorlardı. Ancak ben sana yardım etmek için buradayı!&lt;br /&gt;Ertesi gün azizin yargısı başladığında aziz Arion taraftarlarına hala suçlamaya devam edip etmediklerini sorduğunda onlar suçlamaya devam ettiler.&lt;br /&gt;-        Hala o kolu benim kestiğime inanıyormusunuz?&lt;br /&gt;-        Evet bu kolu sen kestin!&lt;br /&gt;O sırada Arsenios içeri girerek herkese sağlıklı olduğunu gösterdi ve böylece aziz rezil Arion taraftarlarını yalancı çıkarttı.&lt;br /&gt;Azizle baş edemeyen saygısızlar başka bir neden daha bularak azizi tekrar suçladılar. Günahkar bir kadına para veren saygısız Arioncular onun gidip herkese azizin kendisiyle günahkar işler yaptığını söylemesini istediler. Kadın Konsile giderek tarikatçıların ona söylediklerini yaptı. Kucağında bir de bebek tutmaktaydı. Bir kez daha Aziz yargılanmayı ve yalana karşı koymayı kabul etti. Onunla birlikte haksızlığa dayanamayan Timoteos adında bir papazda yargıya gitti. Timoteos kadının yanına giderek ona:&lt;br /&gt;-        Bu çocuğun benim olduğunu söyleyip beni suçluyorsun öylemi?&lt;br /&gt;Kadın Timoteos’un Aziz olduğunu zannederek ona:&lt;br /&gt;-        Evet bu çocuk senin ve benim hayatımı mahvettin!&lt;br /&gt;Bunu görenler kadının yalan söylediğini anlayarak azizi bir kez daha serbest bıraktılar. Aziz kısa bir süre sonra kralın düşmanı olduğu gerekçesiyle krala şikayet edildi. Kral Büyük Konstantin buna inanarak onu 336 yılında Fransaya sürgün etti. İki yol sonra Kral Konstantin vefat ederken son isteği Azizin sürgünden geri dönmesi idi. Daha sonra tahta Oğlu Konstantin geçti. Halk bu olaydan çok memnun bir şekilde yollara çıkarak azizi karşıladı. Ancak Arioncular bir kez daha kurnaz bir plan hazırladılar. Arioncular Azizin Tiru Konsilinde Patriklikten kovulduğunu duyurdular ve Petrikliğe Arioncu Griogorios’u getirdiler. Grigorios genç bekire kızların dövülmesini, Tanrı korkusuyla yaşayanların hapse atılmasını ve kendisinden şikayetçi olanların cezalandırılmasını emretti. Böylece aziz bir kez daha sürgün edildi. Bu sefarki sürgün mekanı Roma idi. Üç yıl sonra dönemin Roma Kralı Konstandas Sardiki şehrinde sürgünde bulunan Patrik Athanasios konusunda ne yapacağına karar vermek için Konsil olmasını istedi. Aziz bu konsilde suçsuz bulunarak Arioncu Patrik Grigorios ve papazlarını kovdu. Aziz hemen memleketine dönerek orada onu çok seven ve her zaman destekleyen halkı tarafından sevgiyle karşılandı. Aradan bayağı bir zaman geçtikten sonra Tanrı korkusu bilmeyen Sirianos adında bir komutan beş bin askeriyle berabar Aziz Teona kilisesine saldırdı. Orada Aziz Athanasios Yüzlerce Dindarla berabar gece kilisesi yapmaktaydı. Acımasız askerler bir çok inaçlı kişiye işkence yaptı bir çok kişiyide hapse attı. Aziz mucizevi bir şekilde kiliseden çıkarak Hristiyan bir kadının evine saklanmayı başardı. Aziz bu olaydan sonra üç kere daha sürgün edildi ve böylece on beş yıl daha memleketinden uzak yaşamak zorunda kaldı. Aziz sürgündeyken bile bir çok kez acımasız askerler tarafından saldırıya uğradı ancak Tanrı’nın ve halkın yardımıyla bunlardan kurtuldu. Tahta Ualis çıktığı zaman halk Arioncuların azize haksız şekilde saldırmalarından dolayı ayaklandı. Kral bu olaydan korkarak azizin İskenderiye halkına iade edilmesini emretti. Böylece aziz bir kez daha halkına geri dönerek haklılık için savaşmaya devam etti. 46 yıllık Patriklik görevinden sonra temiz ruhu ve bedeni 76 yaşında çarpmaya son vererek vefat etti. Aziz Athanasios Kilisemiz tarafından 18 Ocak’ta anılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-5091833740061861931?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/5091833740061861931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=5091833740061861931' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/5091833740061861931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/5091833740061861931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-athanasios.html' title='AZİZ ATHANASİOS - (ΑΓΙΟΣ ΑΘΑΝΑΣΙΟΣ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR4Y0KMaJI/AAAAAAAABio/D2iAscWQ-Aw/s72-c/4eee76b1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-2284012523668931885</id><published>2009-03-08T18:52:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:53:39.777-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ DİMİTRİOS ( PELOPONİSSİOS) - (ΑΓΙΟΣ ΔΗΜΗΤΡΙΟΣ Ο ΠΕΛΟΠΟΝΗΣΣΙΟΣ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ DİMİTRİOS ( PELOPONİSSİOS)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Dimitrios Arkadias’ın Ligudista köyünde dünyaya geldi. Ailesi Hristiyandı. Annesinin erken vefatı üzerine babası tekrar evlendi. İkinci karısı sert bir insan olmakla beraber Dimitrios ve büyük kardeşiyle hiç ilgilenmiyordu. Dimitrios’un babasının adı İlyas’tı. Böylece bu iki çocuk evlerinden ayrılarak Tripoli şehrine iş bulmaya gittiler. Bunlardan bir tanesi Türk bir aileye hizmetçi olarak alındı genç olan ise inşaatlarda iş buldu. Bir zamanlar onlarla kavga ederek yanlarından ayrıldı. Bunun üzerine bir Türk berberinde iş buldu. Efendisinden etkilenerek Hristiyanlığı bırakarak türk elbiseleri giydi ve müslüman oldu. Kardeşi onu gördüğü zaman oda aynısını yaptı. Kısa bir zaman sonra babaları İlyas oğullarının Türkleştiğini öğrendi. Bunun üzerine onlarla konuşmak için Tripoli şehrine gitti. Dimitrios babasının geldiğini öğrendiğinde utanarak saklandı. Babasını görmeye utandığından düşüncelere kapılarak üzülmeye başladı ama daha fazla üzüldüğü şey dinini bırakması idi. Böylece berberden kaçmak için sürekli olarak fırssat arıyordu. Bazı hristiyan tanıdıklarının yardımı ile adalardan birinde bulunan Vaftizci Yahya manastırına vardı. Orada günahları için af diledikten sonra yaptıklarına pişman oldu. Başrahip Dimitrios’u Hio mitropoliti aziz Makarios’un yanına gönderdi. Aziz Hio’ya vardığı zaman mitropolit onu sevgiyle karşıladı. Daha sonra aziz başından geçenleri anlattıktan sonra bedenini Mesih İsa’ya adamaya karar verdiğini söyledi. Mitropolit onun bu kararına hayran kalarak ruhu ile ilgilenmesini söyledi. Aziz en kısa zamanda cennete gitmek istiyordu. Sürekli olarak Tanrı’nın onu affetmesi için dua ediyor ve ağlıyordu. Bir çok kez üzüntüden kendisine zarar veriyordu ve hatta burnundan kan akıyordu. Başka bir zaman soğuğun içerisinde dağlara çıkıyor orada gece gündüz dua ediyordu. Paskalya bayramı geldiğinde aziz isteğini yerine getirmek için Tripoli şehrine gitti. Orada bazı tanıdıklarıyla karşılaştığında kararını onlara açıkladı. O zaman papaz olan Antonios adında bir kişi:&lt;br /&gt;-        Bu gece hep beraber dua edelim. Tanrı bize ne gösterirse onu yapacağız.&lt;br /&gt;Dimitrios bu karara saygı duyarak şehrin dışındaki Aziz Nikolaos kilisesinde kalmak için oraya gitti. Aynı gece papaz Tanrı’sal bir rüya gördü. Ayrıca aziz aynı gece dua ederken beyazlar içerisinde bir adamın üç kez kendisine göründüğünü gördü. Azize şunları söyledi:&lt;br /&gt;-        Selam sana Dimitri, sen cesaretli ol bende senin yanında olacağım.&lt;br /&gt;Böylece aziz isteğinin yerine gelmesinin Tanrı isteği olduğunu anladı. Günahları için af diledikten sonra şehrin içerisinde Türk’lerin onu tanıması için üç tur attı ancak kimse onu tanımıyamıyordu. Bunun üzerine eskiden çalıştığı berbere girerek selam verdi ve tanıdıklarına paskalya bayramında hristiyanların selamlaşma yöntemi olan “ Mesih dirildi” kelimesini söyledi. Onlar ona kim olduğunusorduğunda o eskiden dinini değiştiren Dimitrios olduğunu açıkladı. Dinini kabullenmek için ve Mesih İsa adına kanını dökmek için oraya geri dönmüştü.&lt;br /&gt;    - Eğer ölmek istiyorsan gel seninle bahçeye çıkalım orada bileklerini jiletle keseceğim.&lt;br /&gt;O büyük bir mutlulukla hemen bahçeye koştu ve sevinçle önünde eğildi ancak Türk daha sonra karar değiştirdi. Bu arada şehirde bir kişini önce müslüman olup daha sonra tekrar Mesih İsa’ya inandığı duyuldu. Müslüman bir adam bunu öğrendiği zaman berbere giderek Dimitrios’u alarak elbiselerini satmak için onu bir dükkana götürdü. Şans eseri dükkan sahibide hristiyandı. Bunun üzerine dükkan sahibi adama para karşılığı azizi serbest bırakmasını teklif etti. Ancak aziz yalvararak:&lt;br /&gt;    - Lütfen benim için paranı verme. Benim Tripoli’ye gelmeketki amacım bu zaten.&lt;br /&gt;Bunun üzerine Türk adam azizi alarak Türk beyine götürdü oda azizi savcıya gönderdi. Savcı azizi gördüğü zaman kim olduğunu ve neden dinini değiştirdiğini sordu. Aziz yunancada savcıya önceden hristiyan olduğunu şimdide hristiyan olduğunu ve hristiyan olarak ölmek istediğini söyledi. Savcı yunanca bilmediğinden etrafında bulunanlardan tercüme etmelerini istedi. Yunanlılardan nefret eden biri savcıya daha önceden Türk olduğunu ve halen Türk olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;-        Hayır! Ben hristiyan doğdum ve hristiyan olarak öleceğim.&lt;br /&gt;Diye cevap verdi aziz.&lt;br /&gt;Bunun ardından savcı azizin başının üç darbeyle öldürülmesini emretti. Aziz mutlu bir şekilde günahını ödemek için öldürüleceğinden sevinçle kararı kabul etti. İşkenceciye yaklaştığında sevinçle diz çöktü ve kafasını uzattı. O onu kaldırarak daha önceden çalıştığı berbere götürdü. Dimitrios bir kez daha diz çökerek ölümünü beklemeye başladı türkler ise cesaretine hayran kaldılar. Ardından onu tekrar oradan kaldırarak balık çarşısına götürdüler. Daha sonra azizin kafasına üç kere güçlü bir şekilde vurduktan sonra azizi öldürdü. O zaman 14 Nisan 1803 idi. Saat ise öğlenden sonra 3 idi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-2284012523668931885?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/2284012523668931885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=2284012523668931885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/2284012523668931885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/2284012523668931885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-dimitrios-peloponissios.html' title='AZİZ DİMİTRİOS ( PELOPONİSSİOS) - (ΑΓΙΟΣ ΔΗΜΗΤΡΙΟΣ Ο ΠΕΛΟΠΟΝΗΣΣΙΟΣ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-1089859349327259683</id><published>2009-03-08T18:49:00.001-07:00</published><updated>2009-03-08T18:50:36.955-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ DİMİTRİOS - (ΑΓΙΟΣ ΔΗΜΗΤΡΙΟΣ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ DİMİTRİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR1yAd2DEI/AAAAAAAABig/6c9ItRwM4bo/s1600-h/1004267a.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 362px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR1yAd2DEI/AAAAAAAABig/6c9ItRwM4bo/s400/1004267a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310999362555743298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Dimitrios zengin bir ailenin çocuğu olarak 260 yılında Selanikte dünyaya geldi. İlk eğitimini ailesinden aldı. Genç yaşa vardığında memleketine asker olarak hizmet etmek istedi. İnançlı,zeki ve cesur bir insan olduğundanda kısa bir sürede komutan makamına ulaştı. O dönemde Hristiyanların baş düşmanı olan Dioklitianos Roma Kralı idi ve Anadolu sorumlusu ise damadı Maksimianos idi. Maksimianos azizin özelliklerini gördüğünde hristiyan olduğunu bilmeden onu Selaniğe Dük olarak atadı. Aziz bu makama ulaştığında korkusuzca hristiyanlığı askerlerine eğitiyor ve onlara putların sahte ve insan işi olduğunu anlatıyordu. Bir çok asker azize eğitim almak için gidiyordu. Kısa bir zaman içerisinde bir çok kişi putperestlik tuzağından kurtularak hristiyan oldu.&lt;br /&gt;Bir gün putperestlerden bir kaçı Maksimianos’a giderek azizin putlara karşı konuştuğunu ve tek ve gerçek tanrının Mesih İsa olduğu eğitisini yaydığını bildirdiler. Maksimianos bundan emin olmak içinde bütün üst düzey komutanlarını putlara tapınmaları için devet etti. Azizin tapınağa gelmeyi red ettiğini görünce onu yargılamak için karşısına getirilmesini emretti.&lt;br /&gt;-                    Dimitrios neden putlara tapınmaya çağırdığımda gelmedin? Neden bunu red ettin?&lt;br /&gt;- Efendim hiç bir zaman senin emirlerinden dışarı çıkmadım ve hiç bir zaman senin büyüklüğünü küçümsemedim. Ancak Mesih İsa’ya daha sadığım çünkü O benim ve bütün insanlığın kurtarıcısıdır. Ve bu yüzden sizin o sahte tanrılarınıza tapınmayı red ettim.&lt;br /&gt;Maksimianos bu sözlere kızarak azizin karanlık bir odaya kapatılmasını emretti. O oda bir hamamınaltında bulunduğundan her yerde pis bir koku ve kirli su vardı. Azizi odaya attıkları zaman bir akrep yuvasından çıkarak azize saldırmaya kalkıştı. Aziz haçını yaptıktan sonra üzerine bastı ve akrebi öldürdü. O sırada Tanrı’nı meleği azize görünerek altın Taç takarak ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;-Dimitrios cesaretli ol ve düşmanlarını yeneceksin.&lt;br /&gt;Bunun üzerine aziz inancının şeytanı yeneceğini anladı. Bu yüzden hapishanede acı çekeceği yerde Tanrı’ya şükr ediyor ve sevinç içerisinde dua ediyordu. Tanrı’nın şehidi Dimitrios hapishanede yaklaşık olarak bir sene kaldı. Bütün bu zamanda öğrencileri ziyaretine geliyor oda onları eğitiyordu. 291 yılında Selanik arenasında teke tek dövüşler gerçekleştirildi. Arenada Maksimianostan başka Dioklitianos’ta bulunmaktaydı. Bu iki efendi ve putperest halk Lieos adındaki savaşçıyı destekliyorlardı. Lieos çok güçlü ve devasa bir insandı. Daha hiç kimseye yenilmemiş onunla savaşanlarında hayatını bağışlamamıştı. Bu savaşcı stada çıktığı zaman hristiyanlara küfür ediyor onları kendisiyle savaşmaları için arenaya çağırıyordu. Azizin öğrencilerinden Nestoras bu sözleri duyduğunda bu devasa adamı öldürmek için öğretmeni olan azize giderek onu kutsamasını istedi.&lt;br /&gt;-                    Git sevgili kardeşim. Düşmanını yeneceksin ama Mesih İsa adınada Şehit olacaksın.&lt;br /&gt;Nestoras sevinç içerisinde stada döndü. Bir kılıç alarak savaşmak için arenaya çıktı. Halk genç hristiyanı gödüğünde onunla dalga geçip gülüyordu. Liesos gence şunları söyledi:&lt;br /&gt;-                    Sen beni yenemezsin ve ölmek içinde çok gençsin.&lt;br /&gt;-                    Sen öleceksin ve bende seni yeneceğim!&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine Lieos Nestoras ile savaşmayı kabul etti. Dimitrios’un öğrencisi haçını yaptıktan sonra haykırarak:&lt;br /&gt;-                    Dimitrios’un Tanrı’sı bana yardım et!&lt;br /&gt;Kılıcını kaptığı gibi saldırarak tek bir vuruşla devasa adamı yere yığdı ve onu öldürdü. Bütün arena sessizliğe büründü. Hayatında hiç bir zaman savaşmamış olan 20 yaşındaki bir genç putperestlerin sevgili kahramanını öldürmüştü. Bunun üzerine kral genci yanına çağırarak:&lt;br /&gt;-                    Hangi büyülerle yenilmez Lieos’u yenmeyi başardın?&lt;br /&gt;-                    Büyülerle yenmedim. Gerçek Tanrı olan Mesih İsa’nı gücü ile yendim!&lt;br /&gt;Diye cevap verdi Nestoras.&lt;br /&gt;Olaydan çok kızgın olan kral Lieos’un ölümüne neden olan kılıçla kendisininde öldürülmesini emretti. Böylece aziz Nestoras öğretmenininde söylediği gibi Mesih İsa adına şehit oldu. Yortusu kilisemiz tarafından 27 Ekim’de kutlanmaktadır. Aziz Dimitrios Mesih İsa adına kanını dökeceği anı sabırsızlıkla bekliyordu. Kral Nestoras’ın galibiyetini Hristiyanlığın putlara karşı bir galibiyeti gibi algıladığından çok sinirlendi. Bu yüzden askerlerine Azizinde öldürülmesini emretti. Askerler hapse girdiklerinde aziz sağ kolunu kaldırarak onu kılıçlamalarını bekledi. Bedeninin ölümüyle Tanrı’nın sonsuz krallığına kavuşacaktı. Askerler azizin karnının yan tarafına indirdikleri kılıç darbeleriyle azizi öldürdüler. Azizin bedenini hristiyanlar öldüğü yere gömdüler. Ama o zamandan beri mezarının içerisden muhteşem bir koku yayılmaya ve muhteşem kokulu bir su akmaya başladı. O kirli mekan muhteşem kokuyor kimse bu olayın ne olduğunu anlayamıyordu. Bugüne kadar azizin bedeninin bulunduğu kilisede azizin yortusunun olduğu gün bütün kilise muhteşem kokuyor ve insanlar bu su ile kutsanıyorlar. Bir çok kişi hastalığına derman buluyor. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 26 26 Ekimde kutlanmaktadır. Bundan başka aziz Dimitrios Selanik şehrinin koruyucusudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-1089859349327259683?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/1089859349327259683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=1089859349327259683' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1089859349327259683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1089859349327259683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-dimitrios.html' title='AZİZ DİMİTRİOS - (ΑΓΙΟΣ ΔΗΜΗΤΡΙΟΣ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR1yAd2DEI/AAAAAAAABig/6c9ItRwM4bo/s72-c/1004267a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-3105975337492241116</id><published>2009-03-08T18:41:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:44:36.592-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE ANASTASİA - (ΑΓΙΑ ΑΝΑΣΤΑΣΙΑ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE ANASTASİA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR0buyFSSI/AAAAAAAABiY/4ZxdzrvWWI0/s1600-h/anastasia4.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 346px; height: 474px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR0buyFSSI/AAAAAAAABiY/4ZxdzrvWWI0/s400/anastasia4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310997880340039970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Anastasia’nın doğum yeri Romadır. Azize Krallar Dekios, Valerianos ve Gallos’un krallık yaptığı dönemde yaşamıştır. Ailesi zenin insanlardı. Küçük yaştan Mesih İsa’yı o kadar çok sevdiki kendisini ona adamaya karar verdi. O zamanlar manastır bulunmadığından kendini Tanrı’ya adamak isteyen kadınlar hep beraber bir evde kalıyorlar ve insanlara yardım edip Tanrı yolunda yaşıyorlardı. İşte böyle bir eve yerleşen Anastasia Tanrı’nı hoşuna gidecek bir hayat yaşamak istiyordu. O evde bilgili bir başrahibe yaşamaktaydı. Bu rahibenin adı Sofia id ve azizeye dinini sağlamlaştırmasında yardımcı oldu. Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra bazı putperestler bölge sorumlusuna giderek azizeyi şikeyet ettiler. Aziznin putlara tapacağı yerde Mesih İsa’yı duyurduğunu belirttiler. Efendi hemen askerlerine emir vererek azizeye yargılamak için karşısına getirtti. Askerler azizeyi tutuklamak için eve geldiklerinde başrahibe şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Kızım bu kadar zamandır kazanmak için savaş verdiğin Tanrı’nın krallığını kazanma şansı geldi. Tanrı’yı cesaretle kabullenme zamanı geldi. Söyle bana kızım acılara dayanabilecekmisin yoksa Mesih’i redmi edeceksin?&lt;br /&gt;- Sevgili anneciğim hiç bir zaman bana eğittiklerini unutmayacağım. Bir şeyi sevdiğimiz zaman onu kaybetmemek için elimizden ne gelirse yaparız ama birde bu Mesih İsa olursa o zaman nasıl vaz geçebilirim? Günahsız olan efendim Mesih İsa adına her türlü acı çekilmeye değerdir.&lt;br /&gt;Daha sonra askerler sanki azize kaçacakmış gibi onu bağladılar ve efendinin önüne götürdüler. Tatlı bir dille efendi azizeyi kandırmaya çalıştı. Başaramayınca efendi tehtitlere başladı. Bunun üzerine azize cevap verdi:&lt;br /&gt;- Beni putların tuzağına düşürmeye çalışma. Görmüyormusun senin inandığın bu tanrıların ayakları var ancak yürüyemiyorlar, gözleri ve kulakları var ancak ne duyarlar ne de görürler! Bunlar insan yapımıdır ve şeytan tarafından kullanılırlar! Bunu bilki Tanrı yalnızca birdir yalnızca Mesih İsa’dır!&lt;br /&gt;Efendi bu cevaptan o kadar küçük hissettiki kendini, hizmetçilerine azizenin acımasızca azizenin suratına vurmaları ve dişlerini kırmaları için emir verdi. Daha sonra efendi azizeye tekrar tapınması için emir verdi. Azize bunu red edince efendi azizenin herkese rezil olması için onun çırılçıplak soydurulmasını emretti. Azize bu utança göğüs geriyor ve utancı yüzünden dinini red etmemek için Tanrı’ya sürekli dua ediyordu. Daha sonra şeytani efendi yere çakılı dört direğe azizenin asılmasını ve altına ateş yakılmasını emretti. Bundan başka askerlerine azize yanarken sırtını kamçılamalarını emretti. Azizenin vucudu kötüten kötüye gittikçe azizede bundan cesaret alarak Tanrı’ya şükr ediyordu. Daha sonra acımasız efendi azizenin bir tekerleğe bağlanmasını emretti. Bu tekerleğin üzerinde azizenin kemikleri kırılmaktaydı. Tanrı’nın inançlı kulu dua ederek şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Tanrım bedenim yandı ve kemiklerim kırıldı! Tanrım sana yalvarıyorum bir kez daha putperestlerin utanması için gücünü göster ve bana güç ver!&lt;br /&gt;Azizenin duası o anda kabul oldu ve azize eski sağlığına kavuştu. Artık hiç bir yarası yoktu. Efendi mucizeyi gördüğünde yenildiğini anladı ve kudurdu. Bunun üzerine işkencecilere emir vererek demir tırnaklarla bedeninin yırtılmasını emretti. İşkenceciler azizeye yaklaştıkları anda elleri kurudu ve böylece Tanrı bir kez daha sevgili kulunu korumuş oldu. Günahlarından dönmek istemeyen efendi bunca mucize görmesine rağmen bir türlü vaz geçmiyordu. Zalim efendi azizeden intikam almak için de göğüslerinin kesilmesini emretti. Azize bütün bunlara rağmen cesurca acılara göğüs geriyordu. İşkenceciler hristiyan bir kadının bu kadar acıdan sonra hala dinini red etmemiş olmasına çok şaşırmışlardı. Tabi işkencecilerin ruhları kapalıydı. Onlar azizeye acı çektirdikçe yenilmez olan Mesih İsa ile savaştıklarını anlamıyorlardı. Daha sonra azizenin tüm dişleri ve tırnakları söküldü. Efendi bu yöntemle azizenin kararını değiştireceğini zannetiyordu. Azize Anastasia bütün bu işkencelere cesaretini ve inancını kaybetmeden katlandı.&lt;br /&gt;- Neden vaktini kaybediyorsun bencil adam? Neden beni öldürmüyorsun? Neden Tanrım’la buluşmamı geciktiriyorsun? Ben beni bu kadar mucize ile koruyan Mesih İsa’mı bırakmam. Senin o cansız tanrılarına inanmam.&lt;br /&gt;Efendi sözlere sinirlenerek dilinin kesilmesini emretti. İşkenceciler hemen bu insansızca emri yerine getirdiler. Olayı gören hristiyanlardan bir tanesi biraz su alarak azizenin yanına gitti. Askerler adamı gördüklerinde tutukladılar ve efendinin emri ile de başını kestiler. Bir kaç saat sonrada azizenin boğazını kestiler ve böylece azize ruhunu Tanrı’ya teslim etmiş oldu.&lt;br /&gt;Bu arada başrahibe Sofia Azize Anastasia’nın dinini kaybetmemesi ve acılara dayanması için sürekli dua ediyordu. Sofia bir gece dua ederken Tanrı’nın meleği ona görünerek azizenin işkencelere dayandığını ve bu yüzden sonsuz hayatın tacını giydiğini ona belirtti. Daha sonra bedeninin nerede olduğunu belirtti ve böylece Sofia giderek bedeni aldı. Bazı hristiyanların yardımıyla Roma’da bir kilisede defnedildi. Kilisemiz azizenin yortusunu 29 Ekim’de anmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-3105975337492241116?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/3105975337492241116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=3105975337492241116' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3105975337492241116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3105975337492241116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-anastasia.html' title='AZİZE ANASTASİA - (ΑΓΙΑ ΑΝΑΣΤΑΣΙΑ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbR0buyFSSI/AAAAAAAABiY/4ZxdzrvWWI0/s72-c/anastasia4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-5877713178103415245</id><published>2009-03-08T18:38:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:40:32.502-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE AVGUSTA TEODORA - (ΑΓΙΑ ΘΕΟΔΩΡΑ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE AVGUSTA TEODORA&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRzbv4JCqI/AAAAAAAABiI/sjzzjJd5yA8/s1600-h/agiatheodora.gif"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 322px; height: 632px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRzbv4JCqI/AAAAAAAABiI/sjzzjJd5yA8/s400/agiatheodora.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310996781122259618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Teodora Paflagonia bölgesine ait bir köydendi. Ancak Tanrı’ya bağlı olan Teodora’nın ailesi Marinos ve Teoktisti daha küçük yaşta iken İstanbul’a yerleştiler. Daha küçük yaştan Teodora Tanrı’ya olan sevgisi ve kibarlığıyla dikkat çekmişti. O zamanlar 829 yılından 842 İ.s. krallık yapan Teofilos Bizans imparatorluğunun Kralıydı. Evlenmeye karar verdiği zaman kral memleketin en güzel kızlerını saraya davet etti ve bunların arasında göze çarpan iki kızdan birtanesi Teodora öteki ise Kasiani idi. Kral en iyi olanını seçecekti. Hatta Kasiani’yi denemek amacı ile ona şunu söyledi : - Siz kadınların yüzünden bütün bu kötülükler... (Kral bu sözlerle hz. Havvadan bahsediyordu) ve bunun üzerine Kasiani krala bütün güzelliklerinde kadından geldiğini söyledi. (Kasiani bu sözleri ile Mesih İsa’yı doğuran Meryem anamızdan bahsediyordu. Bu cevabı duyan egoist Kral Teodorayı kendine eş olarak seçti. Bu olay üzerine Kasiani rahibe oldu ve büyük salının o muhteşem duasını yazdı. Diğer yandan ise Teodora kraliçe oldu. Kral Teofilos ikonalara karşı olan bir insandı ve bu yüzden hristiyanlara ikonalara dua etmemeleri ve onlara tütsü yakmamaları konusunda yasak getirdi. Bu yetmiyormuş gibi birde ikona karşıtı dönemin Patriği İoannis Grammatikos ile iş birliği yaparak ikonalara inanan ve onlara değer veren herkesi kendi inaçları doğrultusunda Tanrı katında lenetlediler. Hatta onların adına ikona tapınanları adını verdiler. Devamında Teofilos bütün hristiyan kiliselerinden ikonaların çıkartılmasını emretti. Her kim onlara saygı ve hürmet göstermeye devam ediyordu ise onun cezası sürgün, hapis hatta hatta ölüme kadar varabiliyordu. Bütün bunlara rağmen Tanrı sevgisi ve korkusuyla yaşayan Teodora kocasının yasaklarına önem vermeyerek ikonalara saygı göstermeye ve onlarda bulunan kişilere inanmaya devam etti. Akşmaları odasına gittiği zaman bu ikonalardan bazılarını gizlice çıkartıyor ve onlara dua ediyordu. Ancak bir çok seferinde Krala yakalanma tehlikesi geçirdi ve hepsindede Tanrı’nın yardımı ile son anda kurtuldu. Zaman geçtikçe Teodoranın tam 5 çocuğu oldu. Adları Tekla Anna Anastasia Pulheria Maria ve Mikail idi. Çocuklarına babalarından gizli bir şekilde dua etmeyi ve ikonalara saygı ve hürmet göstermeyi öğretiyordu. Bir gün Teodora çocuklarını yanına alarak annesi Teoktistinin yanına gitiiler. Orada ikonaları alarak kızlarının başlarına değdirdi. Bunu yaptıktan sonra ikonaların temsil ettiği azizlere bir ömür boyu saygı duymalarını ve onlara saygı duymalarını çünkü azizlerin bir ömür boyu Tanrı’yı kutsadıklarını onlara anlattı. Saraya döndükleri zaman babları kızlarına nasıl vakit geçirdiklerini sordu. Büyük kızları konuşmadılar ancak en küçük kızı Pulheria masum bir şekilde bütün olanları babasına anlattı ve o günden sonra anneannelerini görmelerini yasakladı. Kralın ikonalara karşı vermiş olduşu savaşın 12. yılında kral çok kötü bir biçimde hastalandı. Boğazı nerede ise erimek üzere idi ve kral ölüm ile burun buruna idi. Gece Teodora Meryem anayı ruyasında gördü. Meleklerle berabar zalim kocasına vurmaktaydılar. Bu olay üzerine üzülen Teodora Mesih İsa’nın bir İkonasını alarak hasta olan kocasının üzerine koyarak Tanrı’ya onu bağışlaması için tüm kalbiylr dua etti. O yakınlarda boynuna ikona takmış olan birisi vardı. Kral onu gördüğü vakit ikonayı alarak öpmeye başladı ve şunları söyledi :&lt;br /&gt;-         Benki bunca yıl İkonaları ve Hristiyanları kovaladım durdum...şimdi onların beni kovalama sırası.&lt;br /&gt;Ve o anda mucizevi br şekilde kral iyileşti boğazı düzeldi ve eski sağlığına kavuştu. Kralın ölümünden sonra tahtın sahibi oğlu Mikail idi ancak yaşı sadece üç olduğundan tahta annesi Teodora geçti. Bunun üzerine hemen bir konsil düzenleyerek ikonaların ve hristiyanların karşıtlarını yargıladı ve hemen ardından patrik İoannisi tahtından indirerek yerine aziz Metodios’u getirdi. Azize Teodora hristiyanları hapisten kurtrdı. 16 şubat 842 yılında birçok piskopos papaz ve binlerce halk İstanbul Aya Sofya Kilisesinde bir araya gelerek İkonaları kiliseye geri koydular. Ellerinde mumlar ve İkonalarla bütün kiliselere yeni baştan Azizlerimizin İkonalarlıya doldurdular. 120 yıl aradan sonra o gün kilisemizin pazarı olarak tayin edildi. Kraliçenin vardas adında birde kardeşi verdı ancak o yeğenini annesine karşı kışkırtıyordu. Bunun nedeni ise krallığın ekonomisini Teodoranın elinde bulundurması idi ve yeğenine annesinin paraları kendisi için almak istediğini söylüyordu. Ve böylece küçük kralı annesini ve kızkardeşlerini rahibe olarak göndermesi için ikna etti. Cesur Teodora hayatının sonuna kadar kızları ile bir manastırda dua ve oruç ile Tanrı’ya her zaman bağlı bir&lt;br /&gt;İnsan olarak devam ettirdi. 11 şubat 867de gözlerini dunyaya yumdu. Bardasın sonu ise gerçekten çok ilğinçti. Yeğeninin emri ile 866 yılında öldürüldü. Mikail ise Makedonya kralı tarafından bardasın ölümünün 10 yıl ardından öldürüldü. Azize Teodoranın vucudu ise hiç bozolmamış bir şekilde bulundu. Vucudu Tanrı’sal bir şekilde kokuyordu. Önce İstanbuldaki azize Anastasia kilisesine kondu aziz vucudu. Ancak İstanbulun Türkler tarafından alınışından sonra Yunanıstanda Kerkira adasına kondu. Şimdi inaçlıların ve dertlilerin yardımcısı O. Azizenin yortusu kilisemiz tarafından 11 şubatta kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-5877713178103415245?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/5877713178103415245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=5877713178103415245' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/5877713178103415245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/5877713178103415245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-avgusta-teodora.html' title='AZİZE AVGUSTA TEODORA - (ΑΓΙΑ ΘΕΟΔΩΡΑ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRzbv4JCqI/AAAAAAAABiI/sjzzjJd5yA8/s72-c/agiatheodora.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-6130067601273570602</id><published>2009-03-08T18:33:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:37:17.506-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE BÜYÜKŞEHİT HRİSTİNA - (ΑΓΙΑ ΧΡΙΣΤΙΝΑ Η ΜΕΓΑΛΟΜΑΡΤΥΣ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE BÜYÜKŞEHİT HRİSTİNA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRytYQVtyI/AAAAAAAABiA/gyFHJwbgBGA/s1600-h/%CE%A7%CE%A1%CE%99%CE%A3%CE%A4%CE%99%CE%9D%CE%91.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 337px; height: 516px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRytYQVtyI/AAAAAAAABiA/gyFHJwbgBGA/s400/%CE%A7%CE%A1%CE%99%CE%A3%CE%A4%CE%99%CE%9D%CE%91.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310995984507320098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Hristina 200 yılında Kral seviros’un döneminde Suriye’de dünyaya geldi. Hristina’nın ailesi putlara inanan insanlar idi. Babası orduda komutan olmakla beraber gerçektende çok zengin bir insandı. Kızının büyüdükçe çok güzel bir vucut yapısına sahip olduğunu gördüğünde onu kimsenin görmemesi için hemen bir ev inşa ettirerek kızını o eve bir çok kadın köle ile kilitledi. Kadınların işi Hristina’ya orada dikkat etmekti. O evin içerisinde kölelerin arasında dinine düşkün olan Hristiyan bir kadın yaşamaktaydı. Bu kadın hayat tarzı ile Hristina’yı etkilemişti. Böylece Hristina zamanının bir çoğunu o kadılnla beraber geçiriyor Hz. İsa’nın kurtarıcı sözünü dinlemekten ve duymaktan çok hoşnut kalıyordu. Böylece genç Hristina kısa bir zaman içerisinde Hristiyan olarak oruç, dua ve Tanrı işleriyle uğraşmaya başladı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra ailesi kızlarını ziyarete geldiler. Onun güzelliğini gördüklerinde tanrılara teşekkür amaçlı olarak putlara adakta bulunmasını istediler. Ancak Hristina cesaretle ailesine şunları söyledi:&lt;br /&gt;-         Ben göklerde bulunan gerçek Tanrı’nın kızıyım. Yalnızca Onun için adak diler yalnızca ona tapınırım.&lt;br /&gt;Ancak babası kızının Zeus’tan bahsettiğini düşünerek sevinç içerisinde kızına tütsü getirerek putlara adakta bulunmasını istedi ama azize hemen odasına kapanarak Tanrı’ya dua etti ve o sırada Tanrı’nın meleği azizeye görünerek ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;-Selamlar olsun Mesih ile aynı ismi taşıyan Hristina. Cesaretli ol çünkü Mesih’in ismini kabullenmen için seni üç tane komutanın önüne çıkartacaklar.&lt;br /&gt;Bu olayın ardından azize tamamen altından yapılmış olan putları bir çekiçle kırdıktan sonra altını fakirlere dağıttı. Sabah olduğunda babası olanları duyduğunda putlara dikkat etmeyen hizmetçilerin kafalarının kesilmesini emretti. Ardından on iki erkeğin kızını acımasızca dövmesini emretti. Erkekler azizeye saatler boyunca acımasızca vuruyorlardı ancak Tanrı azizenin acılarını azaltıyordu böylece adamlar yorularak durdular. O zaman Hristina babasına şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Taş kalpli ve yalnış yola düşmüş olan kişi adamlarına kuvvet verecek olan tanrıların nerelerdeler? Ben hala acılara ve işkenceye dayanıyorum ancak gördüğüm kadarı ile senin oniki adamında bitkin haldeler.&lt;br /&gt;Urvanos bu sözler üzerine çok kızarak kızını boğazından zincirleterek hapise kapattırdı. Annesi kızının babası tarafından çektiği işkenceleri duyduğunda hmen hapse giderek kızına babasının azabından kurtulması için putlara tapınması için yalvardı. Bunun üzerine azize şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;- Anneciğim gerçektrende benimle ilğilenmiyorsun. Bana cesaret vereceğin yerde oturup benim Mesih’in krallığında yer almamam için elinden geleni yapıyorsun. Ölümsüz olanın adına canımı vermeye bile hazırım. Ertesi gün komutan Hristina’ya özür dilemesi için son bir kez şans tanımaya karar verdi. Hristina’yı özür dilemesi ve putlara adak dilemesi için karşısına davet etti. Ancak azize böyle bir harekete girişmeyi kesinlikle red etti çünkü tek ve gerçek olan Tanrı’nın Baba Oğul ve Kutsal Ruh’tan oluştuğunu ve yalnızca Onun tapınılmaya layık olduğunu çok iyi biliyordu. Bunun üzerine acımasız babası kızının asılmasını ve derisinin yüzülmesini emretti. Acıların dayanılmaz olmasına rağmen azize sabrediyor Tanrı’ya sürekli dua ediyordu. Hatta çoğu seferinde vucudundan kopan et parçalarını eline alarak babasının yüzüne fırlatıyor ve ona şunları söylüyordu:&lt;br /&gt;      - Benim bedenimi ve kanımı istemedinmi? Al işte sana kanım ve bedenim düşüncesiz insan!&lt;br /&gt;Buna rağmen babasının kalbinin gözleri acımasızlıktan o kadar kararmıştıki ne yaptığının farkında bile değildi. Böylece babası hemen kızının bir değirmene bağlanmasını ve yanması için altına ateş yakılmasını emretti. Ancak yüce Tanrı sevgili kulunu koruyarak ateşin ona dokunmasına izin vermedi tam tersi ateş etrafa dağılarak bir çok saygısız ve inaçsız puperesti yaktı. Gece olduğunda babası azizenin yanına beş köle göndererek onlara azizenin boğazına büyük bir taş bağlamalarını ve boğulması için onu denize atmalarını emretti. Köleler azizeyi denize attıkları zaman mucizevi bir şekilde taş ipinden çözüldü ve orada bulunanlar azizenin sanki kıyıdaymışçasına denizin üzerinde durduğunu gördüler. Azize Tanrı’ya dua etmeye başladı:&lt;br /&gt;- Bütün herşeye kadir olan olan yüce Hz. İsa şana yaptığın mucizelerden dolayı şükürler olsun. Buğün benim bu sularda vaftiz olmamı layik görki günahlarım bağışlansın ve böylece sonsuza dek senin yanında yaşıyayım.&lt;br /&gt;O anda Hz. İsa bir çok meleğiyle beraber kalabalığın önünde azizeye görünerek istediği şekilde azizeyi Baba Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz etti. Köleler gördükleri karşısında şaşkına dönmüşlerdi ve bir türlü gözlerine inanamıyorlardı. Sabaha karşı azize tekrarda kıyıya ayak basarak babaevinin yolunu tuttu. Babası olan mucize olayları duyduğunda kızının ertesi gün kafasının kopartılması için hemen tutuklanmasını emretti ancak bu isteğini yerine getiremeden o gece vefat etti. Babasının vefatı üzerine azizenin yargılanması sorumluluğunu Dion adında bir kişi aldı. Azizeyi putlara inandıramadığını gördüğünde ona dayak atmalarını emretti. Bunun ardından işkenceciler bir kazanın içerisinde zift ve yağ kaynatıp azizeyi tamamen erimesi için içine attılar. Azize Hz. İsa adına acı çekmeye layık görüldüğü için Tanrıya sürekli şükr ediyordu çünkü çok iyi biliyorduki Hz. İsa’da insanların kurtuluşu için birçok acı çekti. Dion bunun ardından azizenin saçlarının kesilmesini ve çıplak bir halde şehrin içerisinde sürüklenmesini emretti. Azize bütün bu olan olaylarla çok mutluydu çünkü biliyordu ki insanların gözünde bu şekilde ne kadar düşerse Tanrı’nın gözünde bir o kadar yükseliyordu. Bu olanlardan sonra azizeyi Apollon heykeline götürdüler ve orada azize’den apollon heykeline adak dilemesini emrettiler. Azize ellerini göklere kaldırarak:&lt;br /&gt;     - Ruhsuz ve bedensiz yaratık. Hz. İsa adına sana sesleniyorum hemen o putun içerisinden çık ve buradan 40 metre uzaklaş.&lt;br /&gt;Azizenin bu sözlerinden sonra apollonun heykeli kendi kendine kıpırdayarak dışarıya çıktı. Komutan bu gördüğü olaya inanmak istemiyordu. Hemen azizeye bunun nasıl olabileceğini sordu:&lt;br /&gt;-         Nasıl olabiliyorda sen bir tanrının heykelini kıpırdatabiliyorsun? Sen o kadar güçlü olamazsın!&lt;br /&gt;- Bu güce sahip olan kişi yalnızca Hz. İsa’dır. Gerçek ve tek olan Tanrı yalnızca odur. Ama senin buna inanman için tekrardan sana emrediyorum apollon heykeli yerlere düşük paramparça ol şimdi! diye cevap verdi azize.&lt;br /&gt;Put azizenin bu emrinin ardından paramparça oluverdi. Etraftaki bir çok kişi mucizeyi gördüğünde Hz. İsa’nın gücüne inandılar. Komutan bu olaydan sonra o kadar çok üzüldü ki dilsiz kalarak kısa zaman içerisinde öldü. Onun vefatından sonra bölge sorumluluğunu İulianos adında bir kişi aldı. Azize ile ilgili olayları duyduğunda hemen derin bir çukur kazdırıp bu çukurun içine ateş yaktırarak azizenin beş günlüğüne içerisine atılmasını emretti. Ateş sönmek üzere iken çukurun dışarısında bekleyen görevliler hemen ateşin içerisine maddeler atarak ateşi tekrerdan yakıyorlardı. Her zamanki gibi yüce Tanrı ona inananları bırakmadığı gibi azizeyide yalnız başına bırakmadı. Melekler azizenin yanında bulunarak hep beraber Tanrı’ya mutlu bir şekilde dua ediyorlardı. Görevliler altıncı günde çukuru açtıklarında azizenin hiç yanmadığını gördükleri zaman şaşa kaldılar. Sorumlu hemen azizenin zehirli yılanların bulunduğu bir çukura atılmasını emretti. Ancak bir kez daha mucize gerçekleşerek yılanlar Tanrı’nın sevgili kuluna dokunmadılar. Taş kalpli sorumlu bu olayı gördüğü zaman yılanları bir sopayla azizenin üzerine doğru atmaya başladı. Ancak yılanlar azizeye saldıracakları yerde kendisine saldırarak onu öldürdüler. Tanrı’nın sevgili kulu Hristina hemen Tanrı’ya dua ederek Tanrı korkusu bilmeyen saygısız sorumluyu diriltti. Bunun üzerine sorumlu Tanrı’ya ve azizeye tüm kalbiyle teşekkür etti. Bölge sorumlusu bu olanlardan çok sinirlenerek azizenin göğüslerinin kesilmesini emretti. Azizenin gögüslerinin kesildiği anda inanılmaz bir mucize oldu. Oradan kan akacağı yerde tam tersine süt akmaya başladı. İulianos ne yapacağını bilemediğinden azizeye putlara tapınmasını aksi halde onu öldüreceğini söyledi. Azize bunu üzerine sorumluya şunları söyledi:&lt;br /&gt;-         bugün sende öleceksin yalnış yoldan dönmek istemeyen efendi!&lt;br /&gt;Sorumlu bu sözlere o kadar çok kızdıki orada bulunan askerlerinden bir tanesine hemen azizenin dilini kesmesini emretti. Azize kesilen dilini alıp sorumlunu yüzüne doğru fırlattı ve Tanrı’nın isteği ile konuşarak şunları söyledi:&lt;br /&gt;-         Tanrı’yı kutsayan bu dili kestiğin için halı olarak sende kör oldun!&lt;br /&gt;Sorumlu bu olaya rağmen pişman genede pişman olmadı tam aksine askerlerine azizeyi öldürmeleri için emir verdi. Bu emirin ardından askerlerden bir tanesi azizeyi midesinin yan tarfından bıçakla yarladı ve bir diğeri ise azizenin kalbine sapladığı silahıyla azizenin dünyaya gözlerini kapatmasına neden oldu. Aynı gece azizenin önceden bildirilmiş olan sözlerine görede sorumlu öldü. Azizenin Tanrı’ya inanan akrabalarından bir tanesi azizenin kutsal bedenini alarak adına bir kilise yaptırdı ve bedenini oraya yerleştirdi. Azizenin yortusu kilisemiz tarafından vefat ettiği gün olan 24 Temmuz da kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-6130067601273570602?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/6130067601273570602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=6130067601273570602' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6130067601273570602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6130067601273570602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-buyuksehit-hristina.html' title='AZİZE BÜYÜKŞEHİT HRİSTİNA - (ΑΓΙΑ ΧΡΙΣΤΙΝΑ Η ΜΕΓΑΛΟΜΑΡΤΥΣ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRytYQVtyI/AAAAAAAABiA/gyFHJwbgBGA/s72-c/%CE%A7%CE%A1%CE%99%CE%A3%CE%A4%CE%99%CE%9D%CE%91.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-3769710563023993873</id><published>2009-03-08T18:27:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:30:31.372-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE KİRİAKİ - (ΑΓΙΑ ΚΥΡΙΑΚΗ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BÜYÜKŞEHİT AZİZE KİRİAKİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRxIIEBoLI/AAAAAAAABh4/cp4VCfBNjW0/s1600-h/%CE%9A%CE%A5%CE%A1%CE%99%CE%91%CE%9A%CE%97.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 333px; height: 496px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRxIIEBoLI/AAAAAAAABh4/cp4VCfBNjW0/s400/%CE%9A%CE%A5%CE%A1%CE%99%CE%91%CE%9A%CE%97.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310994244993917106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Kiriaki Putrerest Kral Dioklitianos Roma imparatorluğunda kral olduğu bir zamanda dünyaya geldi (M.s. 284-304). Azizenin ailesi gerçektende Tanrı’ya bağlı insanlardı. Kiriaki doğmadan önce bir türlü çocuk yapamıyorlardı. Bunun üzerine babası Doroteos ve annesi Evsevia Tanrı’ya yalvararak onlara bir evlat vermesini istediler. Kısa bir zaman sonra mucizevi bir şekilde Evsevia hamile kaldı ve bir Pazar günü dünyaya bir kız çocuğu getirdi. Tanrı’ya teşekkür etmek için de kızın adını doüduğu gün olan Kiriaki ( yuanacada Pazar) koydular. Kiriaki büyüdükçe Tanrı’ya daha çok bağlanıyor ve ne kadar zeki bir insan olduğunu her fırsatta gösteriyordu. Bunda ailesinin onu doğru büyütmüş olmasıda kesinlikle büyük bir yer kaplıyordu. Ailesi onu böyle zeki ve Tanrı yolunda doğru bir kişi gördükçe Tanrı’ya her fırsatta şükrediyordu. Günlerden bir gün putperest genç bir delikanlı Kiriaki’nin güzelliğini ve becerikliliğini gördüğü zaman onu kendisine eş olarak almak istedi. Böylece kızn ailesine giderek isteğini onlara iletti. Ancak bedeni ve ruhu bakire olan Kiriaki evlenmek istemediğini ama Tanrı yolunda ilerlemek istediğini söyledi. Böylece genç putpereste bu konuyla ilgilenmediğini açık açık anlattı. Bir diğer yandan ise kızın cevabını duyan gencin babası oğlunun kızın hatırına hristiyan olmasından kortuğu için kızı ve ailesini hemen bölge komutanına şikayet etti. Böylece kısa bir zaman zarfında hristiyan aile askerler tarafından tutuklanarak putperest komutana götürüldü. Bölge komutanı olayı inceledikten sonra suçsuz olan aileyi Kral Dioklitianos’un huzuruna gönderdi. Kral kızın ailesine bir çok işkencede bulunurken bir diğer yandanda Kiryaki’yi putlara tapınmaya zorluyordu. Ona hristiyanlar gibi bu kadar inaçlı ve sağduyulu yaşamasını ama gençliğinin ve güzelliğinin tadını çıkarmasını önerdi. Genç Kiriaki krala putperestlerin tek önem verdiği şeyin gelip geçici olan vucut güzelliğine önem verdiğini ancak ruhumuzun bir ömür boyu yaşayacağını ve yargılanacağını unuttuklarını söylediği zaman kral ağzını açamadı. Bunun üzerine azize ailesinin işkencelere maruz kaldığı bölüme ğötürüldü. Ailesinin acı çektiğini gördükçe kendiside acı çekiyordu. Ailesinin çektiği tüm acılara karşın kesinlikle Hz. İsa’mdan vazgeçmeyeceğine kendi kendine söz verdi. Bunda ailesi büyük rol oynamakta idiler çünkü onlarda Hz. İsa’mısın adına acı çekmekte ve şehit olmakta idiler. Daha sonra Kral azizeyi Sezar Maksimiano’ya onu yargılaması için gönderdi. Sezar bayağı bir zaman azizenin din değiştirmesi için dil döktü. Ancak hepsi nefileydi çünkü azize Tek ve herşeye kadir olan Tanrı’sını terketmemeye kararlı ve inaçlıydı. Hiç bir tehtitten korkmuyordu genç Kiriaki. Putperestlerin sahte tanrısına tapınmamaya karar vermişti bir kere. Bunun üzerine işkenceciler azizeyi yere yatırdıktan sonra ellerini ve bacaklarını iyice açtıktan sonra öküz sinirlerinden hazırlanmış bir iple hertarafına acımasızca vurmaya başladılar. Azizeye o kadar acımasızca vuruyorlardı ki azizenin vucudu yırtılıyor ve yeri o tertemiz kanıyla dolduruyordu. Bu yaptıkları yetmiyormuş gibi insafsız işkenceciler onu hapise kapattılar. O zamanlar Vitinia bölgesinin sorumlusu İlarion adında bir adamdı. Bu kişi bir çok hristiyanı putlara tapınmayı ve onlara zorla kurban kesmelerini başarmıştı ve bu yüzden Sezar azizeyi onunda inancını değiştireceği inancıyla ona gönderdi. Azizenin Tanrı’ya olan sevgisi ve inacı o kadar büyüktüki İlarion bile onun inancını değiştirmeyi başaramadı. Bunun üzerine İlarion’un kalbinde azizeye karşı çok korkunç bir kin doğdu. Bu kinin sonucunda azizenin saçlarından asılmasını emretti. Azize saçlarından asıldıktan sonra acımasız işkenceciler azizeyi yanan sopalarla yakmaya başladılar. Azizenin çektiği acılar sözlerle anlatılacak gibi değilde ama genede azize Tanrı’ya olan inancından hiç bir şey kaybetmedi. Tanrı’ya bütün kalbiyle ona bütün bu acılara sonuna kadar dayanaması için sabır vermesini diliyordu. Bu korkunç işkencenin ardından bölge sorumlusu azizeyi çağırark ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Beni dinlememkle ne kazandın? Eğer beni dinleyip putlara tapınsaydın bu acıları çekmene ve gencecik vucudunu işkencelerle haram etmene gerek kalmazdı.&lt;br /&gt;- Zavallı efendi! Eğer ben senin o sahte tanrılarına ve putlarına tapınsaydım işte o zaman aptal olurdum. Çünkü senin putlarının ayakları ve elleri var ancak kıpırdayamazlar. Ağızları var ancak konuşamazlar. Kafaları ver ama beyinleri yok!&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine çok sinirlenen İlerion onu hemen hapise attırdı. Aynı gece azizeye yüce Tanrı’mızın meleği gözükerek bütün yaralarını iyileştirdi ve onu cesaret verdikten sonra ortadan kayboldu. Ertesi sabah askerler azizeyi İlarion’un karşısına çıkarttılar. O azizeyi tamamen iyileşmiş bir durumda görünce kendisine kendi tanrılarının ona acıdığını ve bu yüzden yaralarının iyileştiğini ve bu yüzden putlara tapınması gerktiğini söyledi. Bunun üzerine azize şu cavabı verdi:&lt;br /&gt;- Eğer senin tanrılarının beni iyileştirdiğini düşünüyorsan kesinlikle yanılıyorsun. Mademki bu kadar istiyorsun hadi senin kilisene gidip gerçek Tanrı kiminmiş görelim!&lt;br /&gt;Bunun üzerine çok sevinen İlarion azizenin kendi inancına ınanacağını zannederek kendi kilisesine doğru ilerledi. Mekana vardıklarında azize haçını yaptı ve o anda sahte ruhlar öyle bir sarsıldılarki putlar yerlere düşerek kırıldılar. Bu olaydan çok sinirlenen İlarion Hz. İsa’ya küfür etti ve o anda kafasına düşen heykelden canını kaybetti. Bu mucizeyi görenlerden bir çoğu Hz. İsa’ya inanarak hristiyanlığı kabul ettiler ve vaftiz oldular. Azize Apollonios bölge sorumlusu olana dek Tanrı’nın sözünü insanlara özgürce duyurdu. Apollonios sorumlu olduktan sonra azizeyi hristiyanlığı eğittiği için tutuklattı. Cezalandırmak amacı ile azizeyi alevler içine attırdı ancak Tanrı kulunu zalim düşmanlarından koruyarak ona zarar gelmesini engelledi. Saatlerce alevler arasında duran azizeye alevler hiç bir zarar veremedi. Azizeye zarar vermeye kararlı olan sorumlu onun karnı aç bir aslanın yanına atılamasını emretti. Bir kere daha yüce Tanrı mucizesini gerçekleştirdi. Vahşi aslan azizenin karşısında evcil bir hayvan gibi diz çöktü. Bütün bu olanlardan sonra sorumlu azizeye nasıl işkence yapacağını bilmediğinde kafasının kesilmesini emretti. Askerler böylece azizeyi kafasının kesileceği mekana getirdiler. Orada azize askerlerden onu kısa bir zaman dua etmesi için bırakmalarını istedi. Duasını bitirdikten hemen sonra azize yere yatarak kafsının kopartılamsını beklemeye başladı. Ancak askerler işlerine başlamadan önce azize ruhunu yüce Tanrı’ya teslim etti. Ölmeden önce Hz. İsa’ya onun adına işkence çekmeye layık olduğundan şükr etti. Olaydan korkan askerler azizenin kutsal vucuduna saygı göstererek ona yaklaşmadılar. Daha sonra hristiyanlar gelerek aziz vucudunu alarak kendisine layık bir şekilde gömdüler. Kilisemiz Büyük şehit azize Kiriaki’nin yortusunu her sene 7 temmuzda kutlamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-3769710563023993873?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/3769710563023993873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=3769710563023993873' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3769710563023993873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3769710563023993873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-kiriaki.html' title='AZİZE KİRİAKİ - (ΑΓΙΑ ΚΥΡΙΑΚΗ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRxIIEBoLI/AAAAAAAABh4/cp4VCfBNjW0/s72-c/%CE%9A%CE%A5%CE%A1%CE%99%CE%91%CE%9A%CE%97.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-4679381136329395951</id><published>2009-03-08T18:22:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:25:53.114-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE MARİNA - (ΑΓΙΑ ΜΑΡΙΝΑ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE MARİNA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRwCKJjTyI/AAAAAAAABhw/YU0-g-mFhYg/s1600-h/0717_Marina.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 338px; height: 514px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRwCKJjTyI/AAAAAAAABhw/YU0-g-mFhYg/s400/0717_Marina.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310993042963124002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Marina Roma imparatoru Kral Dioklitianos döneminde Antakya’da doğdu. Babasının adı Edesios ve mesleği putlara papazlık yapmak idi. Marina’nın kendisinden başka hiç bir kardeşi yoktu çünkü kendisi doğar doğmaz annesi vefat etmişti. Böylece o zaman babası kızı şehir dışında yaşayan bir kadına emzşrmesi ve büyütmesi için verdi. Büyüdüğü yerde bazı hristiyan aileler yaşamaktaydı ve buda Marina’nın büyüdükçe hristiyanlık hakkında çok şey öğrenmesine ve daha sonra hristiyanlığı kabul etmesine neden oldu. Babası kızının putları red edip Hz. İsa’ya inandığını duyduğu zaman kızına o kadar çok kızdı ki ondan nefret etme noktasına kadar geldi. Artık kızını görmek istemiyordu ve bu yetmiyormuş gibi kızını mirasından alıkoydu. Yeryüzündeki babası ondan nefret ettikçe gökyüzündeki babası onu o kadar daha çok seviyor ve koruyordu. Günlerden bir gün Olivrios adında taş kalpli bir bölge sorumlusu Antakya’dan geçnekte iken yolunun üzerinde o zamanlar onbeş yaşında olan güzel Marina’yı gördü. Onu görür görmez çok beğendi ve Marina’yı kendisine eş olarak almak istedi. Böylece Marina’ya kesinlikle saraya gelmesini söyledi. İşte o anda azize Hz. İsa’yı insanlar önünde kabullenme vaktinin geldiğini anlayarak ellerini açtı ve Tanrı’dan putperestler karşısında ona güç vermesi için dua etti. Marina saraya vardığı zaman hemen Olivrios’un yanına gitti. Olivrios kendisinden bahsetmesini istedi Marina’dan ve Marina şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Adım Marina ailemden özgür bir şekilde yaşamaktayım. Benim yaşama amacım Tanrım ve kurtarıcım olan Hz. İsa’ya kul köle olmaktır.&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine Olivrios azizenin ertesi güne kadar japse konulmasını emretti. Sabah olduğunda sarayda oniki tanrı adına bir bayram düzenlendi. Kral askerler ve kölelerin hepsi putlara tapındıktan hemen sonra Marina’danda putlara tapınmasını istediler ama Marina hemen bu isteklerini red ederek inancından ödün vermedi. Bunun üzerine çok sinirlenen Olivrios Marina’yı işkence yapmakla tehtit etti. Genç Marina ise cesaret ile cevap verdi:&lt;br /&gt;- Sakın olaki senin işkencelerinden ve çekeceğim acılardan korkuğumu sanma! Bunlar benim Tanrı’ma olan sevgimi azaltamaz ve beni kesinlikle Ondan ayıramaz. Hristiyanlar zevklere değil acılara önem vermektedirler çünkü onların ruhları ölümden sonra sonsuza dek yaşayacaktır.&lt;br /&gt;Duyduğu bu sözler üzerine genç Marina’ya eğer putlara tapınırsa onu kendisine eş olarak alacağını ve onu paraya boğacağı sözünü verdi. Ancak Marina şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;- Bana böyle güzel sözler söylemene hiç gerek yok çünkü ben kendi isteğimle ölümsüz ve günahsız olan Hz. İsa adına ölüme adıyorum.&lt;br /&gt;Acımasız Oivrios azizenin acımasızca üzerinde dikenler bulunan sopalarla dövülmesini emretti. İşkenceciler azizeye o kadar acımasızca vuruyorlardıki vucudunun her bir yanı yırtıklarla dolmuştu ve kanı toprağı kıpkırmızı yapmıştı. Bu acılara rağmen azize ne senini çıkartıyor nede çektiği acılardan gözyaşı döküyordu. Tanrı’ya acılara dayanması için sürekli yalvarıyordu. Azize gerçektende çok yürekli davranmakta idi. Dayağın ardından azizeyi karanlık bir odaya yaralarıyla aç ve susuz bıraktılar. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra azizeyi tekrar Olivrios’un huzuruna getirdiler. Hz. İsa’nın ismini red etmek istememesi sonucu kendisine daha vahşi işkenceler yapılması kararlaştırıldı. Askerler azizeyi vucudundan astıktan sonra demir tırnaklarla bedeninde derin yaralar açtılar. Bütün bedeni kanlar içerisindeydi. Etrafta bulunan ve işkenceyi izleyen halk onbeş yaşındaki bir kızın bu kadar korkunç işkenceler çekmesine dayanamayıp ağıyordu. Bu olayın ardından askerler tekrar azizeyi hapse kapattılar. Azize Tanrı’ya onun adına işkence çekmeye layık görüldüğünden sürekli şükr ediyordu. Şeytan genç azizenin putlara tapmadığını ve inadını gördüğü zaman azizeyle savaşmaya karar verdi. Karşısına korkunç bir yaratık gibi çıktı azizenin şeytan. Adeta gözlerinden ateş fışkırıyordu. Azizeye yaklaşarak onu yakaladı ve onu yutmaya başladı. Marina olaydan çok korkarak inanç içerisinde Hz. İsa’mızın ismini ağzına aldı ve haçını yapt ve işte o anda yaratığın karnı ikiye bölündü ve ardından şeytan ortalıktan bir duman gibi yok oldu. Azize bu olaydan cesaret alarak hemen Tanrı’ya dua edip ismini kutsamaya başladı. Ancak şeytan azizeyi bir keredaha korkutmak ve onu gerçek yoldan çıkartmak istiyordu ve böylece karşısına vahşi bir köpek gibi çıkarak azizeye duayı durdurmassa onu öldüreceğini söyledi ama azize tekrar haçını yaparak çekiçle kafasına ve sırtına vurdu. Azize caseretiyle düşmanını yenip onun utanç içinde oradan ayrılmasını sağladı. O sırada azizenin tutulduğu odada parlak bir haç belirdi. Hapsin her bir yanına işik savurmakta idi. Haçın üzerinde beyaz bir güvercim durmaktaydı. Güvercin azizeye şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Tanrı’nın sevgili kulu Marina sana selam olsun! Sevin çünkü en büyük düşmanını yendin! Sevin çünkü kurnaz olan düşmanını utandırdın! Sevin Tanrı’nın sevgili kulu çünkü cennetin çiçeklerini kucaklama saatin yaklaşmaktadır!&lt;br /&gt;O sırada mucize gerçekleşerek azizenin her bir yarası iyileşti. Bunun üzerine azize güçlü bir şekilde Tanrı’nın ismine şükr etmeye başladı. Azize Marina o zamana kadar vaftiz olmamıştı. Bunun üzerine Tanrı’ya yalvararak vaftiz olmak istediğini söyledi. Tanrı azizenin bu isteğini cevapsız bırakmadı. Sabah olduğunda komutan azizeyi huzuruna çağırttı. Yaralarının iyileştiğini gördüğünde kendi tanrılarının güzelliğine acıyarak onu iyileştirdiğini ve bu yüzden putlara tapınması gerektiğini söyledi. Azize hemen cevap verdi:&lt;br /&gt;- Yalnızca gerçek olan Tanrı yarası olanları iyileştirebilir ve bu yüzden sadece ve herzaman O’na inanacağım! Sizin tanrılarınız sahtedirler!&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine sinirlenen komutan hemen boynundan bedeninin yarısına kadar yakılmasını emretti. Marina korkunç acılar çakmesine rağmen Tanrı’ya sürekli dua ediyor ve teşekkür ediyordu. Ardından azizeyi boğmak için bir kazan getirdiler. O sırada azize bağırarak şunları söyledi:&lt;br /&gt;-         Yüze Tanrım ne olur bu su benim vaftiz suyum olsun! Kutsal ruhu bedenime kabul etmeyi o kadar çok istiyorumki!&lt;br /&gt;O anda büyük bir deprem oldu ve azize suyu girip çıktıktan kendisine vaftiz olması için yardımcı olan Tanrı’ya şükr etti. Gökyüzünden yeryüzüne doğru inen ayaklarında yuvarlak demek çiçek getiren bir güvercin azizenin kafasına oturdu. Halk mucizeyi görür görmez ayaklandı. Halkın arasından bir çok kişi Hz. İsa’ya inandı ve bir çoğuda Hz. İsa için ölmeye hazır olduğunu söylemeye başladı. Komutan Olivrios o kadar çok sinirlendiki herkesin öldürülmesi emrini verdi. Gerçektende Hz. İsa’mıza inanan bir çok kişi orada hayatını kaybetti. Zalim komutan Marina’nın hayatta olursa bütün şehrin hristiyan olacağından korktuğundan hemen kafasının kesilmesini emretti. Azize işkenceciye bir dakika onu serbest bırakmasını ve orada bulunan halka birşeyler söylemek istediğini söyledi. Azizenin son sözleri şunlardı:&lt;br /&gt;- Kardeşlerim gerçek Tanrı birtanedir. Yalnızca Ona inanın ve yalnızca Ona tapının! Baba Oğul ve Kutsal ruh tek ve gerçek olan Tanrı’dır. Onun isminden başka hiç bir isim kurtaramaz bizleri. Azizenin bu sözlerinden sonra ortamda melekler belirdi ve çok korkunç bir deprem daha gerçekleşti. Azize işkencecinin yanına sevinç içerisinde giderek ona hemen komutanının emrini yerine getirmesini emretti. Ancak o korku içerisindeydi. Bunun üzerine azize ona cesaret vererek zorlada olsa komutanının emrini yerine getirmesini söyledi. En sonunda işkenceci azizenin kafasını kesti ve hristiyanlar azizenin vucudunu alarak gizli bir şekilde kendisine layık bir şekilde gömdüler. Kilisemiz azize Marina’nın yortusunu her sene gözlerini dünyaya kapattığı gün olan 17 Temmuzda kutlamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-4679381136329395951?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/4679381136329395951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=4679381136329395951' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4679381136329395951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4679381136329395951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-marina.html' title='AZİZE MARİNA - (ΑΓΙΑ ΜΑΡΙΝΑ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRwCKJjTyI/AAAAAAAABhw/YU0-g-mFhYg/s72-c/0717_Marina.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-7115706272218369747</id><published>2009-03-08T18:19:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:21:23.015-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE PARASKEVİ - (ΑΓΙΑ ΠΑΡΑΣΚΕΥΗ)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ΑZİZE PARASKEVİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRu-hplgTI/AAAAAAAABho/R8MhAbPycgw/s1600-h/%CE%91%CE%93+%CE%A0%CE%91%CE%A1%CE%91%CE%A3%CE%9A%CE%95%CE%A5%CE%97.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 325px; height: 423px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRu-hplgTI/AAAAAAAABho/R8MhAbPycgw/s400/%CE%91%CE%93+%CE%A0%CE%91%CE%A1%CE%91%CE%A3%CE%9A%CE%95%CE%A5%CE%97.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310991881040396594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Roma imparatoru Adrianos zamanında ( 117-138) birbirini çok seven Agaton ve Politia adında bir çift yaşamaktaydı. Bu çift zangin ve yunan kökenli idi ve Tanrı’ya bağlı insanlar idiler. Ama bu ailenin büyük bir sorunu vardı bir türlü çocuk yapamıyorlardı. Bu yüzden yalnızca Tanrı’nın mucizesine umut bağlamışlardı. Kısa bir zaman içerisinde duaları kabul oldu ve Politia dünyaya bir kız çocuğu getirdi. Adını Cuma günü doğduğundan Paraskevi koydular ki ne olursa olsun bu aziz günü unutmasınlar diye ( Paraskevi yunancada günlerden Cuma anlamına gelmektedir ). Genç Paraskevi büyüdükçe hristiyanlığı öğreniyor ve öğrendikleriyle o kadar hoşnut oluyorduki boş vekitlerinde kendi yaşıtlarıyla oynayacağına oturup Kutsal Kitab’ı okumayı ve Tanrı’ya dua etmeyi tercih ediyordu. Bir çok genç onu kendisine eş olarak istiyordu ancak azize öncelikle bedenin ve ruhun temizliğine ve saflığına önem vermekteydi ve bu yüzden onunla evlenmek isteyenlere önem vermiyordu. Yirmi yaşına geldiğinde ailesi vefat etti ve böylece azize genç yaşında yetim kaldı. Bunun üzerine neyi ver neyi yoksa hepsini fakirlere bağışlayarak bir kadın manastırına giderek kendisini Tanrı’ya adadı. Bayağı bir zaman manastırda kaldıktan ve inancını dahada güçlendirdikten sonra azize Paraskevi manastırda başrahibenin iznini de alarak insanlara hristiyanlığı eğitmeye, onlara gerçek dini öğretmeye karar verdi. Hatta bu uğurda azize canını bile vermeye hazırdı. Azize taş kalpli putperestlerin hristiyanlara karşı açtıkları savaştan korkmayarak tek başına bir çok şehre yolculuk ederek hristiyanlığı insanlara duyuruyordu. Putperstlerle oturup sohbet ediyor onlara inandıkları tanrıların insan işi olduğunu ve gerçekte hiç bir güçleri olmadığını her seferinde kanıtlıyordu. Azizenin sayesinde bir çok kişi yanlış yolda olduğunu anlayıp Baba Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz oldu. Azizenin ünü çok çabuk her yere yayılmıştı ve bu yüzden bazı putperestler azizeyi hristiyanları hiç sevmeyen komutan Antonino’ya şikayet ettiler. Antonino azizeyi yakalattığı zaman kendisini tatlı bir dille kendi tanrılarına tapınması için kandırmaya çalıştı ama azize hiç çekinmeden ve korkmadan komutana şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Kralım, ben yalnızca Tek ve gerçek olan Tanrı’ya inanırım. Buda Hz. İsa’dan başkası değildir. Ben yalnızca Ona tapınırım ve Ona inanırım ve Ondan başkasına Tanrı demem! Onu sahte tanrılarla değiştirmem!&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine çok sinirlenen Antonino hemen bir demir kasketin ateşte kızartılmasını ve azizenin kafasına geçirilmesini emretti. O anda yüce Tanrı azizeyi bu kasketin sıcaklığından koruyarak yanayacağı yerde ona serinlik verdi. Azize Tanrı’ya sürekli şükrediyordu. Ortamda bulunan tüm yunan alemi mucizeyi gördükten sonra hristiyan oldu. Yanlış yoldan dönmek istemeyen sadece bir tek kişi vardı oda komutan Antonino idi. Antonino azizenin ellerinin bağlanmasını ve hemen hapse konulmasını emretti. O karanlık hapishane odasının içerisinde azize diz çökerek Tanrı’ya ona sabır ve güç vermesi için tüm kalbiyle dua etti. Azize dua ederken karşına Tanrı’nın meleği belirerek kendisine güç verdi ve ardından ellerini çözerek oradan ayrıldı. Askerler sabah olduğunda azizeyi komutanın karşısına çıkartmak için odaya girdiklerinde azizenin ellerinin çözülü olduğunu gördüler ve hayretler içerisinde birbirlerine sorular sormaya başladılar. Azizeyi komutanın yanına getirdikleri zaman Antonino azizeye putlara tapınması için emir verdi ancak azize bu emre hemen karşı çıktı. Bu red üzerine komutan azizeyi saçlarından bir direğe astırdı. Taş kalpli ve acımasız işkenceciler demirlerle azizenin bakire vucudunu yakıyor ve ona sürekli acı çektiriyorlardı. Azize bütün bu çektiği acılara rağmen kesinlikle sesini çıkartmıyor tam tersine sürekli Tanrı’ya dua ediyor ve Onun adı için acı çektiğinden Tanrı’ya teşekkür ediyordu. Zalim kral azizenin yılmadığını görünce onu tamamen yok etmek için hemen askerlere yağ ve zift kaynatmalarını ve azizenin kazanın içine atılmasını emretti. Ancak genede Hz. İsa’mız azizeye zarar vermelerine izin vermedi. Azizeyi zift ve yağın kaynadığı kazana attıklarında azize kesinlikle yanmıyor tam aksine Tanrı’ya ilahiler söylüyordu. Olaydan şüphelenen Antonino azizenin yanına gelerek üzerine zift sıçratmasını ve gerçektende yakıp yakmadığını görmek istediğini söyledi çünkü Antonino rüya gördüğünü zannediyordu. Azize avuçlarını ziftle doldurarak kralın suratına attı. Zalim kral hemen kör oldu ve acılar içinde azizeye ona acıması için yalvardı. Azize dua ettikten sonra kralı tamamen iyileştirdi ve böylece kral Antonino yanlış yoldan dönerek hemen vaftiz olarak hristiyan oldu. Bu olayın hemen ardından azize sserbest kalarak yine şehir şehir dolaşarak Tanrı’nın sözünü insanlara duyurmaya devam etti. Bir gün putperest bir bölge sorumlusu azizenin putların insanlar tarafından yapıldığını ve sahte olduklarını duyurduğunu öğrendiği zaman hemen azizeyi tutuklattı ve onu cezalandırmak istedi. Bu bölge sorumlusunun adı Asklipios idi. Böylece azizeyi başka mahkumlarında gönderildiği bir alana gönderdi. O yakınlarda bir mağarada korkunç bir yılan türü yaşamaktaydı. mağaranın yakınına yaklaşanların yaşama şansı kesinlikle yoktu. Azize Paraskevi yılanın yanına yaklaştığı zaman haçını yılanın üzerine doğru yaptı ve yılan orada ikiye ayrılarak öldü. Bu olay üzerine bölge sorumlusu gerçek Tanrı’nın Mesih İsa olduğunu anladı ve azizeden özür dileyerek hemen hristiyan oldu. Azize daha sonra Yunanistan’a gelerek putperestlere gerçek olan Tanrı’nın sözünü duyurmaya ve hristiyanlığı onlara eğitmeye başladı. Orada Kutsal Ruh sayesinde bir çok mucize gerçekleştirdi. Selanik şehri yakınlarında bir şehri elinde bulunduran putperest Tarasios adında bir kişi hemen azizeyi tutuklattı. Azizeye bir çok işkence yaptırdıktan sonra midesine nefes alamaması için büyük bir taş yerleştirilmesini emretti. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra azizeyi alarak hemen putların kilisesine gmtürdü ve ona putlara tapınması için emir verdi ancak azize hemen haçını yaptı. Haçını yaptığı anda büyük bir deprem oldu ve heykeller yerle bir oldular. Bu olay üzerine çok sinirlenen sorumlu azizenin kafasının kesilmesini emretti. Azize işkencecilerden bir kaç dakika dua etmesi için serbest bırakmasını istedi devamında ellerini gökyüzüne kaldırarak şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Hayatımın efendisi, ismini cesaretle herkesin önünde kabullenmemde bana güç verdiğin için sana hamd olsun. Benimde bedenimi diğer şehitlerinki gibi cennetinde kabul et. Benim ismimle sana gelenlere sabır ve acı çekenlere güç ver Tanrım!&lt;br /&gt;Azizenin bu sözlerinden sonra göklerden şu sözler duyuldu:&lt;br /&gt;-         İstediklerin olsun Tanrı’nın kulu!&lt;br /&gt;Bunun ardından azizenin kafası kesildi ve ruhu tertemiz bir şekilde göklere yükseldi. Hristiyanlar azizenin bedenini alarak ona layık bir şekilde gömdüler. O zamandan beri azize kendisine inançla gelen herkese yardım etti ve bir çok mucize gerçekleştirdi. Bundan başka azize körlerin ve gözlerin koruyucusu ilan edildi kilisemiz tarafından. Azizenin yortusu kilisemiz tarafından 26 Temmuzda kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-7115706272218369747?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/7115706272218369747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=7115706272218369747' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/7115706272218369747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/7115706272218369747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-paraskevi.html' title='AZİZE PARASKEVİ - (ΑΓΙΑ ΠΑΡΑΣΚΕΥΗ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRu-hplgTI/AAAAAAAABho/R8MhAbPycgw/s72-c/%CE%91%CE%93+%CE%A0%CE%91%CE%A1%CE%91%CE%A3%CE%9A%CE%95%CE%A5%CE%97.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-6546969121993772290</id><published>2009-03-08T18:11:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:15:34.511-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE İRİNİ XRİSOBALANDU - (ΑΓΙΑ ΕΙΡΗΝΗ ΧΡΥΣΟΒΑΛΑΝΤΟΥ)</title><content type='html'>&lt;a class="plink" title="Μόνιμη Διεύθυνση για 'AZİZE İRİNİ XRİSOBALANDU - ΑΓΙΑ ΕΙΡΗΝΗ ΧΡΥΣΟΒΑΛΑΝΤΟΥ'" href="http://www.evrosblogs.gr/Ixnilatis/2009/01/06/AZ%c4%b0ZE_%c4%b0R%c4%b0N%c4%b0_XR%c4%b0SOBALANDU_-_%ce%91%ce%93%ce%99%ce%91_%ce%95%ce%99%ce%a1%ce%97%ce%9d%ce%97_%ce%a7%ce%a1%ce%a5%ce%a3%ce%9f%ce%92%ce%91%ce%9b%ce%91%ce%9d%ce%a4%ce%9f%ce%a5"&gt;  &lt;/a&gt;                 &lt;div id="im7501" style="display: none;"&gt;           &lt;/div&gt;  &lt;div class="content" id="c7501" style="display: block;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;   &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE İRİNİ XRİSOBALANDU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRtosZfUBI/AAAAAAAABhg/usIW9YqQHDc/s1600-h/660l.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 347px; height: 464px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRtosZfUBI/AAAAAAAABhg/usIW9YqQHDc/s400/660l.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310990406456922130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize İrini Bizans Kraliçesi Teodora döneminde yaşadı (842 İ.s). Azizenin Kapadokya’lı idi. Ailesi aristokrat sınıfına ait olmakla beraber azizenin kız kardeşi Kraliçenin kardeşi Varda ile evliydi. O dönemlerde edetler gereği evlilikler küçük yaşlarda gerçekleşmekte idi bu yüzden Kraliçenin oğlu 12 yaşına geldiğinde evlenmesi için kendisine bir eş bulunmasını istedi. Kraliçenin hizmetkarları o zaman krallığın bir çok yerine saraya kız getirmek için gittiler. Bunlardan bazıları kapadokyada azizeyi bularak genç krala götürdüler. Saraya doğru giderlerken yolda herşeyi daha önceden görebilen aziz İoannıko’ya rastladılar. Aziz genç İrini’ye şunları söyledi:&lt;br /&gt;-         İrini iyiki İstanbul’a gidiyorsun çünkü Hrisovalandu manastırının orada sana ihtiyacı var!&lt;br /&gt;Böylece azize yoluna mutluluk içerisinde devam etti. Ayrıca azizin ona bildirdiği bu haber için Tanrı’ya sürekli şükrediyordu. Onlar saraya varana kadar genç kral evlenmişti bile. Böylece İrini Hrisovalandu manastırını ziyaret etti. Orada Rahibelik hayatından o kadar etkilendiki kendisini Tanrı’ya adamaya karar verdi. Hemen hizmetçilerini özgür bırakıp mirasını fakirlere dağıtti ve rahibe oldu. Bundan sonraki günlerini Tanrı’ya adadığından sürekli sevgi işleri yapıyor sade ve basit bir hayat yaşıyor ve Tanrı yolunda ilerliyordu. Kendisine ait olan tek eşyası gece gündüz giydiği yün cübbesi idi ve onu yılda yalnızca bir defa Paskalya bayramında değiştiriyordu. Sert bir şekilde oruç tutmayı çok seviyordu. Çoğu zaman günde biraz ekmek ve birazda su içiyor ve bazende biraz bitki yiyordu. Bütün zor işleri sevgi ile yapıyor bütün ayinlere mutlulukla gidiyordu. Boş vakti olduğu zaman kutsal kitapları okuyor ve bunun dışında boş zamanının bir çoğunu akşamdan sabaha kadar ellerini göğe yükselmiş bir şekilde tutarak dua ediyordu. Başrahibe ve diğer rahibeler azizenin bu manevi açıdan yükselişine çok seviniyor onun bu Tanri katına yükseliş ritmine hayran kalıyorlardı. Azize birgün odasında dua ederken şeytan birşeylerden rahatsız olmuşçasına azizenin karşısına çıktı ve ona şunları söyledi.&lt;br /&gt;-         Lanetli kadın dua etmeye bir son ver artık. Her dua ettiğinde ve Tanrı ile dua ettiğinde bana işkence çektiriyorsun.&lt;br /&gt;Azize bu sözlere önem vermeyerek inanç içerisinde haçını yaptı ve o anda kötü ruh oradan kayboldu. O zamanlar manastırın başrahibesi çok ağır bir hastalığa yakalanarak kısa bir süre içerisinde vefat etti. Böylece rahibeler aziz Patrik Metodios’un yanına giderek kimin baştahibe olması gerektiğini sordular. Bunun üzerine kutsal aziz rahibelere şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Hepinizin rahibe İrini’yi başınız olarak seçmek istediğini biliyorum. Evet iyi düşündünüz. Tanrı bana onun özelliklerini gösterdi. Seçiminiz doğrudur.&lt;br /&gt;Azize ilk önce böyle büyük ve sorumluluk isteyen bir görevi kabul etmek istemedi ancak rahibelerden gelen baskı ile görevi kabul ettikten sonra aziz Metodios onu manastıra başrahibe tayin etti. Azize İrini o zamandan sonra dua ile daha çok ilgilenmeye başladı. Manastırın annesi olarak her bir beden için ayrı ayrı sorumluluk duyuyordu ve bu yüzden bir çok gün bir sabahtan diğer sabaha kadar odasında kalıyor ve Tanrı’ya rahibelerin Onun yolundan ayrılmamaları ve günahlardan uzak durmaları için var gücüyle dua ediyordu. Odasında dua ettiği bir gece şeytanlar odasına gelerek azizeyi korkutmak ve onun duasını yarıda kesmek için çığlıklar atmaya başladılar. Ancak azize olanları umursamayarak Tanrı’ya dua etmeye ve Onunla konuşmaya devam etti. Şeytanlardan birtanesi bu olaya sinirlenerek kandilden bir mum yakarak azizenin üzerindeki cübbeyi ateşe verdi. Alev alan kumaş azizenin bedenini her ne kadar yaksada azize sakin bir şekilde duasına devam ediyordu. O sırada azizenin odasından dumanlar çıktığını gören bir rahibe hemen azizenin odasına gelerek cübbesine su dökerek yanan kumaşı söndürdü. Bunun üzerine azize rahibeye şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Beni neden üzdün kızım? Karşımda Tanrının beyazlara bürünmüş meleği başıma çelenk hazırlamakta idi. Onu başıma koyacağı sırada sen geldin ve o buradan uzaklaştı ve bu nedenle kutsanma şansını kaybettim.&lt;br /&gt;Ateşin azizenin bedeninde yaratmış olduğu yaralar çok uzun bir sure muhteşem bir koku saçıyordu etrafa ve bu olaylardan dolayı rahibeler Tanrı’ya sürekli şükrediyorlardı. Uzun yıllar sonra Yüce Tanrı azizeye daha önceden olayları görebilme yeteneğini verdi. Bir çok inançlı kişi Tanrı’nın sevgili kuluna sırlarını açıklayıp dermen buluyordu. Azize gece olunca ise bütün insanlar adına dua etmek için bahçeye çıkıyordu. Bir gece rahibelerden bir tanesi bahçeye çıktığında hayretler içerisinde dua eden azizenin havada olduğunu gördü. O sırada bir mucize gerçekleşti. Bahçede bulunan iki tane çınar ağacı azize dua ederken saygıdan eğildiler. Bu olayları gören rahibe diğer rahibelerin inanmaması durumunu göz önüne alarak her iki ağacın ucuna mendil bağladı. Sabah olduğunda rahibeler mendilleri kimin o kadar yükseğe koymuş olabileceğini birbirlerine soruyorlardı. Böylece rahibe gördüklerini diğer rahibelere anlattı ve rahibeler hep bir ağızdan Tanrı’ya şükr ettiler. Azize mucizenin başkaları tarafından öğrenildiğini duyduğu zaman çok üzüldü çünkü onun insanların övgüsüne değil yalnızca Tanrı’nın övgüsüne ihtiyacı vardı.&lt;br /&gt; Günlerden bir gün manastıra bir denizci gelerek azizeye şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Efendin ben Patmos adasından geliyorum. Yolculuğuma başlamadan kısa bir süre önce saygıdeğer yaşlı bir adam yanıma geler adının Yanni olduğunu söyleyerek bana cennetten getirdiği bu kutsallığı size getirmemi söyleyerek bana üç tane elma verdi.&lt;br /&gt;Azize mutlu bir şekilde denizcinin elinden elmaları aldı. Elmaları gönderen kişinin Hz. İsa’nın öğrencisi Yuhanna olduğunu anlamıştı. Yuhanna Patmos adasında yaşamış ve orada Tekvini yazmıştır. Gözlerini dünyaya kapattığı tarih 105 yılıdır. Bu elmalar diğer elmalardan çok farklıydılar çünkü hem çok parlaktılar hemde muhteşem kokuyorlardı. Azize elmalardan bir tanesini ısırdığı anda bütün manastır muhteşem bir kokuya büründü. İkinci elmayı diğer rahibelerle paylaştı ancak üçüncü elmayı odasına koyarak orada onu muhafaza etti. Bir zamanlar bazı kötü insanlar krala giderek haksız yere bir kişinin krelın düşmanı olduğunu söylediler ve kralda adamı tutuklatarak gerçekleri öğrenmeden hapse attırdı. Bu adam şans eseri azizenin akrabası idi ve bu yüzden azizenin yardımını istemek için azizeye gittiler. Bunun üzerine azize gece dua ederek kralın rüyasına girdi ve ona Xrisovalandu manastırının başrahibesi olduğunu söyledikten sonra onu azarlayıp haksız yere hapse attırmış olduğu adamı serbest bırakmasını istedi. Kral korku içerisinde uyanarak hemen manastıra ressamlar göndererek azizenin resmini çizdirdi. Bunu yapmaktaki amacı rüyasında gördüğü kişinin gerçekten o olup olmadığına emin olmaktı. Ressamlar manastıra vardıkları zaman azize onları manastırda karşılayarak onlara krallarına gördüğü rüyanın gerçek olduğunu söylemelerini söyledi. Buna rağmen ressamlar bir fırsatını bularak azizenin resmini çizdiler. Ressamlar saraya döndükleri zaman bir türlü inanmak istemeyen krala resmi gösterdikleri anda resimden çıkan ışık onu kör etti. Kral çok korkarak hemen tutuklatmış olduğu adamı serbest bıraktı ve ardınıdan azizeye pişmanlık mektubu yollayarak kendisini tedavi etmesini istedi. Böylece azize bir kere daha dua etti ve yüce Tanrı kralı tedavi etti. Azize İrini hayatını Tanrı’ya adayarak yaşadı. Ve bu yüzden bir çok mucizeler gerçekleştirdi. Bir gün Tanrı’nın meleği azizeye görünerek gelen yılda onu beraberinde götüreceğini ve sonunun yaklaştığını azizeye bildirdi. O zamandan sonra hayatının son günü için hazırlanmaya başladı. Meleğin ona bildirmiş olduğu gün son kez Hz. İsa’nın bedeni ile kanını içti ve son elmayıda yedikten sonra bütün rahibeleri toplayarak hepsi ile teker teker vedalaştı. Hepsi ağlıyordu ve çok üzgündüler. Azize ölmeden önce rahibelere inanç ve sadelik içerisinde yaşamalarını tembih etti. Sade ve inançlı insanların Tanrı’dan bir çok özellik elde ettiklerinide onlara söyledi. Ardından yaslanarak mutluluk içerisinde dua etmeye başladı. Azize o zaman 103 yaşında idi. Canazesine bir çok insan katılmıştı azizenin. Mezarından günümüze kadar gelmiş olan muhteşem bir koku yayılmaktadır. Bu bizlere azizenin yaşamını hatırlatmaktadır. Azizenin ismini ağzına alan bir çok kişinin ise sorunları çözülüyor ve daha bir çok mucize oluyor azizenin mezarında. Azize İrini Xrisovalandu’nun yortusu kilisemiz tarafından her sene 28 Temmuzda kutlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-6546969121993772290?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/6546969121993772290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=6546969121993772290' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6546969121993772290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6546969121993772290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-irini-xrisobalandu.html' title='AZİZE İRİNİ XRİSOBALANDU - (ΑΓΙΑ ΕΙΡΗΝΗ ΧΡΥΣΟΒΑΛΑΝΤΟΥ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRtosZfUBI/AAAAAAAABhg/usIW9YqQHDc/s72-c/660l.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-4695137146443752914</id><published>2009-03-08T18:03:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T18:10:00.851-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>AZİZE SOFİA VE ÜÇ KIZI PİSTİ, ELPİDA, AGAPİ  - (Aγία Σοφία καιοι κόρες της Πίστη, Ελπίδα, Αγάπη)</title><content type='html'>&lt;div id="im7499"&gt;        &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE SOFİA VE ÜÇ KIZI PİSTİ, ELPİDA, AGAPİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content" id="c7499"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRsRGv5bLI/AAAAAAAABhY/YUxQY4KLX_k/s1600-h/saintSophiadaughters.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 299px; height: 411px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRsRGv5bLI/AAAAAAAABhY/YUxQY4KLX_k/s400/saintSophiadaughters.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310988901701741746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Sofia putperest Kral Adrianos döneminde (117-138 İ.s.) yaşamıştır. Kökeni İtalyanın bir şehrindendi. Azizenin kökeni saygıdeğer bir aile olmakla beraber kendisi Tanrı sever bir insandı. Azize Sofia’nın hayatı dul kalınca çok zorlaştı çünkü azizen büyütmesi gereken üç tanede kızı vardı. Bu kızlar Pisti, Elpida ve Agapi idi. Bir gün Roma’ya yolculuk etme kararı aldılar ve oradan hiç bir zaman geri dönmediler. Sofia dışarıda zor işlerde çalışıyor evine geldiğinde de kızlarını Tanrı’nın sözü ile eğitiyordu. Anne ve kızlar gerçektende Tanrı sözüyle yaşıyor bu bir çok kişi tarafından hayranlıkla takip ediliyor ve bir çok kişide onlara benzemeye çalışıyordu. Ancak o bölgede yaşayan fanatik putperestler azizeyi ve kızlarını bölgenin sorumlusu Antiohos’a şikayet ettiler. Antiohos kralın en güvendiği adamlarından birisiydi. Böylece hemen krala giderek ona Sofia ve kızlarının putlara tapınmadığını ve böylece krallık kanunlarına karşı geldiklerini söyledi. Kral hemen tutuklanmalarını ve yargılanmalarını emretti. Askerler aileyi tutuklayarak hemen yargıça götürdüler. Aile kesinlikle korkmuyor sonuna kadar cesaretini koruyordu. Yargıç:&lt;br /&gt;-         Adın nedir, kimsin ve inancın nedir?&lt;br /&gt;- Adım Sofia, ben gerçek Tanrı olan Hz. İsa’nın kuluyum. Biz Roma’ya dinimizi saklamak için değil duyurmak için geldik. Biz dinimiz için her türlü cezaya katlanmaya hatta sonsuz hayata kavuşmak için ölmeye bile hazırız.&lt;br /&gt;Yargıç azizenin bu cesaretini ve söylediklerini duyduğu zaman ona hayran kaldı ve ne diyeceğini şaşırdı. Yargıç azizenin kızlarını alarak onları Palladia adında bir kadına putperestliği aşılamaları için üç günlüğüne gönderdi. Üç gün sonra yargıç kızları karşısına getirtti. Bu üç gün içerisinde kızlar kadının putlar hakkındaki eğitise önem vermeden gece gündüz Hz. İsa’yı herkesin önünde kabul ettikleri taktirde Ondan alacakları bağışı düşünmüşlerdi. Yargıç Palladia’nın kızları kandıramadığını gördüğü zaman bu seferde kendisi kızlara değişik sözler söylemeye başladı. Kendiside bir şey başaramayınca kızlara putlara tapınmadıkları takdirde kendilerini çok ağır cezalandıracağına yemin etti. Kızlar yargıcın tehtitlerine önem vermeden dinlerinden kesinlikle vaz geçmeyeceklerini söylediler. Yargıç en büyüğü hariç diğer iki kızı hapse attırdı ancak büyük olan kız (o zamanlar 12 yaşında idi) cesaret içerisinde şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Hangi mantıklı insan gerçek Tanrı’yı bırakıpta var olmayan ve insanlar tarafından yapılmış olan tanrılara inanır? Ben yalnızca Mesih İsa’ya inanırım, bizim için ölüme yürümüş olan kişiye!&lt;br /&gt;Yargıç o kadar çok sinirlendiki hemen ellerinin arkadan bağlanmasını soydurulup acımasızca dövülmesini emretti. Yüce Tanrı kulunu yalnız bırakmayarak mucizesini gerçekleştirdi. Genç kızın vucudunda darbelere rağmen hiç bir iz yoktu ve hiç bir acı hissetmiyordu. Yargıç bu mucizevi olaya hala inanamıyordu. Yargıç o kadar taş kalplidiki azizenin göğüslerinin kesilmesini emretti. O anda ikinci bir mucize gerçekleşti. Göğüslerini kestikleri anda kan akacağı yerde bir saygı gösterisi olarak süt akmaya başladı. Bu olaydan korkan yargıç azizenin canlı canlı yakılmasını emretti. Tanrı bu seferde kulunu koruyarak hiç bir acı hissettirmedi ona. Daha sonra askerler zift kaynatarak azizenin üzerine döktüler. Azizenin bedeninin erimesi gerekirken azize cennetin serinliğini üzerinde hissetti. Yargıç en sonunda azizenin başının kesilmesini emretti. Genç azize mutluluk içindeydi. Annesi azize Sofia kızının Tanrı’yı terk etmemesinden dolayı Tanrı’ya şükr ediyordu. Yargıç en büyük kız olan Pisti’yi kandıramayınca bu sefer ortanca kız Elpiday’ı yanına çağırttı. Elpida henüz 10 yaşında idi. Hemen putlara tapınmasını emretti yargıç küçük Elpida’ya ama Elpida cesaretle yargıca:&lt;br /&gt;- Kız kardeşimi öldüren zalim adam beni boşu boşuna şeytanın kulu yapmaya çalışma ben yalnızca bütün insanlığın kurtarıcısı olan gerçek Tanrı’ya inanırım.&lt;br /&gt;Yargıç kızın bu sözlerini duyduğu zaman 10 yaşındaki bir kızın karşısında kendisini güçsüz hissetti. Hemen kızın asılmasını ve vucudunun demir tırnaklarla yırtılmasını emretti. O anda bir mucizevi olay daha gerçekleşti. İşkenceciler azizenin vucudunu yaralarken yüzü güneş gibi parladı ve bedeni etrafına muhteşem bir koku şaçtı. İşkenceciler korkarak hemn işkenceyi durdurdular. Yargıç hemen azizenin başının kesilmesini emretti ve böylece azize Elpida’nın temiz ruhu Tanrı’nın meleklerine teslim oldu. Azize Sofia ikinci kızınında boyun eğmediğini görünce Tanrı’ya bir kez daha teşekkür ederek üçüncü kızınında işkencelere dayanması için içinden gizlice dua ediyordu. Bu seferde azize Sofia’nı dokuz yaşında olan üçüncü kızı Agapi yargıcın karşısına getirildi. O putlara tapmayı red ederek yargıca:&lt;br /&gt;- Beni inandırabileceğini sakın zannetme çünkü bende kız kardeşlerimin yolunda yürüyeceğim. Ben Tanrı’mı ruhumun bütün gücüyle seviyorum ve Ondan başka hir bir tanrıya inanmayacağım!&lt;br /&gt;Zalim yargıç genç azizenin yüksek bir direğe bağlanmasını ve acımasızca öküz sinirlerinden yapılmış olan kamçı ile dövülmesini emretti. Ardından ateş yakarak Agapi’nin putlara tapınmasını emretti. Dokuz yaşındaki azize bunu cesaretle red ederek tek başına ateşin içerisine yürüdü. O anda mucizevi bir şekilde ateş etrafa yayılarak bir çok putperesti yaktı. Hatta yargıcın bedeninde bir çok yara açılmasına rağmen azizeye hiç bir şey olmadı. Yargıç sinirinden o kadar kudurduki azizenin oradan çıkartılıp daha da acımasızca işkence görmesini emretti. Artık yargıç küçük kızı inandırmak istemiyor kendisini küçük düşüren bu kızın Tanrı’sından intikam almak istiyordu. Askerler ona yaklaştıkları anda doğal olmayan bir görüntüyle karşı karşıyaydılar. Küçük azizenin etrafında melekler azizeyi korumaktaydılar. Azizeyi yakalamak isteyen askerler o anda can veriyorlardı. Askerler azizeyi oradan çıkartamayacaklarını anladıklarında kesdisinden çıkmasını rica ettiler azizede buna uyarak Tanrı’ya yaşanan bütün mucizeler için şükrederek ateşin içerisinden çıktı. Bencil yargıç gördüğü bunca mucizeye rağmen yumuşamıyor ve yaptıkları için pişman olmuyordu. Gerçek Tanrı’nın dinini adeta hiçe sayıyordu. Yargıç kızın bedenine acı çekmesi için büyük çiviler çakılmasını emretti. Daha sonra küçük düşen yargıç diğer kız kardeşlerine yaptığı gibi bu azizeninde kafasının kesilmesini emretti. Agapi Mesih İsa adına kanını dökeceği saatin geldiğini anladığında Tanrı’ya şükr etmeye başladı ve bu yüzden Tanrı bu üç kıza cennetin kapılarını sonuna kadar açtı. Daha sonra Sofia kızların bedenlerini alarak kokularla süsledi ve bir kiliseye giderek orada onları gömdü. Hristiyanlar bedenleri alarak onlara gerekli olan saygıyı ve itimadı gösterdiler. Kızlarını kaybettiği için bir yandan üzülüyor bir diğer yandan ise kızlarını Mesih İsa adına şehit vermekten mutluluk duyuyordu. Aradan üç gün geçtikten sonra Sofia kızların bedenlerinin yanına gelerek şöyle dedi:&lt;br /&gt;-         Kutsal olanlar, annenizide sizin olduğunuz yere kabul edin!&lt;br /&gt;Bunun hemen ardından azize Sofia can verdi. Azize sofia ve kızları bugüne dek bir çok mucize gerçekleştirmişlerdir. Yortuları kilisemiz tarafından her sene 17 Eylülde anımsanmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-4695137146443752914?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/4695137146443752914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=4695137146443752914' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4695137146443752914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4695137146443752914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-sofia-ve-uc-kizi-pisti-elpida.html' title='AZİZE SOFİA VE ÜÇ KIZI PİSTİ, ELPİDA, AGAPİ  - (Aγία Σοφία καιοι κόρες της Πίστη, Ελπίδα, Αγάπη)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRsRGv5bLI/AAAAAAAABhY/YUxQY4KLX_k/s72-c/saintSophiadaughters.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-3821230554059024594</id><published>2009-03-08T17:52:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T17:56:00.524-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE KALLİOPİ - (ΑΓΙΑ ΚΑΛΛΙΟΠΗ)</title><content type='html'>&lt;div id="im7505"&gt;        &lt;/div&gt;  &lt;div style="text-align: center;"&gt;   &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE KALLİOPİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRpAOsU4dI/AAAAAAAABhQ/UzwLE0YRLOU/s1600-h/%CE%9A%CE%91%CE%9B%CE%9B%CE%99%CE%9F%CE%A0%CE%97.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 296px; height: 577px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRpAOsU4dI/AAAAAAAABhQ/UzwLE0YRLOU/s400/%CE%9A%CE%91%CE%9B%CE%9B%CE%99%CE%9F%CE%A0%CE%97.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310985313241588178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Kalliopi 230 yılında Roma’da dünyaya gedi. Küçük yaştan Tanrı isteği doğruştusunda yaşıyordu. Büyüdüğünde ise kendini bunula beraber hayır işlerine adadı. Bu özelliğinin yanında sıkça görülmeyen birde güzelliği vardı ve bu yüzden bir çok genç onu kendine eş olarak almak istiyordu. Azize bunlara önem vermiyordu. Azizeyi tek ilgilendiren şey İncil’i insanlara duyurmak ve fakirlere yardım etmekti.o dönemde Roma kralı putperest Dekios idi. Bir çok hristiyan onun döneminde tutuklanıyordu ve eğer putlara tapınmazlarsa hapse, işkencelere hatta ölüme bile götürülebiliyordu. Bir gün şehirde azizeninde Hristiyan olduğu duyuldu. Kral azizeyi gördüğü zaman güzelliğine hayran kalarak onu kendisine eşi olarak alacağını ve kensinine büyük bir miras vereceğine söz verdi. Azizeden tek isteği putlara tapınmasıydı. Azize cesaretle cevap verdi:&lt;br /&gt;- Kralım senin bana vermek istedidiğin şeylerin benim için hiç bir önemi yok. Mesih İsa’ya olan sevgim ve inancım benim en kıymetli hazinemdir.&lt;br /&gt;Gururlu kral azizenin bu sözleri karşısında küçük düşünce ondan intikam almak istedi. Askerlerine azizeyi acımasızca dövmeleri için emir verdi. Azize acı çekmesine rağmen Tanrı sevgisi adına acılara göğüs geriyordu. İşkenceyi izleyenler azizenin bağırmak yerine dua ettiğini gördüklerinde ona hayran kaldılar. Kralın emriyle askerler acımasızca azizenin göğüslerini kestiler. Azize bir an bile olsun Mesih İsa’nın yanında olduğundan şüphe duyup inancını kaybetmedi. Gerçektende işkenceciler işkenceyi bitirdiklerinde ölmekte olan azizeye melek görünerek iyileştirdi ve ona cesaret verip oradan ayrıldı. Muciyeyi gören bir çok insan vaftiz oldu ancak bencillikten körleşmiş olan kral azizeye yeni işkence hazırlanmasını emretti. Askerler azizeyi alarak bir sürü kırık kiremidin bulunduğu bir yere götürdüler. Orada azizeyi soydurup kiremitlerin üzerinde sürüklediler. Azizenin vucudundan sürekli kan akmaktaydı. İşkenceciler azizenin yaralarını meşalelerle yakıyor başkaları ise yaralarına tuz döküyordu. Azize cesaretle işkencelere ve acılara katlanıyor Tanrı’nın ona sonuna kadar güç vermesi için dua ediyordu. Daha sonra kral azizenin kafasının kesilmesini emretti böylece azize ruhunu Tanrı’ya teslim etmiş oldu. azizenin yortusu kilisemiz tarafından 8 Haziran’da anılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-3821230554059024594?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/3821230554059024594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=3821230554059024594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3821230554059024594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3821230554059024594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-kalliopi.html' title='AZİZE KALLİOPİ - (ΑΓΙΑ ΚΑΛΛΙΟΠΗ)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRpAOsU4dI/AAAAAAAABhQ/UzwLE0YRLOU/s72-c/%CE%9A%CE%91%CE%9B%CE%9B%CE%99%CE%9F%CE%A0%CE%97.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-6158337090214388989</id><published>2009-03-08T17:43:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T17:48:03.385-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE TEKLA - (Αγία Θέκλα)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE TEKLA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRnJg5WoHI/AAAAAAAABhI/dI2D0MyA2cE/s1600-h/0924_Thekla.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 335px; height: 507px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRnJg5WoHI/AAAAAAAABhI/dI2D0MyA2cE/s400/0924_Thekla.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310983273723633778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Tekla Konya bölgesinde dünyaya geldi ve ailesi saygıdeğer insanlar idiler. Annesi Teoklia zengin olmakla beraber putlara tapmaktaydı. Azize küçük yaşta iken ailesi onu önemli bir kişiliğe sahip olan Tamiri ile evlendirdiler. O dönemde Konya’ya Mesih İsa’nın öğrencilerinden biri olan Pavlos geldi. Mesih’in öğrencileri Tanrı’nın eğitisini insanlara yaymak ve onları eğitmek için göevliydiler. Öğrenci Pavlos Anadolu’nun ve Avrupa’nın bir çok şehrine gidiyor ve oralarda insanlara Tanrı’nın sözünü duyuruyordu. Yazdığı 14 mektup İncil’in içerisinde mevcuttur. Azize Pavlos’un eğitisini duyduğu zaman o kadar duygulandıki üç gün boyunca evinin camından Tanrı’nın kurtuluş sözlerini dinliyor ve başka hiçb ir şeyle ilgilenmiyordu. O zamanlar azize 18 yaşlarındaydı. Tamiris eşinin yalnızca Tanrı sözünü yayan Pavlos ile ilgilendiğini gördüğü zaman Pavlos’u cezalandırmak istedi. Bir çok kişiyi yanına alarak Pavlos’un bulunduğu yere gittiler. Pavlos’u yakalayarak bölgenin savcısına götürdüler. Orada Pavlos’u eğitisyle kocaları eşlerinden ayırmakla suçladılar. Böylece yargıç Pavlos’un cezasının kararlaştırılmasına kadar hapse atılmasını emretti. Azize Pavlos’a verilen cezayı öğrendiğinde hemen hapse giderek bekçilere altın ve pahalı eşyalar vererek Pavlos’a ulaşmayı başardı. Azize kimliğini açıkladıktan sonra Pavlos’tan onu Mesih İsa hakkında eğitmesini istedi. Aradan saatler eçmeden Tamiris eşinin hapishanede Pavlos’un yanında olduğunu öğrendi. Hemen yargıça giderek olanları anlattı. Bunun üzerine yargıç ikisini yargılamak için yanına çağırdı ancak yargıç herhangi bir suç bulamadığından onları cezalandırmadı. Bunun üzerine Tamiris’in toplamış olduğu halk ayaklanarak cezalandırılmalarını istedi. Azizenin annesi nefret içerisinde:&lt;br /&gt;-                    Tekla’yı yakinki bütün kadınlar örnek alsınlar ve kocalarını terk etmemeyi öğrensinler.&lt;br /&gt;Halktan korkan efendi azizenin yakılmasını emrettikten sonra Pavlos’un kamçılarla dövülmesini ve daha sonra şehirden kovulmasını emretti. Etrafta bulunan bazı çoçuklar azizenin yakılacağını duyduklarında odun ve tahta toplamaya gittiler. Daha sonra askerler azizenin elbiselerini çıkarttılar ve onu ateşe attılar. Aziz Tekla Mesih İsa adına acı çeken ilk kadın şehit olduğundan ona İlkşehit adı verilmiştir. Azize korkusuzca ateşin içine girdi. O anda gökler açılarak şiçşekler çakmaya yıldırımlar düşmeye başladı. Azizenin ölümünü izlemeye gelen bir çok kişi orada can verdi. Bunun üzerine Tanrı’ya şükreden azize hemen Pavlos’un yanına giderek onunla beraber yoculuğunda eşlik etti. Böylece azize Pavlos’un öğrencisi oldu. Tanrı’nın öğrencisinin bir diğer durağı Antakya idi. Orada Aleksandros adında zengin bir efendi yaşamaktaydı. Bu efendi azizeyi gördüğü zaman gücüne güvenerek azizeye saldırdı ve onu zorla öpmeye başladı. Azize cesaretle adamı iterek:&lt;br /&gt;- Bırak beni Tanrı korkusu bilmez adam. Ben Konya’da zengin biriydim ve Tanrı yolunda yaşamak istediğim için beni oradan kovdular bu yüzden benden uzak dur.&lt;br /&gt;Daha sonra azize adamın elbisesini çekerek yırttı. Aleksandros bu harekete o kadar sinirlendiki komutanlarından bir tanesi onu öldürmesi için emir verdi. Komutan azizeyi ölüm gününün belirlenmesi için Sezar’ın akrabası olan Trifena adında bir kadına teslim etti. Bu kadın saygıdeğer bir insandı ve kısa bir zaman önce kızı vefat etmişti. Azizeyle konuştukça onu kızı gibi hissediyor ondan ayrılmak istemiyordu. Üç gün sonra Aleksandros’un emriyle askerler azizeyi alarak Antakya tiyatrosuna işkence yapmaya götürdüler. Trifena hiç bir şeye aldırmadan sanki kendi kızıymış gibi ağlayarak azizeyi arkadan takip ediyordu. Stada vardıklarında askerlerden bir tanesi azizeyi aç bir aslanın önüne attı ama aslan Tanrı isteği ile sakinleşerek saygı gösterisi olarak azizenin yanına gitti ve ayaklarını yaladı. Bu gösteriyi izleyen halk hemen hristiyan oldu ve azizeye saygı duydular. Böylece Trifena stada girerek azizeyi aldı ve tekrar evine götürdü.&lt;br /&gt;Anı gece Trifena’nın vefat etmiş olan kızı ona rüyasında görünerek şunları söyledi:&lt;br /&gt;-                    Anneciğim Tekla’yı kızınmış gibi sev çünkü o benim Haklılar mekanına konulmamı isteyebilir.&lt;br /&gt;Trifena korku içerisinde uyanarak azizeye şunları söyledi:&lt;br /&gt;-                    Tekla kızım lütfen kızımın ruhu için dua et çünkü bu onun isteğidir.&lt;br /&gt;Aziz Tekla kadının bu isteğine uyarak Tanrı’ya kızının ruhunun cennete kabul edilmesi için dua etti. Bir diğer yandan Aleksandros’un nefreti bir türlü bitmek bilmiyordu. Bir kez daha tutuklanarak vahşi hayvanların arasına atılmasını emretti. Kısa bir zaman önce azizeye zarar vermeyen aslan azizeyi bu seferde mucizevi bir şekilde kendisi korudu. Ayı azizeyi öldürmek için saldırdığında aslan ayıya saldırarak öldürdü. Başka hangi hayvanda azizeye saldırıyorduysa aslan onları kovuyordu. Daha sonra azizeyi vahşi boğalara ettılar ancak bir kere daha hayvanlar azizeye dokunmadılar. Gördüklerine çok sinirlenen Aleksandros azizenin yırtıcı balıkların bulunduğu bir göle etılmasını emretti. Azize suya etılırken şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Baba Oğul ve Kutsal Ruh adına bu sularda vaftiz oluyorum. Bu benim günahlarımın bağışlanması için ve sonzuz hayata kavuşmam için.&lt;br /&gt;Böylece hiç bir zaman vaftiz olmamış olan azize vaftiz olarak hristiyan oldu. İnancı sayesindede Tanrı bunu kabul etti. Trifena bütün bu mucizeleri gördüğünde kendinden geçerek bayıldı. Aleksandros Sezar’ın akrabası olan Trifena’nın başına gelenleri Sezarın öğrenmesinden korktuğu için azizeyi serbest bıraktı. Böylece azize memleketine dönerek Hristiyanlığı eğitmeye başladı. Kocası Tamiris vefat etmiş annesi ise hayattaydı. Annesinin taş kalbini yumuşatmak ve Mesih’i annesine her ne kadar anlatmaya çalıştıysada tüm çabaları boşunaydı. Bunu üzerine şehrinden ayrılan azize bir çok şehire giderek Tanrı sözünü insanlara duyurdu ve bir çok putperest Gerçek Tanrı’ya inanarak vaftiz oldular. Azize Tekla kilisemiz adına büyük bir iş yaptığından kilisemiz onu Mesih’in öğrencileriyle eş değere getirdi. Azize bir gün bir yolu takip ederken Selefkias bölgesindeki Kalamon dağına vardı. Bunun Tanrı isteği olduğunu anlayarak kendine bir mağara bularak orada dua ve oruçla yaşamaya başladı. Bir çok insan ona gelerek öğüt alıyordu azizede onları sevgiyle eğitiyordu. Tanrı azizeye insanları iyileştirme özelliği verdiğinde azize bir çok hastayı tedavi etti. Aralarında körler sakatlar ve daha bir çoğu bulunmaktaydı. Putperestler azizenin Tanrıça artemisin elçisi olduğunu zannettiler. Hatta akılsızlar azizenin yaptığı mucizelerin tanrıçadan olduğunu sandılar onu kıskandıkları içinde bazı gençlere para ödeyerek azizenin temiz ruhunu bozmak istediler. Azize gençleri gördüğü zaman olacakları anladı ve onu koruması için Tanrı’ya dua etti. Duasının ardından mağaranın içindeki bir taş ikiye yarılarak azizenin bedenini yarısına kadar kapladı gençler ise şaşkın bir halde şehirlerine geri döndüler. Azize 90 yaşında gözlerini kapadı. Azize Tekla’nın yortusu kilisemiz tarafından 23 Eylülde anılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-6158337090214388989?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/6158337090214388989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=6158337090214388989' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6158337090214388989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6158337090214388989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azize-tekla.html' title='AZİZE TEKLA - (Αγία Θέκλα)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRnJg5WoHI/AAAAAAAABhI/dI2D0MyA2cE/s72-c/0924_Thekla.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-4002714362887663856</id><published>2009-03-08T16:50:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T16:51:30.644-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>AZİZ GEORGİOS VE AZİZE POLİHRONİA - (Άγιος Γεώργιος - Αγία Πολυχρονία)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;AZİZ GEORGİOS VE AZİZE POLİHRONİA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Georgios İ.s. 280 yılında zengin bir ailenin çocuğu olarak Kapadokya’da dünyaya geldi. Babası Gerondios zengin bir ailenin çocuğuydu ve putperestti. Kısa bir zaman sonra vefat etti. Böylece aziz küçük yaşta iken annesiyle beraber annesinin memleketi olan Filistin’in Lidda şehrine göç etti. Hristiyan olan annesi Polihronia oğlunun ruhi gelişimine çok önem verdi. Aziz 18 yaşına bastığında Roma ordusuna asker olarak alındı. Zeki bir insan olduğundan henüz 20 yaşında iken askeriyede binbaşı oldu ve herkes tarafından saygı görmeye başladı. O kadar önemli bir kişiliğe sahip olmasına rağmen hiç bir zaman içerisindeki Mesih İsa sevgisi sönmemişti.&lt;br /&gt;O dönemde Hristiyanlara karşı savaş açılmıştı. Putperest kral askerlerine hristiyanlara işkence yapmalarını, onları hapse kapatlmalarını hatta putlara tapınmayı red edenlerin öldürülmesini emretti. Bir çok kişi Mesih adına şehit oldu. Kadın erkek yaşlı çocuk demeden hergün bir çok kişi ölüyor ama bu kişiler Tanrı’dan göklerin tacını kazanıyorlardı. Aziz Georgios Kral Dioklitianos’un emrine uymadı.&lt;br /&gt;- Kralım sen bir katilsin! Sana hiç bir zaman dokunmamış ve zarar vermemiş olan suçsuz hristiyanları öldürtüyorsun.&lt;br /&gt;Kral çok şaşırdı.hiçbir zaman sevgili binbaşısının ona böyle konuşacağı aklına gelmezdi.&lt;br /&gt;- Georgios bu söylediklerine inanıyormusun? Sendemi Nazaret’liye inanıyorsun yoksa? Bu davranışın için seni cezalandırabileceğimi bilmiyormusun?&lt;br /&gt;- Evet ben Hristiyanım ve senin cezalarından korkmuyorum çünkü Mesih bana güçveriyor.&lt;br /&gt;Kral azizin bir direğe asılarak üzerine oklar atılarak bedeninin delik teşik edilmesini emretti. O anda mucize gerçekleşti. Oklar havada azize doğru giderken bazıları yön değiştiriyor bazılarıda yamuluyordu. Hiç bir tanesi azize değmedi. Kral bunun üzerine azizin karnının üzerine ağır bir taş konulmasını ve diğer günün sabahına kadar öylece hapiste bırakılmasını emretti. Sabah olduğunda kral azize fikir değiştirip değiştirmediğini sordu.&lt;br /&gt;- Bana ne yaparsan yap dinimden dönmeyeceğim. Senin sahte tanrılarınada hiçbir zaman tapınmayacağım.&lt;br /&gt;Kral azizin tahtadan yapılmış bir tekerleğe bağlanmasını emretti. Tekerlek dönerken alt tarafta bulunan bıçaklar azizin sırtını yırtmaktaydılar. Aziz bu işkenceye göğüs geriyor ve dua ediyordu. O sırada göklerden yıldırımlar düşmeye başladı ve bir ses duyuldu.&lt;br /&gt;- Georgios cesur ol ben senin yanındayım!&lt;br /&gt;O anda aziz elleri çözülü bir şekilde tekerlekten inmişti. Askerler korkarak hemen krala gittiler ve olanları anlattılar.&lt;br /&gt;- Kralım Tanrı’sı gerçek biz de Ona inanıyoruz.&lt;br /&gt;Kral ne yapacağını bilemez bir halde hemen iki komutanını yanına çağırarak azizi yakalamalarını emretti. Ancak onlarda bu mucizeyi gördüklerini ve bu yüzden onlarında Mesih’e inandıklarını ve kendisinin sözünü dinlemeyeceklerini söylediler. Bunun üzerine kral başka işkencecilere emir vererek Mesih’e inananların başının kesilmesini emretti. Ertesi gün kralın emri ile askerler azizi şehrin dışına götürdüler. Orada kireç ile dolu olan bir çukur bulunmaktaydı. Azizi üç gün orada yanması için içine attılar. Son gün askerler azizin bedeninden arda kalanları almak için çukura gittiler. Çukura vardıklarında azizin çukurdan canlı çıktığını ve ona hiç bir şey olmadığını gördüler. Putperestler mucizeyi gördüklerinde çok şaşırdılar ve bir çoğu hristiyan oldular. Kral bunu öğrendiği zaman işkencecilerden başka bir işkence hazırlamalarını istedi. Demirden yapılmış olan bir çift ayakabının ateşte kızartıldıktan sonra azize giydirilmesi emredildi. Ayakabıları giydiğinde yaralanması için koşmasını emrettiler. Aziz, Tanrı’nın sürekli olarak yanında olduğunu bildiğinden işkencye ve acılara göğüs geriyordu. O Korkunç işkencenin ardından Dioklitianos bir kez daha azizi yanına çağırdı. Azizin yaralanmamış bir şekilde yürüdüğünü gördüğü zaman korkarak azizi büyücü olmakla suçladı.&lt;br /&gt;- Ben büyücü değilim, diye cevap verdi aziz, ama beni iyileştiren Tanrım’dır.&lt;br /&gt;Bunun üzerine sinirlenen Dioklitianos azizin ucudundan kan gelene kadar acımasızca döülmesi için askerlerine emir verdi. Bunun ardından krallığının en güçlü büyücüsünü çağırarak azizi emirlerine uyması için büyülemesini yada büyüleriyle öldürmesini istedi. Büyücü iki zehir hazırladı. Bunlardan ilki azizin mantığının yok olmasına sebep olacak ikincisi ise ölümüne neden olacaktı. Kralın emri ile aziz ilk zehiri içti ve zarar görmedi. Daha sonra ikinci zehiri içmesi için emir aldı ama bir kez daha Mesih’in yardımıyla aziz sağlıklı kaldı. Bu büyücü benden daha güçlü, diye bağırdı büyücü Athanasios.&lt;br /&gt;- Ben büyücü değilim. Sizin şaşırmanıza neden olan şey Mesih İsa’nın gücüdür. Sizde ona inanın.&lt;br /&gt;Sarayda bulunanlardan bir kişi&lt;br /&gt;- İnanmamızı istiyorsan öldürmüş olduğumuz hristiyanlardan bir tanesini dirilt o zaman&lt;br /&gt;Diye seslendi azize.&lt;br /&gt;Aziz İsa’nın şükredilmesi için ölüye yaklaştı ve dua ettikten sonra ölüye&lt;br /&gt;- Mesih İsa’nın adına kalk!&lt;br /&gt;O anda ölü dirildi ve herkes dilini yutmuşçasına sessiz kaldı. Bunun üzerine büyücü Athanasios kendisininde Mesih İsa’ya taptığını söyledi.&lt;br /&gt;- Bende hristiyanım artık kralım, affet beni Georgios.&lt;br /&gt;Dioklitianos’un askerleri olaydan korkarak büyücüyü ve dirili adamı alarak öldürdüler.&lt;br /&gt;O gece aziz rüyasında Mesih’in onunla konuştuğunu ve ona cesaret verdiğini gördü. Sabahleyin Dioklitianos son kez azize putlara tapınmasını emretti. Aziz kraldan putların bulunduğu Apollon tapınağına gitmelerini istedi. Aziz tapınağa girdiğinde haçını yaptı. O anda haçın güçünden korkan şeytan şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Ben tanrı değilim! Sizin inandığınız bu putlarda gerçek değil hepsi sahte. Gerçek Tanrı Georgios’un bahsettiği kişidir.&lt;br /&gt;O sırada büyük bir deprem oldu ve putlar yere dağılarak paramparça oldular. Gizli bir hristiyan olan kraliçe Aleksandra gürültüden uyandı. O anda kendisinde dinini açıklaması gerektiğini anlayarak tapınağa geldi.&lt;br /&gt;- Georgios’un Tanrı’sı sen tek ve gerçek olan Tanrı’sın.&lt;br /&gt;Dioklitianos karısının ve azizin cezasını hazırlarken bunu duyan annesi azizin yanına geldi ve yanına yaklaştı. Kral kadını gördüğü zaman kim olduğunu sordu.&lt;br /&gt;- Bende oğlum gibi hristiyanım ve adım Polihronia.&lt;br /&gt;Dioklitianos sinirlenerek kendisinide diğer şehit azizlerle beraber hapse kapattı. Kraliçe Aleksandra’yı öldürmeden önce aynı gece hapishanede dua ederken can verdi. Ertesi gün yani 23 Nisan günü azizin annesine kızartılmış demir ayakkabılar giydirdiler. O anda azizenin yüzünde parlak bir ışık belirdi ve ortalığı mükemmel bir koku kapladı. Azize böylece bedenini ve ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Daha sonra azizi öldürecekleri yere götürdüler. Aziz diz çöktükten sonra kafası kesildi. Aziz Georgios Kara ordusunun koruyucusudur. Yortusu bütün Ortodoks’lar tarafından 23 Nisan’da kutlanmaktadır. Aziz kutsal ikonalarında bir atın üzerinde bir yaratığı öldürürken görüntülenir. Tarihe göre anadoluda insan yiyen vahşi bir yaratık yaşarmış. O bölgenin putperest kralı kendilerinin tehlikede olmaması için yaratığa hergün bir çocuk verlmesini emretmişti. Bir gün kraliçeninde kızını yaratığa verme sırası gelmişti. O sırada aziz atın üzerinde gelerek kızı kurtardı ve yaratığı öldürdü. O andan itibaren oradaki tüm putperestler Mesih İsa’ya inandılar. Bir başka idiiaya görede yaratık putperestleri temsil eder. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-4002714362887663856?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/4002714362887663856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=4002714362887663856' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4002714362887663856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4002714362887663856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-georgios-ve-azize-polihronia.html' title='AZİZ GEORGİOS VE AZİZE POLİHRONİA - (Άγιος Γεώργιος - Αγία Πολυχρονία)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-6508509237854974215</id><published>2009-03-08T16:26:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T16:28:55.922-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>MISIRLI AZİZE MARİA VE AZİZ ZOSİMAS - (Αγία Μαρία η Αιγυπτία και Άγιος Ζωσιμάς)</title><content type='html'>&lt;h3 style="text-align: center;" class="post-title entry-title"&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;MISIRLI AZİZE MARİA VE AZİZ ZOSİMAS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRUi3mwh4I/AAAAAAAABgY/wRZY5BEF0W8/s1600-h/1163578542_139_min_st010_small.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 310px; height: 463px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRUi3mwh4I/AAAAAAAABgY/wRZY5BEF0W8/s400/1163578542_139_min_st010_small.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310962818595456898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Maria İ.s. 345 yılında Mısır’da doğdu. Daha küçük yaştan çok güzel bir kızdı ve ailesinde gerekli olan dini eğitimi almadığından günahkar bir hayata düştü. 17 yaşında evini terk ederek İskenderiye’ye gitti. Yaşayabilmek için tarlalarda çalışıyor vaktinin geri kalan zamanında ise gençlerle eğlenip gece hayatına önem veriyordu. Tam 17 yıl İskenderiye’de bu şekilde yaşadı. Genç Maria bir gün limanda yürürken insanların bir gemiye bindiklerini gördü. Birinin yanına yaklaşarak neler olduğunu sordu. O Haç bayramı geldiğinden geminin Kudüs’e gideceğini söyledi. Genç Maria yeni insanlarla tanışmak için kendiside yolculuk etmek istedi ama parası olmadığından bir kaç erkeğe giderek eğer biletini öderlerse kendisininde onlara kendi yoluyla ödeme yapacağını söyledi ve gerçektende borcunu bedenini satarak ödedi. Gemi Kudüs’e vardığında halk şehre kadar yürüdü Maria’da onları takip etti. Haç bayramı vardığında halk Mesih İsa’nın bizim için kanını bıraktığı haça tapınmak için kiliseye gitti. Maria kiliseye gitmeye karar verdi ama gitmekteki amacı haça tapınmak değil gençlere bakmaktı. Kilisenin kapısına vardığı zaman görünmeyen bir güç onu kilisenin kapısında tutuyor kiliseye girmesine izin vermiyordu. Maria bundan çok korkarak ağlamaya başladı. O anda günahkar biri olduğundan Tanrı’nın girmesine izin vermediğini anladı. Bunun üzerine Maria Meryem ana’ya dua ederek onu affetmesini ve haça tapınması için kiliseye girmesi için izin vermesini istedi. Böylece azize günahkar hayatına bir ömür boyu son verecekti. Meryem ana mucizesini yaptı ve azize kiliseye girerek haça tapındı. Azize uzun bir süre ağladıktan ve haça tapındıktan sonra Meryem ana’dan ona söz verdiği gibi kendisini günahsızca Tanrı yolunda yaşayacağı bir yere yönlendirmesini istedi. O anda Meryem ana duyuldu:&lt;br /&gt;- Eğer Ürdün ırmağını geçersen orada istediğin gibi yaşayacaksın.&lt;br /&gt;Azize emre uyarak hemen üç ekmek satın aldı ve yola çıktı. Irmağı geçtikten sonra gündüzün korkunç sıcağında ve gecenin inanılmaz soğuğunda çölde yaşamaya başladı. Orada durmadan dua ediyordu ve yediği tek yemek ise vahşi ottu. Elbiseleri yırtıldı, güzel vucudu iskelet haline geldi ve şeytan onu eski hayatına döndürmek için sürekli olarak eski hayatını hatırlatıyordu. Azize buna rağmen Tanrı’ya onu affetmesi için durmadan gece gündüz dua ediyordu.&lt;br /&gt;O zamanlar Filistin yakınlarında bir mağarada 53 yıl boyunca bir mağarada Zosimas diye bir adam Tanrı isteği doğrultusunda yaşıyordu. Bu adam çok inançlı ve dürüsttü. Her zaman düşündüğü tek şey manevi yönden gelişmesi için bir azizle karşılaşması ve ona yardım etmesi idi. Bir gün Tanrı’nın meleği azize görünerek isteğinin yerine gelmesi için Ürdün ırmağının yakınlarındaki Vaftizci Yahya manastırına gitmesini söyledi. O manastırda rahipler paskalya bayramından 40 gün önce zor bir dua dönemi için hepsi ayrı ayrı olarak az yada hiç yemekle çöle gitmekteydiler. Böylece aziz Zosimas’ta rahiplerle beraber ıramğı geçtikten sonra herkes gibi oda kendi yoluna gitti. Aziz Zosimas bir gün sessiz bir yerde dua ederken bir şeyin hareket ettiğini hissetti. Oraya baktığında çok zayıf ve beyaz saçlı bir insanın yürüdüğünü gördü. Aziz bu insanın bir rahip olduğunu sanarak yanına gitmek istedi ancak o koşmaya başlayınca aziz durması için rica etti.&lt;br /&gt;- Aziz Zosima ne olur yaklaşma çünkü elbiselerim yok! diye bir kadın sesi duyuldu.&lt;br /&gt;Bu kadın azize Maria idi. Aziz azizenin ismini bilmesine çok şaşırdı ve ona Tanrı tarafındfan verilmiş olan bu özelliğe hayran kalmıştı. Daha önce hiç birbirlerini görmemişlerdi. Bunun üzerine aziz cübbelerinden bir tanesine azizenin giymesi için ona verdi ve daha sonra azizin yanına geldi. İkisi birlikte dua etmeye başladıkları zaman aziz Zosimas azizenin dua ederken ayaklarının yere basmadığını gördü. Aziz bunu gördüğünde çok korktu. Azize azize korkmasını kendisinin sadece günahkar bir kadın olduğunu söyledi. Rahip gördüğü bu mucize ile Tanrı’ya şükr etti. Daha sonra aziz çölde bulunuşunun nedenini anlattı ve ardından azize Maria’da neden çölde yaşadığını anlattı. Azize ardından ilk kez gençliğinde yapmış olduğu günahları azize anlattı. Meryem ana’nın kendisini yönlendirerek çöle getirdiğini ve bütün bu yıllar boyunca Tanrı’nın kendisini ne kadar büyük bir sevgi ile koruduğunu anlattı. Muhabbetlerinin sonunda azize azizden gelmekte olan seneden itibaren büyük Perşembe günü azizin kutsal beden (Kinonia: Mesih İsa’nın bedenini simgeleyen şarap, su ve ekmek karışımı) olan Kinonia’yı alıp yanına gelmesini istedi. Azize böylece hayatında ilk kez kutsal bedeni içecekti. Azize daha sonra haçını yaptı ve ırmağın üzerinden yürüyerek azizin yanına geldi. Aziz görmüş olduğu bu mucizeler için Tanrı’ya şükretti. Daha sonra azize azizle dua ettikten sonra seneye ilk görüştükleri yerde tekrar buluşmalarını rica etti. Azize giderken gene mucizevi şekilde suyun üzerinde yürüyerek oradan ayrıldı. Aziz azizenin ismini öğrenemediğinden çok üzülmüştü. Ertesi sene rahipler tekrar çöle dağıldılar. Aziz azizenin isteğini hatırlayarak azizeyi bulmak için ürdün ırmağına gitti. Aziz ilk buluştukları yere vardığında azizenin ellerini haç yapmış bir şekilde yerde vefat etmiş olduğunu gördü. Yanında şu yazı bulunmaktaydı.&lt;br /&gt;- Aziz Zosimas Maria’nın bedenini buraya göm. Kinonia aldığı gece burada vefat etti.&lt;br /&gt;O anda azize bir melek görünerek oraya ona yadım etmesi için bir aslanın geleceğini ve korkmamasını söyledi. Aziz Tanrı’ya bu kadar büyük bir azizeyi tanıdığı için şükr etti. Azize Maria çölde 45 yıl boyunca dua ve oruç ile Tanrı isteği doğrultusunda yaşadı. Yortusu kilisemiz tarafında 1 Nisan’da kutlanmaktadır. Aziz Zosimas azizenin hayatını inançlılara faydalı olsun diye kaleme aldı. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 4 Nisan’da kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-6508509237854974215?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/6508509237854974215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=6508509237854974215' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6508509237854974215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6508509237854974215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/misirli-azize-maria-ve-aziz-zosimas.html' title='MISIRLI AZİZE MARİA VE AZİZ ZOSİMAS - (Αγία Μαρία η Αιγυπτία και Άγιος Ζωσιμάς)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRUi3mwh4I/AAAAAAAABgY/wRZY5BEF0W8/s72-c/1163578542_139_min_st010_small.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-627910297431979122</id><published>2009-03-08T16:20:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T16:24:58.231-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>AZİZLER KONSTANTİNOS VE ELENİ - (Άγιος Κωνσταντίνος και Ελένη)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZLER KONSTANTİNOS VE ELENİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRTsXzFkeI/AAAAAAAABgQ/w-TBpLw-I1I/s1600-h/y1pHH63NKpuRCtC4igMcvOG-q8ChBRCQ-EAeUj-b8anTksE4lPpDMQ95aE2dJJh35o4qcR4_YZRvG4.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 332px; height: 446px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRTsXzFkeI/AAAAAAAABgQ/w-TBpLw-I1I/s400/y1pHH63NKpuRCtC4igMcvOG-q8ChBRCQ-EAeUj-b8anTksE4lPpDMQ95aE2dJJh35o4qcR4_YZRvG4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310961882344296930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Eleni Ege bölgesinin Drepano şehrinde dünyaya geldi. Azize 23 yaşında iken Roma imparatorluğunda komutan olan ve yüksek makama sahip olan Konstantios ile tanıştı. Konstantios azize ile evlenerek bir çocuk sahibi oldular ve adını Konstantinos koydular. Konstantios putperest bir adam olmasına rağman hristiyanlara hristiyan olan karısı sayesinde saygıyle davranıyordu. 284 yılında Roma’nın krallığına hristiyanların baş düşmanlarından Dioklitianos seçildi. Kralın yardımcıları ise damadı Maksimianos ve Konstantios oldular. Bunun üzerine Konstantios eşinden ayrılarak Maksimianos ile daha iyi ilişkiler kurmak için Maksimianos’un kızı ile evlendi. Azize bu teklifi kabul ederek sarayda yaşamaya ve oğullarını Hristiyanlığın gerektirdiği şekilde büyütmeye devam etti. Konstantinos büyüdüğünde yakışıklı, zeki ve güçlü bir insan oldu. Bu yüzden babası onu ölmeden önce Batı Roma İmparatorluğu tahtına yerleştirdi. Anadolu Roma İmparatorluğu’nu Maksimianos yönetmekteydi. Maksentios ise halkını sert bir şekilde yönetiyor ve krallığın tek hakimi olmak içinde diğer roma krallıklarına savaş açmaya hazırlanıyordu. Konstantinos evlenmiş bir çocuk sahibi olmuştu. Çocuğunun adı Krispo idi. Konstantinos karısından ayrılmaya karar verip Maksendios’un kardeşi kurnaz Fabsta ile evlenmeye karar verdi. Buna rağmen Maksendios ordusunu toplayarak Konstantinos’a savaş açtı. Konstantinos düşmanın kendisininkinden üç kat daha fazla olan ordusuna baktıkça kendi orduduna üzülüyordu. O anda gökte bembeyaz bir haç belirdi ve üzerinde şu yazılar yazılıydı. “ Bununla yeneceksin”. Daha sonra Mesih Konstantinos’a rüyasında görünerek gördüğü haçın aynısını yapmasını ve savaşlardan galip ayrılmak için bu haçı elinde tutmasını söyledi. Konstantinos rüyadan duygulanarak hemen hacın yapımını emretti. Konstantinos o zamana kadar Hristiyanlara saygı duyuyordu ama rüyadan sonra inancıda katlanarak inancın sadece insan gücü olarak kalmaması gerektiğini anladı. Savaş başladığında askerler haçı yükseklerde tutmaktaydılar. Konstandinos’un ordusu Maksendios’un ordusunu yenerek 312 yılında geri çekilmelerini sağladı. Büyük Konstantinos şehrine galip olarak döndükten sonra haçı şehrin en belirgin yerine koydu. Daha sonra sürgüne gönderilmiş olan tüm Hristiyanları geri çağirarak Mesih adına şehit olmuş olan Hristiyanları saygı ile gömdü. Daha sonra insanlara din özgürlüğü tanıdı. Böylece putperestler Hristiyanlar dini görevlerini yaparken üst makamlara şikayet edilemeyeceklerdi. Daha sonra köleleri özgür bırakarak arenada savaşları yasakladı ve Hristiyanlara haklar tanıyan yeni kanunlar ilan etti. Bunların sonucunda putperestlerin tapınakları boşalıyor bir çok insan gerçek Tanrı’ya inanarak vaftiz oluyordu. Büyük Konstantinos’un krallık yaptığı dönem çok önemlidir çünkü o dönemde Hristiyanlık bütün dünyaya yayıldı. Aradan bazı yıllar geçtikten sonra Anadolu kralı Likinios putperestlerin tarafına geçerek hristiyanlara karşı savaş açtı. Konstantinos Likinios’u Hristiyanları şavaşmaması için uyadı ancak o 323 yılında kendisine savaş açtı. Bunun üzerine Konstantinos tekrar haçı yükseklere kaldırarak düşmanını yerle bir etti. Böylece Konstantinos tüm Roma İmparatorluğunun kralı olmuş oldu. o dönemde kral Konstantinos Hristiyan değildi. Oğlunu karısının yalan yere suçlaması nedeniyle öldürünce bu hatasından pişman oldu ve af diledi. Yeni bir savaş başlayana kadar tüm krallıkta barış hakimdi. İskenderiye ilahiyat okulunun bir öğretmeni Arion yanlış yola dğşerek Mesih İsa’nı Tanrı olmadığını ama Tanrı tarafından yaratıldığını ilan etti. Bu sorun üzerine ilk EKÜMENİK KONSİL’in yapılmasına karar verildi. Böylece İznikte 325 yılında yapılan konsilde Arion ve taraftarlarının eğitisini kanıtlarla yalanladı ve utandırdı. Konsil’in bitiminde aziz tüm despotları yeni kurduğu şehir olan Konstantinupolis’e davet etti. Bir kaç yıl önce Tanrı azize orada bir şehir kurmasını rüyasında söylemiş bu yüzden aziz şehri Meryem anaya hitap etmişti. Bir diğer yandana azizin annesi azize Eleni Mesih İsa’nın insanları kurtarmak adına asıldığı haçı bulmak için Kudüs’e gitti. Hristiyanlardan nefret eden Yahudiler ve putperestler Mesih’in asılma olayının gelecek nesiller tarafından unutulması için haçları gömerek sakladılar. Azize haçı bulmak için uğraş verirken bir kadın azizeye İudas adında birinin haçın nerede olduğunu bildiğini söyledi. Askerler yahudi adamı tutuklayarak haçın nerede olduğunu sordular. O söylemeyi red edince onu 7 gün için aç ve susuz bir kuyunun içine attılar. Oda bunun üzerine mecbur kalarak kutsal haçı nerede gömülü olduğunu açıkladı. Haçın üzerinde sürekli muhteşem koku saçan bir çiçek açmakta idi. Yahudiler bu agacı kestikçe agaç daha bir gür yetişiyor dahada güzel bir koku saçıyordu. Azize o ağacın altının kazılmasını emrettiğinde üç haç buldular. Hangisinin Mesih’e ait olduğunu bulmak içinde hasta bir kadın getirilerek önce ilk iki haç üzerine dokunduruldu.kadın iyileşmeyince üçüncü haç dokunduruldu ve kadın tamamen iyileşti. Bunun ardından azize orada büyük bir kilise inşa ettirdi. Azize Kosntantinupolis’in açılışı için yanına haçın yarısını aldı ancak açılışa yetişemeden 80 yaşında vefat etti. 11 Mayıs 330 yılında yeni başkentin açılışı gerçekleşti. 1000 yıl boyunca Bizans devleti Avrupalıların ilham kaynağı haline gelmişti ancak 336 yılında Perslerin kralı Savor Yahudilerin kışkırtısı ile 18.000 Hristiyanı öldürerek kiliselerimizi yıktı ve Hristiyanlığa karşı savaş açtı. Aziz her ne kadar durmasını söylediysede boşunaydı. Bunun üzerine ordusunu toplayarak Savor’a karşı savaş açtı Savor’da bundan korkarak özür düledi ve barış istedi. Aziz dinlenmek için Adapazarına vardığında vaftiz olmak istedi. Aziz 63 yaşında ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Kilisemiz azizlerimizin yortusunu 21 Mayıs’ta anmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-627910297431979122?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/627910297431979122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=627910297431979122' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/627910297431979122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/627910297431979122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azizler-konstantinos-ve-eleni.html' title='AZİZLER KONSTANTİNOS VE ELENİ - (Άγιος Κωνσταντίνος και Ελένη)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRTsXzFkeI/AAAAAAAABgQ/w-TBpLw-I1I/s72-c/y1pHH63NKpuRCtC4igMcvOG-q8ChBRCQ-EAeUj-b8anTksE4lPpDMQ95aE2dJJh35o4qcR4_YZRvG4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-3913778233785759691</id><published>2009-03-08T16:16:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T16:18:46.168-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ HARALAMBOS - (Άγιος Χαράλαμπος)</title><content type='html'>&lt;h3 style="text-align: center;" class="post-title entry-title"&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ HARALAMBOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h3&gt;   &lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRSP_QjGxI/AAAAAAAABgI/VkAwmw31Rcw/s1600-h/ag-charalambos.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 336px; height: 457px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRSP_QjGxI/AAAAAAAABgI/VkAwmw31Rcw/s400/ag-charalambos.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310960295209016082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz haralambos’un doğup büyüdüğü yer Ege bölgesinin Magnisia şehridir (İ.s. 90). Ailesi canları pahasına Mehis İsa’ya inanmaktaydılar çünkü o dönemde krallar Mesih İsa’ya inanları öldürüyorlardı. Buna rağman daha genç yaşında Haralambos papaz olup bölgesindeki putperestlere Hristiyanlığı eğitmeye karar verdi. Aziz bunu yapaken kimseden korkmamaya karar vermişti artık. Aziz oruçla, duayala ve hayır işleriyle 113 yaşına kadar yaşadı. O zamanlar o bölgenin hakimi taş kalpli Lukianos idi. Bu kişi bölgesinde hristiyan olduğunu öğrendiği zaman hemn onları tutukluyor ölene yada dinlerini değiştirene kadar onlara işkence yaptırıyordu. Lukianos Azizin Mesih İsa’yı halka duyurduğunu öğrendiği zaman tutuklanıp ona getirilmesini emretti. Hemen çok yaşlı olan aziz Lukiansos’un karşısına getirildi.&lt;br /&gt;- Yaşlı adam neden Mesih İsa’yı halka duyurupta putları yargılıyorsun? İşkencelerden korkmuyormusun?&lt;br /&gt;- Sizin sahte putlarınız ne hareket edebilir nede konuşabilirler. Ama Mesih İsa tek ve gerçek olan Tanrı’dır. Ona her kim inanırsa büyük mucizeler yaratabilir. Biz Hristiyanlar ölümden korkmayız çünkü biz savaşta cesurca ölmek isteyen askerlere benzeriz.&lt;br /&gt;Lukianos sinirlenerek azizin bedeninin ve yüzünün demir tırnaklarla yüzülmesini emretti. Aziz işkencelerden acı çekeceğine Tanrı’ya şükr ediyordu. İşkencecilerden Porfirios ve Vaptos bunun bir mucize olduğunu anlayarak onlarda hemen Mesih İsa’ya inandılar. Efendi hemen bu ikisinin kafasının kesilmesini emretti ve bu iki cesur adam memnuniyetle İsa adına ölmeyi kabul ettiler. Lukianos’un yanında bulunan Lukios adında bir putperest aputlara yemin ederek azizi işkenceleriyle korkutacağını söyledi. Hemen tırnaklara sarılarak azize zarar vermek için saldırdı ama o anda büyük bir mucize gerçekleşti. Zalim adamın elleri koparak azizin üzerinde asılı kaldılar. Bölge sorumlusu bunu gördüğü zaman nefret içerisinde azizin yanına giderek suratına tükürdü. Ama bir kere daha Tanrı mucizesini gerçekleştirdi. Lukianos’un boğazı ters döndü ve azizin sırtına doğru bakmaya başladı. Bu olaydan çok korkan iki zalim adam hemn azizden özür dilemeye ve onları iyileştirmesi için ona yalvarmaya başladılar. Büyük kalbi olan aziz Tanrı’ya dua ederek bu iki adamın iyileşmesini sağladı ve o anda ikiside Hristiyan olduşar ve azizi serbest bıraktılar. Daha sonra azizi evinde sık sık ziyaret ediyorlardı. Azizin yaşadığı yerde sık sıkta mucizeler gerçekleşmekteydi. Efendilerden biri olan bütün mucizeri gördüğünde Roma’ya giderek olanları krala anlattı. Kral Hz. İsa’ya inanacağı yerde hemen bir kaç asker göndererek azizin sırtına çiviler çaktırdı ve onu karşısına getirtti. Daha sonra askerler azizin sakallarına bir ip bağlayarak onu acımasızca çekmeye başladılar. Aziz kralın yanına vardığı zaman kral azizin ölene kadar yakılmasını emretti. Tanrı bir kez daha sevgili kulunu yalnız bırakmayarak ateşi söndürdü ve aziz sanki hiç bir şey olmamış gibi orada ayakta duruyordu. Bunun üzerine kral azizin yanına yaklaşarak:&lt;br /&gt;- Duyduğuma göre ölüleri diriltebiliyormuşsun!&lt;br /&gt;- Bunu yalnızca Mesih İsa yapabilir!&lt;br /&gt;- Eğer gerçekten Tanrın varsa ondan şu içine şeytan girmiş olan adamı iyileştirmesini iste!&lt;br /&gt;Aziz hemen dua ederek içinde şeytanı barındıran adamın şeytandan kurtulmasını sağladı. Kral Mesih İsa’ya hayran kalarak:&lt;br /&gt;- Şimdi’de bu ölmüş olan genci dirilt!&lt;br /&gt;Aziz Tanrı’nın isminin yüceltilmesi için uzun bir süre dua etti ve ardından genci diriltti. Ancak kral çok bencil bir insan olduğundan azizin sakalının yakılmasını ve ardından taşla çenesinin kırılmasını emretti. Mucizevi bir şekilde ateş azizi yakmayarak etraftakilere saçıldı ve onları yaktı. Kralın daha fazla sabrı kalmamıştı artık. Azize hiç bir şey yapamadığından bağırıp küfür etmeye başladı.&lt;br /&gt;- Senden korkmuyorum İsa, yere inde seni yeneyim!&lt;br /&gt;O anda çok büyük bir deprem oldu ve göklerde şimşekler çaktı. O anda kral ve Krispos adında bir kişi havada asılı kaldılar. Korkudan titremeye başladılar ve yere inemedikleri zaman kral:&lt;br /&gt;- Tanrı’nın azizi bizi affet. Tanrı’na söyle bizi burdan indirsin ve bende onun isminin tüm şehirlerde yüceltilmesi için emir vereceğim!&lt;br /&gt;Bunlar olurken kralın kızı Galini azizin yanına gelerek babasına acıması için yalvardı. Aziz kızın bu isteğine uyarak Tanrıya dua etti ve Tanrı’nın cazalandırması sona erdi. Genç ve temiz Galini azize teşekkür ettikten sonra ona:&lt;br /&gt;- Bende senin Tanrı’na inanıyorum. Bir rüya gördüm bana açıklamanı istiyorum. Bir gün çok güzel bir bahçede babam ve bölge sorumlusu ile beraber olduğumu gördüm. Bahçenin sorumlusu ikisini kovarak yalnızca beni bahçenin güzelliklerinden faydalanmam için içeri girmeme izin verdi.&lt;br /&gt;Aziz hemen Galiniye o mekanın cannet olduğunu ve bekçininde Mesih İsa olduğunu söyledi. Adamların kovulma nedenlerinin ise gerçekten yaptıklarına pişman olmadıkları için olduğunu söyledi. Kral azize dönerek:&lt;br /&gt;- Putlara adakta bulun yoksa seni işkenceye tabi tutacağım!&lt;br /&gt;Aziz bunu red etti. Kral hemen azizin bağlanmasını ve bütün şehirde sürüklenmesini emretti. Kralın kızı babasının bu davranışına üzülerek babasından vaftiz olmasını istedi. Kral bunun üzerine kızından putlara adakta bulunmasını istedi. Galini putların arasına girdiği zaman şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Eğer gerçek tanrılarsanız benim yapmak istediğim şeyi neden durdurmuyorsunuz?&lt;br /&gt;Galini yere 36 tane put heykel devirdi ve hepsi paramparça oldu. Bunu öğrendiği zaman ustalara emir vererek yepyani putlar getirtti. Ertesi gün kızını alarak ona:&lt;br /&gt;- Bak kızım görüyormusun tanrılarımız gerçek ve dirildiler!&lt;br /&gt;Azize babasının hain planını anladı ve ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Senin sahte tanrıların ölülerden dirildikleri gibi canlılardan ölecekler!&lt;br /&gt;O anda çok büyük bir deprem oldu ve putlar yerlere düşerek paramparça oldular ve böylece putperestler çok utandılar. Kral put tapınağının darmadağın olduğunu gördüğü zaman nefret içerisinde:&lt;br /&gt;- Lanet olasıca Haralambos kızım senin yüzünden Hristiyan oldu!&lt;br /&gt;Kral hemen askerlerine azizin günaha düşmesi için günahkar bir kadına götürülmesini emretti. Tanrı oradada kulunu yalnız bırakmadı. Aziz eve girdiği anda bir tahtaya dookundu ve o anda tahtanın üzerinde değişik renkte ve çeşitte çiçekler çıkmaya başladı. Kadın bu mucizeyi gördüğü anda azize evinden gitmesi için yalvardı. Aziz kadına korkmamasını ve Mesih İsa’ya inanmasını söyledi. Ertesi gün herkes toplanarak mucizeyi görmeye gittiler ve herkes Tanrı’nın gücüne inanarak vaftiz oldular. Bölge sorumlusu olanları öğrendiği zaman kraldan Haralambos’un öldürülmesini istedi. Böylece hiç vakit kaybedilmeden azizin başının kesilmesi emri verildi. Azizin kafasının kesileceği yere giderlerken aziz yolda diz çökerek dua etmeye başladı. O sırada göklerde Mesih İsa meleklerle görünerek:&lt;br /&gt;- Cesur ve inançlı insan benden ne istersen iste ve ben sana istediğini vereceğim.&lt;br /&gt;- Hayatımın efendisisenin emrine uyacağım ve senden b ir şey isteyeceğim. Benim şehit olmamı kutlayacak ülkelerde ve mekenlarda ve bedenimin bulunacağı yerlerde açlık ve hastalık olmasınçher zaman barış olsun!&lt;br /&gt;- İsteğin yerine gelsin!... diye bir ses duyuldu ve Mesih ortadan kayboldu.&lt;br /&gt;Askerler azizi öldürmeden önce aziz bedenini Tanrı’ya teslim etti. Daha sonra Galini azizin bedenini alarak gömdü. Bugün azizin bedeninden parçalar manastırlarda bulunmaktadır. Azizin yortusu kilisemiz tarafından her sene 10 Şubat’ta anılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-3913778233785759691?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/3913778233785759691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=3913778233785759691' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3913778233785759691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3913778233785759691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-haralambos.html' title='AZİZ HARALAMBOS - (Άγιος Χαράλαμπος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRSP_QjGxI/AAAAAAAABgI/VkAwmw31Rcw/s72-c/ag-charalambos.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-4867621976150748858</id><published>2009-03-08T16:08:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T16:12:45.659-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ KOSMAS ETOLOS - (Άγιος Κοσμάς ο Αιτωλός)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ KOSMAS ETOLOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRQ0WgsNfI/AAAAAAAABgA/b3H0gExYAKo/s1600-h/kosmas_o_aitwlos.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 337px; height: 457px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRQ0WgsNfI/AAAAAAAABgA/b3H0gExYAKo/s400/kosmas_o_aitwlos.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310958720902772210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Kosmas Etolos Etolia’nın Trixonida şehrine ait olan Mega entro köyünde dünyaya geldi. Ailesinin mesleği yüncülüktü ve saygıdeğer insanlar idi. İlk başlarda Kosmas’ın ismi Konstas idi ve Konstas’ın bir erkek kardeşi vardı. Daha sonraları kardeşi rahip olarak Xrisantos ismini aldı. Konstas ailesinin koyunlarına çobanlık yapıyordu yada çiftçilere satılmak amacı ile babasının makinasında çuval dikiyordu. 19 yaşına kadar hiç okula gitmemişti böylece. Okuma yazmayı öğrenebilmek için can atıyordu ve bu yüzden işini bırakarak okula gitme kararı aldı. O zamanlar aya Oros’ta Vatopedi manastırının okulu açılmıştı. Konstas oraya giderek ilk eğitimini tamamladı. Daha sonra Filotheu manastırında rahip oldu ve ismi Kosmas olarak değiştirildi. Orada 17 sene Tanrı isteği doğrultusunda yaşadı. Diğer rahipler onun bu hırsını ve inancını gördükleri zaman ondan papaz olamasını ve böylece kiliseye daha faydalı olacağını söylediler. O yıllarda Yunanistan Türklarin elinde bulunmaktaydı. Bir çok hristiyan daha iyi yaşayabilmek için mecburen müslüman oluyordu. Bazıları açlıktan ve baskıdan dağlara çıkıp orada hırsız ve katil oluyor bazıları ise cahil kalıp yunancayı unutuyor ve yalnızca türkçe konuşuyorlardı. Her gün bir çok bölge müslümanlığa geçiyor yunan dili ve kültürü ise yavaş yavaş yok oluyordu. Rahip Kosmas bu duruma daha fazla dayanamadığından başrahibinden izin alarak İstanbul’a gitti ve orada Patrikten din elçiliği izni alarak Yunanistan’a büyük bir sevgi ve iştah ile dini eğitmeye ve duyurmaya geldi. Aziz o zamanlar 46 yaşında idi. O zamandan sonra aziz bir çok yeri gezdi ve dini insanlara duyurdu. İlk başlarda aziz insalara kiliselerin içinde konuşuyor onları orada eğitiyordu ancak zaman geçtikçe onu duymak isteyenler o kadar çoğalmıştı ki artık kiliselere sığmıyorlardı ve bu yüzden boş alanlara gidiyorlardı. Konuşmaya başlamadan önce her zaman tahtadan büyük bir haç yapıyor onu yerleştirdikten sonrada boyunun kısa olması nedeniyle bir tahtanı üzerine çıkıyordu. Orada okuma yazması olmayan insanlara İncili ve Tanrı sözünü anlatıyordu. Bazı zamanlar insanların onu daha iyi duyabilmeleri için ağaçların üzerine çıkıyordu çünkü çoğu zaman onu dinlemek için 6 binin üzerinde insan geliyordu. Fakir insanlar ona yolculuk edebilmesi için bazen bir eşşek bazende bir at arabası veriyordu. Tanrı’nın sözü ile insanların din duygularını pekiştiriyor aynı zamanda milliyet duygularınıda onlara hatırlatıyordu. Bir çok kişiyi günahların içinden alıp onlara okuma yazma öğretti ve Hristiyanlara bir arada yaşamayı öğretti. Aziz Kosmas’ın görevi ve yaptığı iş çok büyüktü çünkü o 1821 yılındaki ayaklanmaya yunanluları hazırlıyor hem de onları birleştiriyordu. Böylece Osmanlı zulmünden kurtulacaklardı. Tanrı’nın bu sevgili rahibi kadınların başlarını süslerle donatmamalarını gerektiğini ama başını bir mendille kapatması gerektiğini ve kadının gerçek süsünün ayıp ve sadelik olduğunu söylerdi. Ortodoks kilisesinden ayrılan Katoliklere ise bir çok kez kızardı. Papa için o bir çok kötü olayın nedeni olacaktır derdi sıkça. Pazar günlerini yalnızca rumumuza ayırmamız gerektiğini ve o gün çalışmamamız gerektiğini yalnızca dua ve hayır işleri yapmamız gerektiğinin üzerine basardı. Hatta aziz İoannina şehrinde her Pazar günü kurulan halk pazarını Cumartesi’ye aldırdı. Cumartesi yahudiler tarafından kutsal gün sayılır. O günün aziz tarafından halk pazarı günü yapması orada yahudileri çok tepkilendirdi ve o günden sonra onu öldürmek için fırsat aradılar. Köyün bir tanesinde kadının bir tanesi azizin sözünü dinlemeyerek Pazar günü ekemek yapmak için hamur açmaya başladı. O anda hamur Tanrı isteği ile sanki kanmış gibi kıpkırmızı oldular. Kadın o kadar çok pişman olmuştuki hemen azizden özür diledi. Aziz Kosmas’a Yüce Tanrı gelecekteki olayları görme özelliği vermiştir. Söylediği şeyler gelecekte olacaktır ve gerçektende söylemiş olduğu bir çok olay gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;Aziz bir gün Voniça’dan geçerken Lefkada şehrinden görünen Aziz İlyas dağlarını gördü.&lt;br /&gt;- Kutsal olun çünkü çok canlar kurtaracaksınız!&lt;br /&gt;Gerçektende 1821 yılında bir çok kadın ve çocuk oraya saklanarak kıyımdan kurtulmuşlardı. Aziz herşeyden önce Yunan milletinin eğitim alması gerektiğin üzerinde duruyordu ve bu yüzden gittiği her köyde bir okul inşa ediyor eğer o köyde eğitecek öğretmen yoksa köyün papazını okula eğitmen olarak koyuyordu. Toplamda 1200 den fazla okul inşa ettirdi. Sözlerini doğru kullanabildiğinden kolay bir şekilde insanların bu işler için para vermesini sağlıyordu. Yaptığı konuşmalardan sonra her zaman yağı kutsar ve o yağla tüm inançlıları kutsardı ve hiçbir zaman dua etmeyi unutmazdı. Azizin dinlenmeye ve yemek yemeye fazla vakti yoktu. Yediği yemek çoğu zaman az hatta yağsızdı. Aziz kimseden bir hediye beklemediğini yalnızca söylediklerini insanların yerine getirmesinin onun için kafi olacacağını söylerdi. Hristiyanlardan başka bir çok Türkte azize saygı duyuyor ondan manevi bakımdan sıkça yardım istiyorlardı. Aziz Türklere sevgi içerisinde konuşuyor ve bir çok kez onlar içinde mucizeler yapıyordu. 1779 yılında yahudiler onu kovalerken aziz Tepeleni denilen yerde bir kadının yardımı sayesinde kurtuldu. Kadının bir tanesi azizi alarak evine sakladı. Bu kadının adı Hamko idi ve Hamko Ali paşanın annesi idi. Gece yemek yemeye oturdukları vakit azizin geleceği bildiğinden haberdar olan Hamko azize oğlu hakkında sorular sormaya başladı aziz ise şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;- Senin oğlun çok güçlü birisi olacak ve herkes onun için konuşacak!&lt;br /&gt;Ali paşa o zamanlar 35 yaşındaydı. Azizin bu sözlerini duyduğu zaman çok sevindi ve azize Bereti şehrini alıp alamayacağını sordu.&lt;br /&gt;- Evet o bölgeyi alacaksın senindir oraları!&lt;br /&gt;- İoannina’yı alacakmıyım? Preveza? Bunlarıda ele geçirebilecekmiyim? İstanbul’a varacakmıyım bir gün?&lt;br /&gt;- Bütün bu istediğin yerlere ele geçireceksin ancak İstanbul’a sakalların kırmızı gideceksin!&lt;br /&gt;Aradan yıllar geçtikten sonra azizin söyledikleri bir bir çıkıyor Ali paşa ise azizin bu özelliğine hayran kalıyordu. Ali paşanın bir savaşta ağar Türkleri tarafından kafası kesilerek İstanbul’da sultana götürüldü. Buda azizin sözleri arasında ve Tanrı isteği ile olmuş bir olaydı.&lt;br /&gt;Aziz Kosma yaşadığı sürece Tanrı tanımaz yahudilerin Yunan milleti için hazırlamakta olduğu çirkinlikleri durdurarak milletimizi büyük kötülüklerin kapısından çevirdi. Yahudiler hem milletimize hem de Ortodoks kilisesine karşı çok çirkin planlar hazırlamışlar ancak aziz sayesinde bunların hiç bir tanesi gerçekleşmemiştir. O zamanlar yahudiler aralarında topladıkları 25.000 kuruşu azizi öldürmesi için Kurt paşaya verdiler. Aya Triada köyüne varmadan önce her zaman yaptığı gibi gidip hocadan izin alacaktı. Aslında azizin bunu yapmasına gerek yoktu çünkü zaten onun daha yüksek bir makam olan Patrikhaneden izni vardı. Hoca onu at üzerine oturmuş 15 asker ile bekliyordu. Hoca azize onu Kurt paşanın beklediğini söyledi. Azizle beraber olanları tutukladılar ama azizi yürüterek Kurt paşaya götürdüler. Yolda azizi başka bir yöne doğru götürdüklerinde aziz öldürülmek istediğini anladı ve askerlerden biraz dua etmesi için izin istedi. Daha sonra Türkler ağaca bir ip gererek azizi oraya astılar ve onu boğdular. Saygısızlar daha sonra azizi çırılçıplak bırakarak onu nehire attılar. Hristiyanlar olan olayları öğrendikleri zaman kayıklarla nehrin içerisinde azizin kutsal bedenini aramaya başladılar. Üç gün sonra papazın bir tanesi azizin bedeninin kıyıya vurmuş olduğunu gördü. Bedeni oradan alarak Kolikondasi köyünde gömmek üzere yola çıktılar. Aradan bir hafta sonra azizle beraberken tutulanmış olanlar serbest kaldılar. Türkler tarafından nasıl öldürüldüğünü görmek isteyen azizin yoldaşları bedenini mezardan çıkarttılar. Bedeni çıkarttıklarında hiç çürümemiş olduğunu ve muhteşem bir koku yaydığını gördüler. Azizin ölümünden sonrada bir çok mucize gerçekleşti. Askerlerden biri azizle dalga geçmek için cübbesini giydi. O anda şeytan içine girdi. Asker önce elbiselerini çıkarttı ve daha sonra yollarda koşarak azizi kendisinin astığını ilan etmeye başladı ve böylece askerler tarafından tutuklanarak hapse atıldı ve oraada da öldü. Bazı hristiyanlar azizin vefat haberini kardeşine bildirmek üzere Nakso adasına yolculuk ettiler. Yanlarına onları korusun diyede azizin sakalından aldılar. Orada tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmış bir kadın bulunmaktaydı. Azizin sakalını dokunduğu anda kadın iyileşti ve eski sağlığına döndü. Günümüze kadar azizin yardımını isteyen bir çok kişi derdine derman bulmuştur. Azizin yortusu kilisemiz tarafından her sene 24 Ağustos tarihinde anılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-4867621976150748858?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/4867621976150748858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=4867621976150748858' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4867621976150748858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4867621976150748858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-kosmas-etolos.html' title='AZİZ KOSMAS ETOLOS - (Άγιος Κοσμάς ο Αιτωλός)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRQ0WgsNfI/AAAAAAAABgA/b3H0gExYAKo/s72-c/kosmas_o_aitwlos.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-8288293322475462663</id><published>2009-03-08T16:03:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T16:07:28.723-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>AZİZLER ALEKSANDROS VE ANDONİNA - (Άγιος Αλέξανδρος και Αγία Αντωνίνα)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZLER ALEKSANDROS VE ANDONİNA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRPlRXn27I/AAAAAAAABf4/ODBBj6tWhFo/s1600-h/0610_alexander_antonina.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 338px; height: 546px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRPlRXn27I/AAAAAAAABf4/ODBBj6tWhFo/s400/0610_alexander_antonina.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310957362312895410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azizler Aleksandros ve Andonina Kardamo ilçesinde dünyaya geldiler. Yaşadıkları dönemde bölgelerinin efendisi putreset Fistos idi. Fistos Hristiyanlığa inanalara acımasız bir şekilde şavaş açtı. Hristiyanlar inançları sayesinde putperestlerin karşısında inanölarını korkusuzca ilan ediyorlardı. Azize Andonina Ruhu için Tanrı yolunda ilerliyor ve yardıma muhtaç insanlara yardım ediyordu. Hristiyan olduğu öğrenilince efendi onu tutuklayarak putlara tapınması için ona baskı kurdu. Azize dinine yürekten inandığından Fistos intikam amaçlı azizeyi genel eve kapattı. Günah evinin içerisinde azize yaşıtlarına uymadı. Üç gün üç gece aç susuz dua ederek Tanrı’dan onu korumasını istedi. Üçüncü gün dehşet bir deprem oldu ve evin kapıları açıldıktan sonra göklerden bir ses duyuldu:&lt;br /&gt;-İnançlı Andonina dua duyuldu. Beslenmek için yanına besin al ve bu mekandan uzaklaş.&lt;br /&gt;Azize emre uyarak oradan uzaklaştı. Fistos’un yanına giderek başından geçen mucizevi olayı anlattı ama efendi pişman olacağı yerde azizeyi işkence ile tehtit etti. Azize kendisini Mesih’in koruduğunu ve onun adına her türlü işkencenin hoş olduğunu açıkladı. Efendi azizenin dövülmesini emretti. Daha sonra azizeyi yaralı bir şekilde tekrardan genel evine kapattılar. Tanrı azizenin vermekte olduğu savaşı gördüğünde onu ödüllendirdi. Azizeyi bir kez daha mucizevi bir şekilde korudu. O şehirde Aleksandros adında inançlı bir delikanlı yaşamaktaydı. Bir gece bu gence Tanrı’nın meleği görünerek azizenin nerede olduğunu ona söyleyerek onu nasıl kurtaracağını anlattı. İnançlı Aleksandros emre uyarak müşteri kılığında eve girdi. Aleksandros kimliğini açıkladıktan sonra azizenin başını bir mendille kapattı ve oradan uzaklaşmasına yardımcı oldu. O sırada bazı askerler azizeyi kirletmek için odaya girdiklerinde Aleksandros ile karşılaştılar ve askerler ne olduğunu anlayarak genci efendiye götürdüler. Efendi olanları öğrendiğinde sinirinden azizin tahta kılıçlarla dövülmesini ve azizenin tekrar tutuklanmasını emretti. Daha sonra ikisine putlara tapınmaları için emir verdi. Her ikiside bunu red ederek dinlerine sadık kaldılar. Acımasız efendi azizlerin kollarının ve bacaklarının kesilmesini emretti. Daha sonra ikisinide ateşe verdiler ve böylece azizler ruhlarını Tanrı’ya teslim etmiş oldular. Azizlerimizin yortusu kilisemiz tarafından 10 Haziran’da anılmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-8288293322475462663?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/8288293322475462663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=8288293322475462663' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8288293322475462663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8288293322475462663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azizler-aleksandros-ve-andonina.html' title='AZİZLER ALEKSANDROS VE ANDONİNA - (Άγιος Αλέξανδρος και Αγία Αντωνίνα)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRPlRXn27I/AAAAAAAABf4/ODBBj6tWhFo/s72-c/0610_alexander_antonina.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-3154663733812316620</id><published>2009-03-08T15:54:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T16:00:18.621-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>AZİZLER AVGUSTİNOS VE MONİKA - (Άγιος Αυγουστίνος και Αγία Μόνικα)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZLER AVGUSTİNOS VE MONİKA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Avgustinos Afrikan’nın Tagasti şehrinde 354 yılında dünyaya geldi. Babasının adı Patrikios dini ise putperestlik idi. Babsı ölmeden kısa bir zaman önce Hristiyan karısı sayesinde vaftiz oldu. Karısı Monika Hristiyandı ve Tanrı isteği doğrultusunda yaşamakta idi. Eğer doğurduğu çocuğuna mükemmel bir dini eğitim veremezse kendisinin doğru bir anne olabileceğine inanmıyordu. Böylece Avgustino’yu doğurduğu zaman ona Hristiyanlığın gerçeklerini eğiterek onu Tanrı yolunda yetiştirdi. Aziz büyüdükçe anneside onun bu ruhi gelişimine bir o kadar seviniyordu. Kısa bir zaman sonra annenin bu büyük sevinci üzüntüye dönütü. Tek oğlu Avgustinos değişik şehirlere okumak amacı ile gitti. Oralarda hayatına dikket etmiyor ve kendisine hiç bir faydası olmayan kitapları okuyordu. Diğer öğrencileride örnek alarak en sonunda günahkar bir hayata baş vurdu. En kötüsüde azizin Hristiyanlık inancını terk edip tam 9 sene Manihey inancına tapmasıydı. Oradada istediği yüzeliği bulamayıca başka bir tarikatın eline düştü. Bunlara rağmen hristiyan anne inancını kaybetmedi. Tüm ümidini Tanrı’ya bağlıyarak oğlunun bu dini tarikatlardan kurtulması için dua ediyordu. Üzüntülü bir haldebölgenin piskoposuna giderek derdini anlattı ve ondan yardım istedi. Piskopos anneyi öğütledikten sonra bu acıya katlanmasını çünkü Tanrı’nın duaları mutlaka duyduğunu söyedi. Kısa bir zaman sonra azizin bulunduğu şehirde avukatlığı eğitecek biri aranıyordu. Şans eseri daha önceden bu dersi eğitmiş olan aziz eğitmen olarak seçildi. Mediolana şehrinde piskopos inançlı Amvrosios idi ve azizle tanıştıktan sonra kısa zamanda çok iyi iki dost oldular. Amvrosios’ún dil sözlüğü zengin olduğunda avukat Avgustinos onu iştahla dinliyor dini susuzluğunu gideriyordu. Bir çok sefer yalnış dine inandığını anlıyor ancak egoistliği yüzünden bunu kabul etmek istemiyordu. Aziz arkadaşlarıyla bir gün muhabbet ederek duygulandı ve aralarından ayrılarak sakinleşmek için bahçeye çıktı. Yere pişmanlık duyguları içerisinde kapanarak günahları ve inandığı tarikatlar için ağlamaya başladı. O anda göklerden tatlı bir ses duyuldu:&lt;br /&gt;- Al ve oku!&lt;br /&gt;Aziz sözlerin ne anlama geldiğini bilmeden Tanrı’sal bir gücün eşliğinde arkadaşlarının yanına döndü. Orada masanın üzerinde duran Pavlus’un mektupları kitabını gördü ve içini açtığında “BİZİM İÇİN UYANMA VAKTİ” yazısını gördü. Avgustinos bahçede duyduğu sesin ne demek istediğini o anda anladı. O anda Mesih’in kalbinin kapılarını çaldığını ve onu günahlardan uyanmaya davet ettiğini anladı. Aziz hemen gidip vaftiz oldu. onunla birlikte oniki yıl önce doğan oğlu da vaftiz oldu. böylece Paskalya bayramından bir gün önce Amvrosios arkadaşını 32 yaşında vaftiz etti. Daha sonra aziz memleketine dönerek annesinin yanına gitti. Annesi duaları kabul edildiğinden Tanrı’ya teşekkür etti. Azize Monika dualar içerisinde kısa bir zaman sonra ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Avgustinos annesinin vefatı üzerine çok acı çekti. O zamandan sonra aziz hayatına bir çaki düzen vererek günahlardan uzaklaştı ve Tanrı yoluna girdi. Kısa bir zamanda halk ona saygı göstermeye başladı. Bir gün despot Ualerios halktan kendisine lyık bir papaz adayı bulmasını istedi. Herkes azizi gösterdiğinde aziz önce red etti ama ardından halkın baskısı gelince bu kutsal görevi kabul etti. Daha sonra despot azize Tanrı sözünü insanlara duyurmasını söyledi oda büyük bir iştahla insanlara Tanrı’yı anlatıp halkı eğitmeye başladı. Piskopos Ualerios azizin özelliklerini gördüğü zaman başka bir şehrin onu almaması için onu kendi şehrine piskopos yaptı. Piskoposun yaşı büyük olduğundan her işin altından kalkamıyordu. Aziz bu kadar büyük bir görevi her ne kadar üstlenmek istemediysede Tanrı isteğine uyarak 395 yılında İpponos piskoposu oldu. aziz bunun ardından 45 sene daha yaşadı. Bu 45 senenin içerisinde bir çok önemli eser yazan aziz yardıma muhtaç olanlarada yardım etti. Eserlerinin bir çoğu günümüze kadar gelmiştir. 430 yılında ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Azizlerimizin yortusu kilisemiz tarafından 15 Haziran’da anılmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-3154663733812316620?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/3154663733812316620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=3154663733812316620' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3154663733812316620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3154663733812316620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/azizler-avgustinos-ve-monika.html' title='AZİZLER AVGUSTİNOS VE MONİKA - (Άγιος Αυγουστίνος και Αγία Μόνικα)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-6754923343082087017</id><published>2009-03-08T15:51:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T15:53:12.711-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ MAKSİMOS - (Άγιος Μάξιμος)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ MAKSİMOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRMQhxA-3I/AAAAAAAABfw/_n_bHVYzWUs/s1600-h/Ag_maximus.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 330px; height: 436px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRMQhxA-3I/AAAAAAAABfw/_n_bHVYzWUs/s400/Ag_maximus.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310953707402230642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Maksimos 580 yılında Bizans İmparatoru İraklios döneminde İstanbulda doğdu. Daha küçük yaştan olgunluğu ile dikkatleri üzerine çekiyordu. Biraz büyüdüğünde şairlik edebiyet ve ilahiyat okudu. Bitin bunlara rağmen hşç bir zaman ne bildikleri ile övünüyor nede halkın ona olan saygısıyla övünüyordu ve bu yüzden halk ona çok büyük derecede saygı gösteriyordu. Bütün bunlar Kralın kulağına kadar ulaştı ve böylece kral onu yanına yazıcı olarak aldı. Kraliyetin yazıcılık işleri ile o uğraşıyordu. Ancak Maksimos kendini Tanrı’ya adamak istiyordu ve bu yüzden aradan biraz zaman geçtikten sonra sarayı terk ederek rahip olmaya karar verdi. Böylece altınşehirde bir manastıra giderek ayinlerle ve oruçlarla yaşamaya başladı. Bütün herkesi Tanrı yolunda geri bırakmıştı Maksimos ve bu yüzden manastırın başrahibi vefat ettiği zaman bütün manastır anlaşarak ona başrahipliği önerdiler. Ve o zamandan sonra Maksimos manastırda bulunan rahiplerin yeni manevi önderiydi. Orada Ortodoksluktan bahseden bir çok kitap yazdı. Bunlardan başka Hz. İsa’nın yalnızca bir yönünü kabul edenler içinde bir çok kitap yazdı. Bir zamanlar bu inaç fazlası ile yoğunlaşmaya başladığı zaman Maksimos Afrikaya giderek orada Efkrata manastırındaki Başrahip Sofronio ile İskenderiye Patriğine karşı ayaklandılar çünkü İskenderiye Patriği ortodoksluğu bırakmış Hz. İsa’nın insancıl yönüne inanmayanlar ile bir olmuştu. Maksimos Hristiyanların inaçlarını sağlama alabilmek için Romaya giderek orada bütün dünyaya fermanlar göndermeye başladı. Kral İraklios öldüğü zaman tahta ortodoks olamayan Konstas geldi. Konstas hemen azizin ve iki öğrencisinin sürgüne gönderilmesini emretti. Azizi trakya bölgesine diğer iki öğrencisini ise başka yerlere göndererek aralarındaki ilişkiyi bitirmek istiyordu. Bunlara rağmen aziz bölgesinden uzakta olsa Hristiyanları eğitmeye devam ediyordu. Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra Kral Maksimos ve öğrencilerinin hiç bir şeyden korkmadığını görünce Onları istanbula geri getirtti ve acımasızda dayak attırdı. Ardından Maksimosun dilini ve sağ kolunu kestiler. Bunu yapmaktaki amaçları gerçek din olan ortodoksluğun ne söz nede fermenlarla Maksimos tarafından yayılmasını engellemekti. Aynısını Maksimosun diğer iki öğrencisinede yaptılar. Ancak Tanrı o kadar büyüktürki mucizevi bir şekilde Maksimos dilsizde olsa konuşmaya devam ediyordu. Bunun üzerine Kral maksimosun uzak bir yere sürgün edilmesini emretti. Bu arada bir öğrencisini Trakya bölgesine sürgün ettiler nacak bir kaç gün sonra vefat etti. Bir diğerini ise Arnavutluğa sürgün ettiler ve orada bir 20 yıl daha yaşadı. Çok kısa bir süre içerisinde taş kalpli Konstas halk tarafından lanetlenmeye başlandı. Halk onu istemiyordu. Ve Kral ölürülme korkusu yüzünden ailesini alarak Sirakuses bölgesine gitti. Orada birgün banyo yaparken hizmetçilerinden bir tanesi kafasına bir küple vurarak onu orada öldürdü. Böylece Kral oğlu Konsatntinos oldu. Konstantinos 6. ekümenik konsili 681 yılında davet etti. Bu konsilde Hz. İsa’nın hem Tanrı hemde insan olduğu kanıtlandı. Hz. İsa’nın yalnızca Tanrı olduğuna inananlar bu konsilde yargılandılar. Maksimosu Lazistan bölgesinde bir hapishanede 3 yıl boyunca sürgünde tutuyorlardı. Bir gün Hz. İsa Ona rüyasında görünerek vefat vaktini belirtti. Ve gerçektende 21 ocak 662 yılında geçirdiği ve yaşadığı o bütün zorluklara rağmen 82 yaşında vefat etti. Aziz Maksimos tüm zorluklara rağmen kilisemizi tam 25 sene idaresi altında tutmayı başardı. Azizin yortusu kilisemiz tarafında vefat ettiği gün olan 21 ocakta kutlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-6754923343082087017?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/6754923343082087017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=6754923343082087017' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6754923343082087017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6754923343082087017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-maksimos.html' title='AZİZ MAKSİMOS - (Άγιος Μάξιμος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRMQhxA-3I/AAAAAAAABfw/_n_bHVYzWUs/s72-c/Ag_maximus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-8980010791658072121</id><published>2009-03-08T15:46:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T15:48:19.308-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ İOANNİS HRİSOSTOM - (Άγιος Ιωάννης ο Χρυσόστομος)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ İOANNİS HRİSOSTOM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRLHwNGlDI/AAAAAAAABfo/i8ZZo_r6UCM/s1600-h/agios+chrysostomos+naos3+circle.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRLHwNGlDI/AAAAAAAABfo/i8ZZo_r6UCM/s400/agios+chrysostomos+naos3+circle.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310952457147683890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz İoannis 347 yılında Suriyenin Antakya şehrinde dünyaya geldi. Annesi Antusa ve babası Sekundos putperest idiler ancak çocukları doğduğu zaman Hristiyan oldular ve çok zengin bir aile idiler. Kısa bir süre sonra Antusa kocasını kaybederek dul kaldı ve böylece bundan böyleki hayatını çocuğunun eğitimine adamak istiyordu. Aziz 16 yaşına geldiğinde vaftiz oldu ve daha sonrada eğitimine başlayarak sözcülük ve hristiyanlığı öğrenerek büyümeye başladı. Derslerdeki başarısı o kadar büyüktü ki daha henüz 20 yaşında iken avukatlık mesleğini okumaya başladı ve bunun sonucunda tüm Antakya onu hayranlıkla takip ediyordu. Ancak ne varki para ve şöhret onun hoşuna gitmiyordu ve bu yüzden çok ciddi ve önemli bir karar alarak kendini Tanrı’ya adamaya karar verdi. Bunun üzerine annesi ona yalvararak yanından gitmemesini ve ona ihtiyacı olduğunu söyledi ve oda annesini çok sevdiğinden onu dinleyerek yanından ayrılmadı. Aradan iki yıl geçtikten sonra annesi hayata gözlerini mutlu bir şekilde yumdu. Bunun üzerine İoannis o devasa mirasını ve mal varlığını kiliseye ve fakirlere dağıttıktan sonra çölde bulunan bir manastıra giderek rahip oldu. Orada kutsal yazıları inceliyor dua ediyor ve oruç tutuyordu. Hiç bir zaman ne kimseye kötü bir söz söyledi ne de kötü bir davranışta bulundu. Tam tersine başkaları ile konuştuğu zaman çok kibar ve memnundu. Ancak hiç bir zaman bilgileri ve bildikleri için kendini gösteriş amaçlı olarak kullanmadı. Bir gece Tanrı’nın meleği ona görünerek şöyle dedi:&lt;br /&gt;- Yarın Patrik Flavianos buraya gelecek ve senden papaz olmanı isteyecek. Sen sakın karşı koyma Tanrı isteğidir bu.&lt;br /&gt;Gerçektende İoannis Patriğin isteğine uyarak bir kaç gün içinde papaz oldu. O zamandan sonra İoannis gerçek dini insanlara anlatmaya başladı. Haksızlarla mücadele ediyor bir diğer yandan ise putperestlere karşı büyük bir savaş veriyordu. Ve o zamanlarda İstanbul Patriği vefat etti. Bunun üzerine onun yaptıklarını bilen İstanbuldaki hristiyan halkı onun yeni Patrik olmasını istedi. Ancak o bölgenin kralı İoannisin inancının büyüklüğü nedeniyle böyle kutsal bir görevi red edeceğini bildiğinden askerlerine onu kaçırmalarını ve gemi ile İstanbula getirmelerini emretti. Bütün Antakya halkı olanları olduğu zaman çok üzüldü ancak bir diğer yandan İstanbulda halk onu çok büyük bir coşku ile karşıladı çünkü bundan böyle layık ve kutsal bir insan onların Patriği olacaktı. İoannis Patrik olacağı gün içinde şeytan taşıyan bir insanı iyileştirdi. Bu olay halakın onu dahada çok sevmesine neden oldu. Her ne kadar İoannis memleketi olan Antakya’dan gitti isede kesinlikle onları unutmadı. Onların inaçlarını sağlam tutabilmek için onlara sürekli mektuplar gönderiyor ve onlara ginaha karşı olan savaşlarını sıkça hatırlatıyordu. Bu arada sert kalpli kraliçe Efdoksia dul bir kadını tarlasını kıskandı ve tarlayı kendine bedava almak istedi. Bunu öğrenen İoannis hemen kraliçenin yanına giderek bu yaptığı davranışın neden haksız olduğunu ona anlattı. Ona ya tarlayı satın almasını yada geri vermesini tembih etti. Ancak kraliçe çok kızdı ve onu saraydan kovdu. Onun o haksızlara karşı verdiği mücadeleye dayanamayan sert kalpli kraliçe onu Patriklikten almanın ve onu uzaklara kovmanın yollarını aramaya başladı. Ve böylece İoannisin bir kaç düşmanını bularak onu haksız yere suçlattı. Ve ardından sahte bir konsil düzenlediler ve azizi sürgüne gönderdiler. Ancak halk sarayın önünde toplanarak haksız yere suçlanan Patrik için yeniden toplantı olmasını istedi. Bütün bunlaara rağmen o gece bir gemi İoannisi İzmir bölgesine doğru sürgüne götürmekteydi. Ancak aynı gece İstanbulda korkunç bir deprem oldu. Bunun üzerine Tanrı’dan korkan kraliçe hemen azizin geri getirilmesini istedi. Çünkü oda çok iyi biliyorduki aziz kesinlikle suçsuzdu. Bütün bunlara rağmen Efdoksia tamamen pişman olmadı. Kısa bir süre sonra onu karadeniz bölgesine sürgüne göndererek kendi insanları ile olan bütün ilişkisini böylece kesti. Ona yolda eşlik eden kalpsiz askerler sınır dışı edildiği yere verana kadar Ona acımasızca davranıyorlardı. O felaket sıcağın altında yaşlı İoannis yorgun ve bitkin bir halde ilerliyordu. Bu yolculuğun süresi tam üç ay sürdü. Komana bölgesine vardıklerı zaman dinlenme kararı aldılar ve böylece bölgede bulunan aziz Vasiliskos manastırında dinlenmeye çekildiler. O gece aziz Vasiliskos azize görünerek Ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Sevgili kardeşim dayan... yarın birlikte olacağız.&lt;br /&gt;Sabah olduğunda aziz askerlere yola devam etmemelerini çünkü kendini çok yorgun hissettiğini söyledi. Daha sonra son bir kez kutsal şaraptan içmek isteğini belirtti ve hemen ardından haçını yaparak 14 eylül 407de bedenini ve ruhunu yüce Tanrı’ya teslim etti. Söylediği son kelimeler şunlardı:&lt;br /&gt;- Her şey için Tanrı’ya şükürler olsun.&lt;br /&gt;Daha sonra manastırda bulunan rahipler Onu aziz Vasiliskos’un mezarının yanına defnettiler. 434 yılında Arkadios ve Efdoksianın ikinci çocuğu olan Teodosios İstanbul kralı oldu. O patrik İoannise saygı duyan bir insandı. Bu yüzden bir emir çıkartarak bedeninin Komana bölgesinden İstanbul’a getirilmesinş emretti. Ancak azizin bedenini getiren gemi yolculuk halinde iken denizde çok sert bir fırtınaya yakalandı. Bir zamanlar Efdoksianın zorla bir duldan aldığı tarlanın yanına demir attılar. Mucizevi bir şekilde tarla dula geri verildiği zaman deniz sakinleşti ve işte ancak o zaman azizin bedeni İstanbul’a getirilebildi. Bu arada inanılmaz bir olayla karşı karşıya kalan halk mucizenin karşısında ancak sessiz kalabiliyordu. Azizin vucudu tam 30 senedir ilk günkü gibiydi. Ona olan saygısını göstermek isteyen kral cansız bedenini Krallık tahtına koydu. İşte o anda bir mucize daha yaşandı. Azizin cansız bedeni dik kalarak halkı kutsadı ve ağzından şu kelimeler döküldü:&lt;br /&gt;- Cihanda barış!&lt;br /&gt;Halk bu mucize karşısında Tanrı’ya şükür ediyordu bir diğer yandan ise Kral azizin önünde diz çökmüş Ondan ailesi adına yaptıkları için özür diliyordu.&lt;br /&gt;Aziz İoannis Hrisostom çok önemli ve büyük bir yazar ve sözcü idi. Layık bir piskopos ve patrik idi. Doğruluğun ve haklılığın savunucusu idi. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 13 Ekimde kutlanmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-8980010791658072121?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/8980010791658072121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=8980010791658072121' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8980010791658072121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8980010791658072121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-ioannis-hrisostom.html' title='AZİZ İOANNİS HRİSOSTOM - (Άγιος Ιωάννης ο Χρυσόστομος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRLHwNGlDI/AAAAAAAABfo/i8ZZo_r6UCM/s72-c/agios+chrysostomos+naos3+circle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-3405640378027059671</id><published>2009-03-08T15:41:00.001-07:00</published><updated>2009-03-08T15:48:51.544-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ İOANNİS PRODROMOS - (Άγιος Ιωάννης ο Πρόδρομος)</title><content type='html'>&lt;h3 style="color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;" class="post-title entry-title"&gt; AZİZ İOANNİS PRODROMOS&lt;br /&gt;&lt;/h3&gt;   &lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRKChSMf_I/AAAAAAAABfg/upa6HagN1XE/s1600-h/204234-normal_Sveti_Jovan_Krstitelj.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 348px; height: 483px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRKChSMf_I/AAAAAAAABfg/upa6HagN1XE/s400/204234-normal_Sveti_Jovan_Krstitelj.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310951267731537906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hz. İsa’mızın doğumundan kısa bir süre önce Meryem Ana ile akraba olan Elisavet ile Papaz olan kocası Zaharias adında bir aile yaşardı. Bu ailenin çocukları olmadığından Tanrı’ya onlara bir çocuk vermesi için sürekli dua etmekteydiler. Yaşları ilerlediğinden ve Elisavet’inde kısır olması nedeniyle çocuk sahibi olmaları artık imkansızdı. Günlerden birgün Zaharias Solomon tapınağında kilise yaparken Melek ona görünerek şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Zaharia korkma, duan Tanrı tarafından duyuldu. Karın bir erkek çocuk doğuracak ve onun adını İoanni koyacaksın.&lt;br /&gt;- Peki ben senin bu söylediklerine nasıl inanayım?&lt;br /&gt;- Ben baş melek Cebrailim! Tanrı tarafından yollandım. Bana inanmadığın için çocuk doğana kadar dilsiz kalacaksın.&lt;br /&gt;Bu olaydan sonra Zaharias evine döndü ancak konuşamadığından olanları anlatamadı. Bir diğer yandan ise Elisavet yaşının büyük olmasından dolayı utanıyor ve hamileliğini gizliyordu. Daha sonra olayı düşünerek saklamasına gerek olmadığını ve Tanrı’ya ona vermiş olduğu bu hediye için şükr etmesi gerektiğini anladı. Kısa bir zaman sonra Melek Cebrail’den mesih İsa’yı doğuracağını öğrenen Meryem ana Elisavet’i ziyaret etmeye gitti. Meryem ana Elisavet’i selemlamak için yanına yaklaştığı zaman karnındaki bebek sevinçle kıpırdamaya başladı bunun üzerine Elisavet Meryem ana’nın karnındaki bebeğin kutsal olduğunu anladı ve ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Meryem, sen benim Efendimin annesisin çünkü sen bana yaklaştığın anada karnımdaki bebek senin karnındaki için sevinle zıpladı!&lt;br /&gt;Hz. İsa’nın doğumundan altı ay önce Elisavet ile Zaharias çok tatlı bir bebeğe sahip oldular. Yıllar süren dualarının sonucunda mutlulukları gerçektende çok büyüktü. Akrabalar ve arkadaşlar bebeğin doğumunu kutlamak ve ona hangi ismi koyacaklarını kararlaştırmak için Zaharias’ın evinde toplandılar. Çocuğun annesi Kutsal Ruh’la dolu bir şekilde çocuğun isminin İoannis olacağını söyledi. Etraftakiler buna karşı çıkınca babasının fikrini sormak istediler. Bunun üzerine Zaharias bir Tahtanın Üzerine İoannis ismini yazdı ve o anda dili çözüldü. Dili çözüldükten sonra olan mucizeyi bütün ayrıntılarıyla etraftakilerine anlattı. Dönemin kralı o zamanlar Hirodes adında bir kişi idi. Hz. İsanın doğumundan aylar sonra müneccimlerden mesihin doğumunu öğrenen Hirodes İki yaşına kadar olan çocukların öldürülmesini emretti. Bir inanca göre Elisavet ortadan ikiye ayrılan bir kayanın içine İoannis’i saklayarak onu ölümden kurtardı. İoannis daha küçük yaştan bir çok ruhsal özelliğe sahipti büyüdükçede bunları sürekli geliştiriyordu. Tüylü bir elbisenin içerisinde çölde Tanrı isteklerini yerine getirmek için yaşamaya gitti. Yakan sıcağın altında sabırla orucunu tutuyor ve sürekli dua ediyordu. Yediği tek yemek ot ile yabani baldı. Kutsal ruhun onun bedeninde bulunmasından olayları önceden biliyordu. İoannis Hz. İsanın geleceğini bildiren son kişi olduğundan ona Yolcu ismi verilmiştir. Aradan on beş yol geçtikten sonra İoannis’in azizliği herkes tarafından duyulmuştu ve bu yüzden her gün yüzlerce kişi çöle onu dinlemeye onu görmeye gidiyordu. Böylece Aziz İoannis insanlara günahlarından dönmelerini eğitiyor onları Ürdün ırmağında veftiz ediyordu. Bir gün İoannis günahkarları vaftiz ederken yüzü güneş gibi parlamakta olan bir adamın yanına yaklaştığını gördü. Kensisiyle akraba olan Mesih’i ilk kez gören İoannis korkuya kapılarak onun Mesih olduğunu anladı. Mesih İsa suyun içerisine vaftiz olmak için girdiğinde İoannis bunu red ederek Ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Benim senin ellerinden vaftiz olmaya ihtiyacım var. Sen günahsızsın!&lt;br /&gt;- Musa peygamberin yasasının uygulanması için böyle olması gerekiyor.&lt;br /&gt;Aziz İoannis Mesihin bu isteğine uyarak Onu vaftiz etti. O anda gökler açıldı ve Kutsal Ruh beyaz bir güvercin şeklinde belirdi. Göklerden duyulan bir ses şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Bu benim sevgili oğlumdur. Ondan hoşnudum.&lt;br /&gt;O gün İoannis için çok önemliydi çünkü ona Aziz Üçlük görünmüştü yani Baba, Oğul ve Kutsal ruh.&lt;br /&gt;O dönemde bütün bebeklerini kafasını kestirmiş olan Hirodes’in ikici oğlu Hirodes Antipas Kraldı. Bu kral günahkar bir hayat yaşamaktaydı. Kardeşinin karısı olan Hirodiada’ya aşık olmuştu. Musa peygamberin yasalarına uyarak onu kendisine eş olarak aldı. Aziz İoannis Krallıkta haksızlığın ve günahın hakim olduğunu bildiğinden oraya giderek doğruyu eğitiyordu. Bu oradaki efendilerin gücüne gitmekteydi. Böylece Hirodes onun sesini bir daha duymamak için tutuklanmasını ve hapse konulmasını emretti. Hapiste bile aziz sesini duyuruyor ve günahkar kralı düzeltmeye çalışıyordu. Kısa bir süre sonra Kral Hirodes’in doğum günü vardı ve bu yüzden kendine bir doğum günü kutlaması yapmak istiyordu. Böylece bölgenin efendilerini ve bilginlerini kendisiyle yemek yemeleri için sarayına davet etti. Masada dönemin en pahalı yemekleri ve içkileri vardı çalgıcılar ise en neşeli şarkıları çalıyorlardı. Zaman geçtikçe herkes sarhoş olamaya başlıyordu. Bu yüzden Hiroida’nın kızı Salomi baş döndüren bir kıyafetin içerisinde herkesin önünde kalkarak kıştırtıcı bir şekilde deans etmeye başladı. Bu olaydan memnun olan misafirlar alkışlarla Salomi’ye tempo tuttular. Bu olaydan sonra kral kızı yanına çağırarak ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Benden ne dilersen dile hemen senin olacaktır. Yemin ederimki krallığımın yarısını sana vermeye hazırım!&lt;br /&gt;Salomi hiç vakit kaybatmaden hemen annesine giderek kraldan ne dilemesi gerektiğini sordu. Annesi Aziz İoannis’ten nefret ettiğinden azizin Kafasını istemesini söyledi. Akılsız genç kız hemen krala giderek annesinin söylediğini yaptı. Hirodes halkın tepkisinden korktuğu halde kızın hatırını kırmak istemedi. Böylece efendilerin utanmaksızın eğlendikleri bir sırada hapse askerler gönderilerek azizin kafası kesildi. Daha sonra azizin kafası altın bir tepsiye konuldu ve Salomi’nin isteği doğrultusunda yemeklerin arasına konuldu. Aziz bu yöntemle öldürüldü. Aziz İoannis Hz. İsa’nın geleceğini bildiren en kutsal kişiydi çünkü mesihi görmeye layık kılındı. Azizin öğrencileri günahkar bir kadının yüzünden kafası kesilen azizin ölümünü duyduklarında çok üzüldüler ama kesinlikle korkmadılar. Hapse giderek azizin kutsal bedenini alarak gömdüler. Daha sonra Mesih’e giderek olup bitenleri anlattılar. Kutsal bedenini alan öğrencileri onu halkın görebileceği bir yere yerleştirdiler. Azizin kafasını Hiroida Krallığın yanına üzerine basabilmesi ve ona olan hıncını gözterebilmesini için krallığın yakınına gömdü. Aradan yıllar geçtikten sonra aziz rahiplere görünerek kafasının nerede gömülü olduğunu onlara bildirdi. Kilisemiz azizi senede bir çok kez anmaktadır. Bunlar 7 Ocak, 23 Eylül’de tutuklanışını, 24 Haziran’da doğumunu, 24 Ağustos’ta kafasının kesilişini, 24 Şubat’ta kafasının birinci ve ikinci kez bulunuşunu 25 Mayıs’ta ise kafasının üçünçü kez bulunuşudur.&lt;br /&gt;Kralın ve eşinin sonunu öğrenmektede fayda var. Kral ve karısı günahkar bir hayat sürdürdüklerinden cezalandırıldılar. Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra tahta gelen Kalligulas efendileri önce Fransa’ya daha sonrada İspanya’ya sürgün etti. Böylece uzun süren işkencelerin ardından öldüler. Bir diğer yandan Salomi buz tutmuş olan suların üzerinde yürürken buzların kırılması sonucu suya düştü ve düşerken boğazı keskin buzlardan yırtılarak vefat etti. Böylece azizin ölümünü istemiş olduğu yöntemle kensiside ölmüş oldu. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-3405640378027059671?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/3405640378027059671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=3405640378027059671' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3405640378027059671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/3405640378027059671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-ioannis-prodromos.html' title='AZİZ İOANNİS PRODROMOS - (Άγιος Ιωάννης ο Πρόδρομος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRKChSMf_I/AAAAAAAABfg/upa6HagN1XE/s72-c/204234-normal_Sveti_Jovan_Krstitelj.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-5749766088770657654</id><published>2009-03-08T15:37:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T15:40:24.347-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ PANTELEİMON - Άγιος Παντελεήμων)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;AZİZ PANTELEİMON&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRJMTmjW5I/AAAAAAAABfY/lwgi5GCiRdE/s1600-h/normal_agpanteleimo.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 341px; height: 492px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRJMTmjW5I/AAAAAAAABfY/lwgi5GCiRdE/s400/normal_agpanteleimo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310950336345889682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Panteleimon İ.s. 271 yılında küçük asyanın Adapazarı şehrinde dünyaya geldi. Doğduğunda adını Pantoleon koymuşlardı. Babasının adı Efstorgios annesinin adı ise Evvouli idi. Hristiyan olan annesi daha ilk öocuğunu kaybettiken sonra ikinci çocuklarının eğitimini putperest olan babası üstlendi. Babası ona yunan dilini eğittikten sonra hekimliği öğrenmesi için kendisini Efrosino hocaya gönderdi. Efrosino o dönemin en iyi doktoruydu hatta müşterileri arasında kral Maksimiano ve bir çok aristokrat bulunmaktaydı. Bir kaç sene içerisinde saygılı ve temiz kalpli Pandoleon diğer arkadaşlarından daha ileri noktalara ulaşarak gerçektende saygıdeğer bir doktor olabileceğini kanıtladı. Hocasının ölümünün ardından Kral ününü duyduğu bu gencin özel doktoru olmasını istedi. O zamanlar bölgede inançlı din adamı Ermolaos yaşamaktaydı. Ermolaos Pantoleon’u hristiyan olan annesinden tanımaktaydı. Günlerden bir gün karşılaştıklarında hekimlik okuduğunu öğrendi ve ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Sen hastaları yalnızca ilaçlarla tedavi edebilirsin. Ama eğer Tanrı’ya inanırsan her türlü hastalığı bitkilerin ve ilaçların yardımı olmadan iyileştirebilirsin.&lt;br /&gt;Pantoleon din adamını selamladıktan sonra yoluna devam etti. Yolunun üzerinde yılan ısırığından o anda ölmüş olan bir çocuğa rastladı. O anda din adamının sözlerini hatırlayan Panteleimon hemen tüm kalbiyle Tanrı’ya çocuğu diriltmesi için dua etti. O anda çocuk sanki hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalktı. Etrafta bulunanlar bu olayı gördüklerinde hep beraber Tanrı’ya şükrettiler. Bu olaydan sonra Panteleimon yalnızca Hz. İsa’nın ruhun ve bedenin gerçek doktoru ve kurtarıcısı olduğunu anladı. Hemen din adamı Ermolao’nun yanına giderek vaftiz olmak istediğini ona bildirdi. O zamandan sonra babasınında hristiyan olması ve yalnış yoldan dönmesi için ona yardımcı olmaya ve onu doğru yola çekmeye çalışıyordu. Günlerden birgün azize kör bir adam gelerek çaresizlik içerisinde Pandeleimon’dan yardım istedi. Azizden önce bir çok doktor zavallı adamla dalga geçip yalnızca parasını aldılar ancak hiçbirisi onu tedavi etmeyi başaramamıştı ve bu yüzden Pandeleimon adamın son ümidi olmuştu. Babası Pandeleimon’un yanına gelerek ününün bozulmaması için bu hastayla uğraşmamasını tembih etti. Aziz kör adama dönerek onu iyileştirdiği taktirde kendisine ne kadar ödeyeceğini sordu. Zavallı adam doktora elinde ne kaldı ise hepsini ona vermek için söz verdi.&lt;br /&gt;- Ben seni tedavi ettikten sonra bana vereceklerini fakirlere dağıtacaksın.&lt;br /&gt;Aziz bunu bir kere daha tekrarladıktan sonra kör adamın gözlerine haç işaretini yaptı. Kör adam o anda karanlıktan kurtulup ışığına kavuştu. Azizin babası Eftorgios mucizeyi görür görmez oda Hz. İsa’ya inandı ve hemen evine dönerek o zamana kadaar taptığı sahte tanrıların heykellerini paramparça etti. Babası bu olaydan sonra bir yıl daha yaşadı. Bu bir yıl içerisinde Tanrı yolunda ilerledi Tanrı için çalıştı ve Tanrı’nın sözünü insanlara duyurdu. Öldükten sonra ruhu hristiyan olan sevgili karısı Evvuli’nin yanına gitti. Aziz ailesinin tüm fertlerini kaybettikten sonra mirasını kiliseye ve fakirlere dağıttıktan sonra mesleğine devam etti. Bazılarına ilaç verip tedavi ediyor bazılarını ise Tanrı yoluyla iyileştiriyordu. Bir gün daha önceden azizin iyileştirmiş olduğu körü bazı doktorlar yolda gördüler. Azizin körü tedavi ettiğini öğrendikleri zaman kıskandılar. O zamandan beri her fırsatta azizin kralın gözünden düşmesi için ellerinden ne gelirse yapmaya başladılar. 304 yılında kral Maksimianos Adapazarı bölgesinde iken aziz putperestler tarafından işkence gören bir hristiyanı tedavi etti. O zaman doktorlar bir araya gelerek krala azizin tarikatlarının karşıtı kişileri iyileştirdiğini ve aynı zamanda çoğu kişiyi Hz. İsa’nın ismi ile iyileştirdiğini bildirdiler. Kral hemen daha önceden kör olan adamı yanına çağırarak ona şunu sordu:&lt;br /&gt;- Seni bilim mi yoksa Hz. İsa’mı iyileştirdi?&lt;br /&gt;- Bunca yıldır bu bilimi okuyan bu doktorlar benim bütün paralarımı aldıkları halde beni bir türlü iyileştiremediler ancak Panteleimon Nazaret’li İsa’nın haçıyla beni hemen iyileştirdi. İşte bende o zamandan beri Ona inanarak hristiyan oldum.&lt;br /&gt;Kral kendi tanrılarının Hz. İsa’nın önünde küçük düşürüldüğünü hissetti ve bu yüzden cesaretli adamın kafasının kesilmesini emretti. Bunun ardından azizi yanına çağırarak ona bu duyduğu şeylerin ne kadar gerçek olduğunu sordu. Kral gerçektende azize büyük önem vermekte idi. Aziz cesaretle krala şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Efendi! Yalnızca kurtarıcımız olan Hz. İsa bilim tarafından iyileştirilmesi mümkün olmayan hastalıkları iyileştirebilir ve yalnızca o bizim günahlarımızı bağışlayabilir. Ama eğer bana inanmıyorsan buraya bir hasta getirtki sende gerçek olan Tanrı’ya inan!&lt;br /&gt;Kral meraktan hemen oraya sakat bir adam getirtti. O zamana kadar hiç bir doktor onu iyi edememişti. Putperestlerinin din adamları taştan heykellere dua ederek hastayı iyi etmeye çalıştılar. Ancak bütün çabaları boşu boşuna idi. Aradan baya bir saat geçtikten sonra din adamları yorularak dualarına son verdiler ve sonuçta hiç bir şey başaramadılar. Aziz bunun ardından Hz. İsa’ya tüm kalbiyle dua ettikten sonra sakat adama şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Herkesin Hz. İsa’nın bitmeyen sevgisini öğrenmesi için ey sen sakat adam Hz. İsa seni iyi etti kalk ve yürü!&lt;br /&gt;O anda mucize gerçekleşerek adam tek başına ayağa kalkarak yürümeye başladı. Bir çok kişi şaşkınlığını gizliyemiyordu hatta bir çoğu Hz. İsa’ya inandılar. Bunun üzerine kral azizin birdaha halkın önünde mucize yapmaması için işkence görmesini emretti. İşkenceciler hemen emre uyarak azizi bir direğe bağladılar ve ardından göğüslerinin yan tarflarını demir tırnaklarla yaraladılar. Aziz Hz. İsa’ya olan sevgisinden ve inancından acılara katlanıyordu. Azizin kutsal kanı sürekli yerlere akıyordu. Ardından işkenceciler meşale yakarak azizin yaralarını yakmaya başladılar. Ancak o anda mucize gerçekleşti. İşkencecilerin ellerindeki işkence aygıtları etrafa savruldular ve azizin vucudundaki yaralar hemen iyileşiverdi. Azize çok sinirlenen kral hemen kurşun kaynatılmasını ve azizin içerisine atılmasını emretti. Kurşun kaynayınca azizi içine attılar. Attıkları anda Hz. İsa papaz kılığında azize göründü ve onunla birlikte içine girdi. O anda ateş söndü ve kurşun hemen soğudu. Azizin bütün bu işkencelerden galip çıkmasına çok sinirlene kral bu olaya kesinlikle bir son vermek istiyordu böylece boğazına ağır bir taş bağlanmasını ve onu birdaha kimsenin görmemesi için denize atılmasını emretti. Yüce Tanrı bir kez daha sevgili kulunu yalnız başına bırakmadı. Azizi suya attıkları zaman taş o kadar hafiflediki denizdeki kum tanesinden daha hafif oldu ve aziz denize batacağı yerde suyun üzerinde kıyıdaymış gibi duruyordu. Kral bu inanılmaz olayı öğrendiği zaman azizin aslanlarla dolu olan bir kafese atılmasını emretti. Halk bu olayın tadını çıkarmak için hemen kafesin etrafına toplandı. Ancak aslanlar azizin yanına evcil hayvanlar gibi yaklaşıyor ve azizin onlara dokunmasını bekliyorlardı aksi taksirde yanından ayrılmıyorlardı. Halk bu olayı gördüğü zaman şaşa kalmıştı. Kral bu olay üzerine hayvanların hemen öldürülmesini emretti. Hayvanlar öldürüldükten sonra çok ilğinç bir olay yaşandı. Çok uzun bir süre ölü hayvanları yemek için hiç bir vahşi hayvan onlara yaklaşmadı ve böylece askerler çukur kazarak hayvanları gömmek zorunda kaldılar. Bütün bu olaylardan sonra kral azizi yanına çağırarak ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Pandeleimon ben seni çok seviyordum ve bu yüzden seni sarayıma doktor yapacaktım. Ancak sen bana düşmanımmışsın gibi davrandın. Seni kim hristiyan yaptı?&lt;br /&gt;- Din adamı Ermolaos bana hristiyanlıktan bahsettikten sonra ben hristiyan oldum.&lt;br /&gt;Hemen askerler Ermolaos’u ve iki öğrencisini yakalayarak azizin putlara inanması için onların bir şeyler yapmasını istediler. Ancak bunu hiç bir zaman olmayacağından kafaları kesildi. Bunun ardından azizin soparla dövüldükten sonra kafasının kesilmesini ve badenini yakılmasını emretti. Askerler azizi dövdükten sonra hemen onu zeytin ağacının gövdesine başının kemek için başladılar. Asker kılıcını azizin başını kesmek için kaldırdığı zaman çelik kılıç yamuldu. Askerler mucizeyi gördükleri zaman çok korktular. Böylece hemen azizin önünde diz çöktüler ve onları bağışlaması için ona yalvardılar. Aziz o zaman Tanrı’ya günahları için pişman olan askerler için dua etti. Göklerden duyulan bir ses şunları söyledi:&lt;br /&gt;- İstediğin olsun Tanrı’nı layık savaşçısı! Bugünden itibaren senin ismin aracılığıyla bana gelecek olanlar derman bulacaklar!&lt;br /&gt;İşkenceciler azize dokunmama kararı almışlardı ancak aziz onlara aldıkları emri yerine getirmeleri için cesaret verdi. Böylece askerler azizden bir kez daha özür dileyerek onun isteğini yerine getirdiler. Azizin boynundan kan ile birlikte sütte akmaya başladı. Ayrıca azizin bağlanmış olduğu kuru ağaç hemen yeşerdi. Askerler azizin vucudunu yakacakları yerde hemen saraydan ayrıldılar ve gördükleri bütün mucizeleri halka anlattılar. Kısa bir zaman sonra inaçlı halk azizin kutsal bedenini alarak ona layık bir şekilde gömdüler. Aziz Pandeleimon’un yortusu kilisemiz tarafından her sene 27 Temmuzda kutlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-5749766088770657654?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/5749766088770657654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=5749766088770657654' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/5749766088770657654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/5749766088770657654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-panteleimon.html' title='AZİZ PANTELEİMON - Άγιος Παντελεήμων)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRJMTmjW5I/AAAAAAAABfY/lwgi5GCiRdE/s72-c/normal_agpanteleimo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-869777739417782138</id><published>2009-03-08T15:23:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T15:26:00.163-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ STAMATİOS - (Άγιος Σταμάτιος)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ STAMATİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRF1CCIDlI/AAAAAAAABfI/JhxLLUtprEU/s1600-h/035649c.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 334px; height: 551px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRF1CCIDlI/AAAAAAAABfI/JhxLLUtprEU/s400/035649c.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310946637957828178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Stamatios Pilio dağının Volos şehrine ait olan Aziz Corc köyünde dünyaya gelmiştir. Azizin yaşadığı dönemlerde Yunanistanın neredeyse tümü Osmanlıların elinde bulunmakta Yunanlılar zor zamanlar geçirmekteydi. Türlkler Yunanlılara baskı uyguluyor onlardan zorla vergi alıyor hakkını isteyen birisi oldumuda ya onu öldürüyor yada zorla müslüman yapıyorlardı.&lt;br /&gt;Bir zamanlar ağanın biri o bölgeden Sultanın vergilerini toplamak için geçmişti. Bunun üzerine aralarında Stamatiosunda bulunduğu bir grup İstanbul’a gelerek vezire ağanın topladığı vergilerin fazlalığından yakındılar. Vezir şikayet edilen ağanın arkadaşı olduğundan gruba önem vermeyerek onları dışarı attırdı. Stamatios vezirin kendilerini dışarı atmasını hiç hoş karşılamadığından yaptığı yolculuğuda düşünerek hakkını ısrarla aramaya başladı. Vezire vergileri düşürmesi için ağaya emir vermesi için baskı kuruyordu. Israrına dayanamayan Türkler onu hemen tutuklayıp yargıca götürdüler. Sözde suçu müslüman iken hristiyan olmuş olması idi. Türk beyi bunları duyunca duyduklarının gerçek olup olmadığını sordu azize:&lt;br /&gt;- Bu sahtekarlar hiç bir zaman doğruyu söylemezler. Ben buraya Yunanlıların sizin o haksız ve çok olan vergilerinizden kurtulmaları için geldim.&lt;br /&gt;Yargıç fırsatını bularak azize eğer vergilerden kurtulmak istiyorsa hemen müslüman olabileceğini söyledi. Aziz cesaret içerisinde:&lt;br /&gt;- Ben hiç bir zaman dinimi değiştirmeyeceğim. Sizin gibi zenginlikler içerisinde yaşayacağıma Hristiyan olarak ölmeyi kesinlikle tercih ederim çünkü gerçek zenginliği ve sonsuz hayatı yalnızca Hz. İsa’da bulabilirsiniz!&lt;br /&gt;Yargıç azizi cezalandırması için hemen vezire gönderdi. Vezir azizin hapse kapatılmasını ve müslüman olana kadar hergün dayak yiyip işkence görmesini emretti. Aziz bir çok gece işkencelere boyun eğdi ancak hiç bir zaman dinini red etmedi ve bu yüzden vezie azizin kafasının kesilmesini emretti. Böylece aziz Stamatios 1680 yılında Aya sofya kilisesinin karşısında şehit edildi. Azizin yortusu kilisemiz tarafında her sene 16 ağustos tarihinde kutlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-869777739417782138?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/869777739417782138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=869777739417782138' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/869777739417782138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/869777739417782138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-stamatios.html' title='AZİZ STAMATİOS - (Άγιος Σταμάτιος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRF1CCIDlI/AAAAAAAABfI/JhxLLUtprEU/s72-c/035649c.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-6007988419823192370</id><published>2009-03-08T15:17:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T15:29:08.665-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ TEODOROS TİRON - (Άγιος Θεόδωρος ο Τήρων)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;   &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ TEODOROS TİRON&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRGmkVjdGI/AAAAAAAABfQ/cTwpdic_B_w/s1600-h/agioa+Theodoros+o+Tyron.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 366px; height: 543px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRGmkVjdGI/AAAAAAAABfQ/cTwpdic_B_w/s400/agioa+Theodoros+o+Tyron.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310947488979711074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Teodoros Tiron Kapadokyanın Humalia köyündendi. Onun zamanında Roma Kralı Hristiyanların baş düşmanı Dioklitianos idi ( 284 – 305 İ.s. ). O zamanlar bir çok hristiyan tutuklanarak işkencelere tabi tutuldular ve bundaki tek amaç hristiyanları putperest yapmaktı. Ancak bunu başaramadılar. Teodoros Tanrıya bağlı bir insandı. Tiron ordusunda askerlik yapmakta idi. Cesur ve inançlı bir delikanlı idi. Ve bu yüzden askerliği bırakıp Efhaita şehrine gitti. O şehirde Aziz Teodoros stratilatis yaşamakta idi. Kısa bir zaman sonra aziz şehit oldu. ( 323 İ.s. ). O şehrin yakınlarında bir oramanda büyük boyutlarda bir yılan yaşıyordu. O yılan insanlara saldırıyor ve çoğu kişide bu yüzden ölüyordu. Onun yüzünden şehirde insanlar arasında korku dolaşmakta idi. Teodoros bunu öşrendiği zaman Tanrıya dua ederek şöyle dedi...&lt;br /&gt;- Tanrım eğer bu yılanı öldürmemi istiyorsan o zaman mantıklı yılan olan şeytanıda yenmemi isteyeceksin. İşte o zaman senin yolunda ölmeye hazır olacağım.&lt;br /&gt;O zaman aziz silahlarını alarak ormana yılanı öldürmeye gitti. Ormana doğru giderken yolda karşısına inaçlı bir hristiyan kadın çıktı ve ona dikkatli olmasını tembih etti ve aziz kadına cesaretle hz. İsanın ona yardım edeceğini söyledi. Ormana yetiştiği zaman agaşların arasında bulunan yılanı buldu ve cesaretle üzerine saldırdı. Çok kısa bir süre içinde aziz yılanı iki parça haline getirmeyi başardı ve insanları o büyük korkularından kurtardı. Bu olaydan sonra Tanrı yolunda yürümesinin Tanrı isteği oldugunu anladı. Ve böylece Tanrının ismini kutsayarak birliğine geri döndü. Bir gün birlik komutanı askerlerinden putlara kurban kesmelerini istedi ve o zaman Teodoros bunu red etti. Bunun üzerine komutan azize bakarak ona sordu...&lt;br /&gt;- Teodoros sen Hristiyanmısın?&lt;br /&gt;- Cesaretle hristiyan olduğunu ve yalnızca Ona kurban keseceğini söyledi.&lt;br /&gt;Komutan onun cesaretine hayran kalarak ona şunları söyledi&lt;br /&gt;- Sen cesur ve işine layık bir insansın o yüzden sana Tanrılarımıza inanman için biraz zaman tanıyorum.&lt;br /&gt;Ancak aziz korkucağı yerde diğer Hristiyanlara giderek kesinlikle korkmamalarını ve Hz. İsa’yı terk etmemelerini tembih etti. Diğer ğün putlara inanmayan bütün hristiyan askerleri tutukladılar. Ancak tutuklananların arasında Teodoros yoktu. Onu tutuklamadılar. Aziz akşam üstü putperestlerin kilisesine giderek Tanrıça Reanın tehtandan olan heykelini ateşe verdi. Bu olay üzerine kilisenin nöbetçisi onun tutuklayarak hemen bölge savcısına götürdü. Bölge savcısının adı Poplios idi. Savcı hemen birlik komutanını yanına çağırarak sordu...&lt;br /&gt;- Bu adamı heykeli yıkması için sen mi serbest bıraktın?&lt;br /&gt;- Hayır efendim sadece biraz daha mantıklı düşünmesi için ona biraz zaman tanıdım. Ancak sen savcısın ona ne caza istersen verebilirsin.&lt;br /&gt;Bunun üzerine savcı azize bunu neden yaptığını sordu. Ve oda cevep verdi.&lt;br /&gt;- Efendim gerçeği söylemek gerekirse denemek amacı ile yaktım heykeli ancak anladımki bunun kendini korumak için bile gücü yok. Sadece bir tahta.&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine çok sinirlenen savcı hemen onu hapse kapatmalarını ve kapıyı krallık mühürüyle mühürlemelerini emretti. Askerler hemen azizi alarak hapse götürdüler. Ancak o gece Hz. İsa azizin karşısına çıkarak ona şöyle dedi...&lt;br /&gt;- Benim cesur askerim... sana selam olsun. Cesaretli ol ve ben her zaman senin yanında olacağım.&lt;br /&gt;Bunun üzerine aziz Tanrı’ya şükretti. Bunu duyan nöbetçiler hemen oraya gelerek gerçektende ışıkla kaplanmış olan hristiyanların Tanrı’ya ilahiler okuduklarını gördüler. Hemen efendilerine korkuyla gidip ona şunları söylediler:&lt;br /&gt;- Hapishane kapılarının kapalı olmasına rağmen Teodorosun yanında diğer hristiyanlar Tanrı’ya ilahiler okumaktalar.&lt;br /&gt;O zaman Poplios korkuya kapılarak hapishanelerin olduğu yere gitti ve orda gerçekten çok ilginç bir olay yaşandı. Poplios Teodorosun bulunduğu odada kendisinden başka kimseyi görmedi ancak bir çok sesin Tanrı’ya ilahiler okuduğunu duydu. Bunun üzerine Poplios bu olayın ne olduğunu anlayamadığından kendi sahte tanrılarına küfür ederek oradan ayrıldı. Ancak mucize besbelli ortadaydı. Sabah olduğu zaman Poplios azizi karşısına davet etti ve ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Bizim büyük tanrılarımıza inanmaman çok büyük bir ayıp ve bu yüzden cezalandırılmayı hak ettin. Ancak eğer bizim tanrılarımıza inanmayı kabul edersen seni onlara başrahip yapacağım. Sana söz veriyorum.&lt;br /&gt;- Hiç boşuna uğraşmayın efendimç hiç bir zaman hz. İsa’yı gerçek Tanrı’yı terk etmeyeceğim&lt;br /&gt;Diye cesaretle cevap verdi Teodoros. Bunun üzerine taş kalpli efendi azizin ayaklarından asılmasını ve demiğr tırnaklarla sırtına iskence yapılmasını emretti. Aziz korkucagı yerde bütün bu işkenceye katlandı. Ancak onun hz. İsa’ya olan olağanüstü sevgisini anladığı zaman onu kandıramayacağınıda anladı. Ve böylece azizin heykeli yaktığı gibi onunda canlı olarak yakılamsını emretti. Aziz son kez dua ederek mutluluk içinde ateşlerin arasına kendi girdi. Ancak o anda büyük bir mucize daha gerçekleşti. Aziz ateşlerin arasına girdiği anda ateşler onun etrafını çevirdi ancak ona hiç bir zarar vermediler. Böylece aziz kendi eceli ile o sorada hayata gözlerini yumdu. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra ormanda azizin karşısına öıkan kadın Efsevia gelerek azizin cansız vucudunu oradan alarak onu Efxaita şehrinde defn etti. Azizin vucudu o zamandan sonra bir çok mucize gerçekleştirdi. Azizin yortusu kilisemiz tarafından her sene 17 Şubatta kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-6007988419823192370?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/6007988419823192370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=6007988419823192370' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6007988419823192370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/6007988419823192370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-teodoros-tiron.html' title='AZİZ TEODOROS TİRON - (Άγιος Θεόδωρος ο Τήρων)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRGmkVjdGI/AAAAAAAABfQ/cTwpdic_B_w/s72-c/agioa+Theodoros+o+Tyron.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-4830277686473647211</id><published>2009-03-08T15:03:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T15:14:07.486-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ TEODOROS - (Άγιος Θεόδωρος)</title><content type='html'>&lt;h3 style="text-align: center;" class="post-title entry-title"&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ TEODOROS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h3&gt;   &lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRDFg1yfGI/AAAAAAAABe4/ux6lkGwFhv4/s1600-h/Studite.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 300px; height: 356px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRDFg1yfGI/AAAAAAAABe4/ux6lkGwFhv4/s400/Studite.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310943622570605666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Teodoros Roma kralı Likinos döneminde yaşamıştır. ( İ.s. 320). &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kökeni Ege bölgesinden idi ancak yaşamını Pontus’us Ereğli bölgesinde komutan olarak geçirmekteydi. Aziz gerçektende çok büyük bilgilere sahip ve hristiyanlığın gerektirdiği şekilde yaşayan bir adam olduğundan herkes ona hayrandı. Kral onun bilgilerini ve delikanlılığını göz önüne alarak Ereğli bölgesinin yönetimini ona verdi ancak ne varki kral azizin bir Hristiyan olduğunu bilmiyordu. Ereğli’nin yönetimini eline aldığında herkese Histiyanlığı eğitmeye başladı. Her gün bir çok kişi vaftiz olmak için can atıyordu. Kısa bir zaman içerisinde bütün şehir neredeyse Hristiyan olmuştu. Kral sevgili komutanının bir Hristiyan olduğunu öğrendiğinde çok üzüldü ama genede ona bir şans tanımak istedi. Böylece bir kaç askeriyle beraber azize bir mektup göndererek onu Romaya davet etti. Mektupta ikisinin birlikte putlara adak adıyacaklarını ve halkın onları görüp tanrılara inanacağı yazıyordu. Teodoros o anda Mesih İsa’yı ve inancını kabullenme zamanının geldiğini anladı. Teodoros krala mektup yazarak onu Ereğli’ye davet etti. Yanında Ereğli’de adak kesmeleri için de en büyük tanrıların putlarını getirmesini istedi. Bunu yapmaktaki amacı kendi şehrinde şehit olmak ve oradaki Hristiyanlara cesaret vermekti. Mektubtan dolayı çok sevinen Likinos hemen yanındakilerle bereber Teodorosun şehrine doğru yanlarına aldıkları altın tanrı putlarıyla beraber yola çıktılar. Kral şehre yetişmeden önce aziz Tanrı’ya dua etti:&lt;br /&gt;- Tanrım senin ismini kabullenmem için bana cesaret ver. Kralın acımasızlığı karşısında korkak duruma düşmeyeyim.&lt;br /&gt;Daha sonra aziz resmi kıyafetlerini giyerek kralı karşılamaya çıktı:&lt;br /&gt;- Selam olsun sana büyük kral!&lt;br /&gt;- Selam olsun Teodore!&lt;br /&gt;Aziz selamlaşmadan sonra kraldan putları alarak adakların gerçekleştirileceği sabaha kadar evine koydu. Aynı gece aziz altın putları ufak parçalara ayırarak fakirlere dağıttı. Sabah olduğunda ise kral azizi çağırarak halkın önünde putlara adak dilemesini istedi. Tam o sırada kralın yanında gelen yüzbaşılarından bir tanesi kralın yanına gelerek ona:&lt;br /&gt;- Kralım bu adam sizi aldattı. Dün gece tanrılarımızı ufak parçalara ayırarak onları fakirlere dağıttı.&lt;br /&gt;Kral sessiz bir şekilde Teodoros’a döndü ve baktı.&lt;br /&gt;- Kralım eğer inandığın bu tanrılar gerçek olsaydılar öncelikle kendilerini kororlardı daha sonrada onlara zarar verdiğimden beni cezalandırırlardı. Ancak ne varki paramparçe oldular çünkü onlar yalnızca puttu ve altından yapılmıştı. Putlara inanarak aptal olma yalnızca Mesih İsa’ya inan!&lt;br /&gt;Kral bunlara sinirlenerek azizin işkenceye tabi tutulmasını emretti. İki asker azizi bir direğe bağlayarak ona kamçılarla vurmaya başladılar. Daha sonra azizin derisini demir tırnaklarla yüzmeye başladılar ve acısını çoğaltmak içinde yanan meşalelerle yaralarını yaktılar. Aziz işkencelere boyun eğmiyor Tanrı’ya onun ismini insanlar arasında kabullenme şansına ulaşabildiğinden şükr ediyordu. Daha sonra azizi hapishanenin en karanlık odasına kilitlediler ve orada onu ölmesi için aç ve susuz bıraktılar. Bütün bunlara rağmen aziz Tanrı sayesinde ölmek yerine sürekli iyileşiyor ve Tanrı’nın ismini her yerde kabullenmek için güç kazanıyordu. Bu yüzden komutan Teodoros’un inandığı Tanrı Mesih İsa gibi çarmıha gerilmesini emretti. Askerler azizi alarak acı çekmesi için onu çarmıha gerdiler. Acımasız işkenceciler azizin korkunç acılar öekmesi için bir okla karnını deldiler ve bazı gençler oklarıyla azizin yüzüne nişan alarak gözlerini çıkardılar. Gece olduğunda azizi haçın üzerinde bırakıp oradan ayrıldılar. O gece çarmıhın üzerinde bulunan azize bir melek göründü. Önce azizi çarmıhtan indirdi ve ardından tüm yaralarını iyileştirerek ona şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Teodoros Tanrı’nın cesur askeri sana selam olsun! Efendimiz senin cesaretini ve inancını gördü ve bu yüzden seni en pahalı hediye ile ödüllendirecek. Yarın şehitlik tacını takacaksın!&lt;br /&gt;Teodoros meleğin getirdiği bu habere çok sevinerek Tanrı’ya şükr etti. Sabah olduğunda kral iki askere Antioxos ve Patrikios’a gidip azizin bedenini çarmıhtan indirmelerini ve hristiyanların onu bulamamaları için göle atmalarını emretti. O sırada fanatik bir putperest Teodoros yğzğnden bütün şehrin Hristiyan olduğunu söyledi. Bu nedenle kraldan izin alan fanatikler azizi öldürmek için halkı eğittiği yere gittiler. Orada askerler tarafından tutuklanan Teodoros halkın tepkisini görünce onlara kesinlikle askerlerin işine karışmamalarını ve onu memleketine gömmelerini istedi. Aziz cesaret içerisnde eğildi ve askerler azizin kafasını kestiler. Azizin vefatından sonra Hristiyanlar azizi doğduğu yer olan Efhaita’da ona layık bir şekilde toprağa verdiler. O zamandan sonra bir çok mucize gerçekleşti. Aziz vefatından sonra bir çok kez atının üzerinde kıyafetiyle Hristiyanlara cesaret vermek için onlara gözüktü. Aziz Teodoros’un yortusu kilisemiz tarafından her sene 8 Şubat’ta anılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-4830277686473647211?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/4830277686473647211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=4830277686473647211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4830277686473647211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/4830277686473647211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-teodoros.html' title='AZİZ TEODOROS - (Άγιος Θεόδωρος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRDFg1yfGI/AAAAAAAABe4/ux6lkGwFhv4/s72-c/Studite.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-8002079321697595746</id><published>2009-03-08T14:58:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T15:02:31.866-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>DİN ÖĞRETMENİ AZİZ GRİGORİOS - (Άγιος Γρηγόριος)</title><content type='html'>&lt;h3 style="text-align: center;" class="post-title entry-title"&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;DİN ÖĞRETMENİ AZİZ GRİGORİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h3&gt;   &lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRAQAMU5_I/AAAAAAAABeo/LSDSYZ1L-vU/s1600-h/m_gregory0.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 334px; height: 453px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRAQAMU5_I/AAAAAAAABeo/LSDSYZ1L-vU/s400/m_gregory0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310940504250443762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Grigorios 324 (I.s.) yılında Nazianzo bölgesinde dünyaya geldi ve ailesi oldukça zengin ve kültürlüydü kısacası aristokrat bir ailenin çocuğuydu. Babasının adıda kendisinimki ile aynıydı. Baba Grigorios putperest bir insandı. Putlera tapardı. Karısı ise Hz. İsa’ya çok bağlı bir insandı. Baba Grigorios Hz. İsa’yı karısından öğrendi. Böylece iyice bilgi topladıktan ve vaftiz olduktan sonra önce papaz oldu sonrada Nazianzo bölgesine piskopos oldu. Genç Grigorios ise annesini örnek alarak Hristiyanlığa uygun bir şekilde büyüyordu. İnançlı, becerikli, çalışkan ve din yolunda süratle ilerliyen bir insandı Grigorios. Bunlardan başka Kutsal kitabı inceleyip dua etmeyide çok seviyordu. İskenderiye ve Kayseri’de ilahiyat, sözcülük ve yunanca üzerinde eğitim gördü.&lt;br /&gt;Grigorios okumayı ve öğrenmeyi çok seven bir insandı. O kadar eğitimli bir insan olmasına rağmen onlarla yetinmeyip felsefe, edebiyat ve tıp okumaya karar verdi. Ve böylece macına kavuşmak için yola çıktı. Ancak yolculuk sırasında hava birdenbire bozuldu ve denizde korkunç bir fırtına çıktı. Bunun üzerine yolcular panik içerisinde geminin yükünü hafifletmek için eşyalarını denize atmaya başladılar. O sırada genç Grigorios diz çökerek göz yaşları içerisinde Tanrı’ya onları bu vahşi fırtınadan kurtarması için dua etmeye başladı. İşte o anda birdenbire mucizevi bir şekilde fırtına durdu. Bu olayı görenler hemen Tanrı’ya şükrettiler ve Grigorios’un Tanrı’sına inandılar.&lt;br /&gt;Grigorios Atina’ya vardığı zaman orada Vasilios’u tanıdı ve dostlukları hayatlarının sonuna kadar devam etti. O dönemde Hristiyanlar büyük yaşta vaftiz oluyorlardı ve bu yüzden aziz Grigorios eğitimini tamamlayıp memleketine döndüğü zaman vaftiz olmak için can atmaya başladı. Vaftiz olduktan sonra Pontus bölgesine giderek orada yakın arkadasi olan Vasilios ile birlikte İri nehrinin yakınlarında insanlardan uzak bir şekilde kendilerini Tanrı’ya adadılar. İkiside mutlu bir şekilde hristiyanlığın gerektirdiği şekilde hayatlarını tek başlarına insanlardan uzak bir şekilde sürdürüyorlardı. Bundan başka yaşayabilmeleri için nehirden su taşıyıp odun kesiyorlardı ve gerekli olan tüm işleri yapıyorlardı. Boş olan vakitlerinde Kutsal kitabı inceliyor ve Tanrı’ya dualarla şükr ediyorlardı. Bu durum bayağı bir süre böyle devam etti taaki Grigorios babasından bir mektup alana kadar. Mektupta babası ondan Nazianzo bölgesine geri dönmesini ve ona piskoposluk görevinde yardımcı olmasını isteyene kadar. Babasının isteğine uyarak aziz hemen memleketine geri döndü. Hristiyanlar onu sevgi ve saygı içerisinde karşıladılar. Onun dindarlığını gördükleri zaman ise ona din adamı olmasını ısrarla önerdiler. Grigorios önce böyle büyük ve kutsal bir görevi üstlenmeyi red etti ancak halkın ve ailesinin yoğun baskısı üzerine önce diakoz daha sonrada papaz oldu. Ve o zamandan sonra halka hristiyanlığın sevgisini ve içtenliğini anlatmaya başladı. Bundan başka putperestlere karşı yoğun bir karşı koyma mücadelesi içerisinde idi. İncil’in kutsallığını ve mesajlarını insanlara anlatırken bir diğer yandanda kral Ualis ile İulianoyu sürekli kontrol ediyordu. Tanrı’nın Nazianzo halkına vermiş olduğu bu aziz insan için halk Tanrı’ya sürekli şükr ediyordu. İ.s. 372 yılında Vasilios Griorios’a Sasimon bölgesinin piskoposu olmasını önerdi. Grigorios önce böyle kutsal ve zor bir görevi kabul etmek istemedi ancak daha sonra kabul etti. Ancak piskopos olur olmaz o bölgenin piskoposu Antimos’un düşmancıl davranışlarıyla karşılaştı. Bunun üzerine her zaman barış taraftarı olan Grigorios oradan ayrılma kararı alarak tekrar babasına yardımcı olmak için memleketine döndü. Orada bir ilahiyat okulu açtı ve okulda hristiyanlığın gerçeklerini mühendislere rahiblere halka ve daha bir çok eğitim görmüş kişiye anlatmaya beşladı. Bir diğer yandan fakiri ve zengini onun eğitip öğrettiklerine hayrandılar çünkü zenginler hristiyanlığı öğreniyor fakirler ise derman buluyorlardı. Herkes ona saygı gösteriyordu. Ancak çok kısa bir süre sonra babası ve biraz daha zaman geçtikten sonrada annesi vefat etti. Ve bunun üzerine Grigorios yakınlarda bir manastıra giderek tarikatçılara karşı metinler yazdı ve uzun bir süre orada dua etti. Tabii bunlardan başka işlerde yaptı orada. Bu arada İstanbul sahte tarikatçıların merkezi haline gelmişti. Bildiğimiz üzere Kral Ualis arion tarikatı taraftarıydı ve bu nedenle İstanbul’daki tüm hristiyan kiliselerini kendi tarikatından olanlara verdi ve onlarda hristiyanlara çok kötü insandışı davranışlarla davranmakta idiler. Ve böylece tam 146 piskopos İ.s. 379 senesinde Antakya’da konsil yapma kararı aldılar. Bu konsile Grigorios’ta davet edilecekti. Ancak davet edilmesindeki öncelikli amaç İstanbul’da yaşayan hristiyanlara destek olması idi. Ancak Grigorios İstanbul’a vardığında hristiyanlar bu zayıf ve kuvvetsiz gözüken adamın kendilerine yardımcı olabileceğini zannetmiyordu. Ancak tam tersi oldu. Grigorios bu kutsal göreve başlamıştı bile. Hergün yüzlerce kişi onun sayesinde hristiyan oluyordu. Başka dinlere inananlar onun konuşmalarını ve anlattıklarını duydukları zaman hemen hristiyan olmak istiyorlardı. Bunun üzerine diğer din adamları Grigorios’tan cesaret alarak onlarda hristiyanlığı anlatmaya ve tarikatların yalancılığından bahsetmeye başladılar. Tarikatlara inananlar topluluğu hristiyanların birlik içerisinde ilerlediğini gördüğü zaman cinayet işlemekten çekinmediler. Büyük cumartesi gecesi askerler Diriliş kilisesine saldırarak bir çok hristiyanı öldürdüler ve bununla yetinmeyip Grigorios’u ve daha bir çok kişiyi taşladılar. Ancak kısa bir dönem sonra kral öldü ve tahta büyük Teodosios geçti. Bu kral selanikte imzaladığı bir antlaşma ile ortodoksları birinci ekümenik konsilin gerektirdiği şekilde resmi olarak tanıdı. Böylece bütün kiliselerin hristiyanlara geri verilmesi emrini vererek Grigorios’u İstanbul başpiskoposu ilan etti. Böylece 27 aralık 380 zamanında hristiyanlar tarafından azizin başpiskoposluk kilisesine girişi olarak tanındı. O gün geldiği zaman bir çok insan kilisenin dışında toplanarak azize sevgi gösterisinde bulundu. Sahte dinlerin kırk yıllık işgalinden sonra en sonunda İstanbul serbestti. Artık daha önceden olduğu gibi bir Hristiyan şehri idi. Bu olayın olduğu gün hava bulutluydu. Ancak ne varki aziz ve kral kiliseye girdikleri anda kara bulutlar dağıldı ve bir anda gökyüzü parlak güneşle aydınlandı. İnançlı insanlar bu olayı sahte dinlerin yani tarikatların ortodoksluk karsısında dağıldığı şeklinde yorumladılar. Kalabalığın içinde birde arion tarikatı inananı bulunuyordu. Yüz şekli sertti ve tavrından birini aradığı belli oluyordu. Ancak azizle göz göze geldiği anda ürktü. Hemen yanına giderek diz çöktü ve ağlamaya başladı:&lt;br /&gt;- Tanrının azizi ben arion tarikatı taraftarıyım. Gelip seni öldürmem istendi benden. Affet beni! İşte bıçak! Ancak ne varki yanına geldiğimde yüzün parlıyordu... dayanamadım geldim ve sana söyledim.&lt;br /&gt;O anda temiz kalpli aziz büyük bir sevgi ile ona şöyle dedi:&lt;br /&gt;- Tanrı affetsin. Yalnızca Ona inan ve ortodoks ol.&lt;br /&gt;Grigorios başpiskopos olarak temiz ve Tanrı’ya sadık kalarak yaşadı. Yaklaşık yirmi sene sonra ikinci konsil oldu. Ancak bazı piskoposların geç davet edilmesi ve karşıt görüşlerin çok fazla olması nedeniyle azize karşı düşmancıl bir tavır takındılar. Bunun sonucunda hristiyan kilisesinin içinde kıskançlıklar ve kavgalar meydana gelmeye başladı. Ve bununda sonucunda aziz karşı koyacağı yerde kavgaların durması için istifa etti. Büyük Teodosios azizin bu davranışına ve kararına çok üzülmesine rağmen istifasını kabul etti. Böylece aziz 382 yılında Arianzo bölgesine giderek hayatının geri kalan bölümünü barış ve Tanrı’ya bağlı kalarak yaşadı. Ayrıca orada bugüne kadar elimizde kalmış olan eserler yazdı. Sonunun geldiğini anladığı zaman kutsandı ve neyi var neyi yoksa fakirlerin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için hepsini kiliseye bağışladı. Aziz 62 yaşonda iken gözlerini kapadı. Kısa bir süre sonra vucudu İstanbul’da bulunan Aya Sofya kilisesine konuldu. Azizin kuysal vucudu şu anda Yunanistanın kavala şehrindeki nea Karvali bölgesindeki kilisede bulunmaktadır. Azizin yortusu kilisemiz tarafından gözlerini dünyaya yumduğu gün olan 25 Ocakta kutlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-8002079321697595746?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/8002079321697595746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=8002079321697595746' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8002079321697595746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8002079321697595746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/din-ogretmeni-aziz-grigorios.html' title='DİN ÖĞRETMENİ AZİZ GRİGORİOS - (Άγιος Γρηγόριος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRAQAMU5_I/AAAAAAAABeo/LSDSYZ1L-vU/s72-c/m_gregory0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-2595032546791611856</id><published>2009-03-08T13:12:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T14:23:04.511-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azizler (Bίοι Αγίων Μικτοί)'/><title type='text'>ŞEHİT KIRK AZİZLER - (Άγιοι Σαράντα Μάρτυρες)</title><content type='html'>&lt;h3 style="text-align: center;" class="post-title entry-title"&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;ŞEHİT KIRK AZİZLER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQrRfqwLBI/AAAAAAAABeQ/hL1yExrXnfI/s1600-h/m_40martyrs0.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 377px; height: 497px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQrRfqwLBI/AAAAAAAABeQ/hL1yExrXnfI/s400/m_40martyrs0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310917440135244818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kırk şehit azizler Putperest kral Likinios döneminde yaşadılar. (308-323). Hepsi inançlı insanlardı hepside Pontus’ta Agrikolaos adında bir komutanın askerleriydi. Savaşlarda yenilmezdiler ve korkusuzdular ve bu yüzden diğer askerlerden ayrı bir düzeydeydiler. Bir gün abölge sorumlusu putlara tapınmaları için onları davet etti ancak askerler cesaretle şu cevabı verdiler:&lt;br /&gt;- Biz Hristiyanız ve Tanrı’mızda Mesih İsa’dır. Heydelden olan sahte tanrılarınıza hiç bir zaman tapınmayacağız. Kralımıza her zaman sadıktık ve onun için savaştık. Şimdide Tanrı’mıza sadık kalıp Onun için savaşacağız.&lt;br /&gt;Agrikolaos cevabı duyduğu zaman hemen hapse atılmalarını emretti. Aynı gece Mesih azizlere görüne şunları söyledi:&lt;br /&gt;- İştahınız büyük ancak sonuna kadar dayanacak olan kurtuluşa erecektir.&lt;br /&gt;Azizler Mesihten cesaret alarak daha büyük bir iştahla dua etmeye başladılar. Agrikolaos ertesi gün askerleri yanına getirterek onlara tatlı bir dille putlara tapınmaları için emretti. Azizler bir kez daha sorumlunun ağzını kapatıp inançlarına sadık kaldılar. Ne yapacağını bilemeyen Agrikolaos azizlere tekrar hapse attırdı. Yedi gün sonra bölgeyi tüm Anadolu’dan sorumlu olan ve kralın elçisi olarak gelmiş olan Dük Lukias ziyaret etti. Agrikolaos azizlerden Dükün karşısında olmalarını istedi. Dük askerlerin korkusuzca karşısında durduklarını görünce hemen putlara tapınmalarını emretti. Ama azizlerin arasında bir kişi aziz Kandinos şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;- Biz ne acıdan korkarız ne tehtitten ne de ölümden çünkü bunlar bizi sonsuz hayata, cennete götürecekler. Bunun üzerine dük azizlerin ağızlarının taşlanmasını emretti.&lt;br /&gt;O anda bir mucize oldu. Askerler sanki görmüyorlarmış gibi birbirlerine taş atmaya başladılar. Dük sinirlenerek bir taş aldı ve hınçla azizlerin üzerine attı ancak taş Agrikolaos’un suratına geldi. Dük ve sorumlu azizlerin karşısında küçük düştükten sonra kudurmuk canavarlara benziyorlardı. Onlara ne yapılacağı kararının verileceği ana kadar hapse atılmaları emredildi. Aynı gece Mesih azizlere görünerek onlara acılardan korkmamalarını, Ona inanmalarını istedi. Ayrıca sonuna dek dayananın onunla beraber göklerin krallığına geleceğine söz verdi. Sabah olduğunda bölge sorumlusu azizlere putlara tapınınmayımı yoksa ölmeyimi tercih ettiklerini sordu.&lt;br /&gt;- Mesih İsa’nın sevgisi için biz bedenlerimizi vereceğiz!&lt;br /&gt;Gece olduğunda taş kalpli sorumlu azilerin soydurulup nehrin içine konulmalarını emretti. Nehir kış olduğundan buz gibiydi. Askerler azizlerin işkecesini çoğaltmak için nehrin kıyısına ateş yaktılar. Bunu yapmaktaki amaçları azizlerin sudan çıkıp inançlarını kaybetmesi içindi. Ancak azizler soğukhavaya bir gece dayanıp sonsuz hayatı kazanacaklarını söylüyor birbirlerine cesaret veriyorlardı. Gece oldukça soğukta o kadar şiddetini arttırıyordu. O sırada azizlerin arasından bir kişi ısınmak için kıyıya yaklaştığında yere düşerek öldü. Diğer 39 aziz son anda inancını kaybeden için üzüldüler ancak kendileri bu korkunç işkenceye göğüs germeye devam ettiler. Bu arada bir kişi hariç bütün askerler uyumuştu. Ağlaios adındaki bu asker azizlerin dualarını dinliyordu. Asker kıyıya çıkan askerin ölümünün bir mucize olduğunu biliyordu diğerlerininde suda o kadar sakin olmalarını hayranlıkla izliyordu. O anda gökten 40 tacın indiğini gördü. Bunlardan 39u azizlerin kafasına doğru indi ama bir tanesi artmaktaydı. Şaşkınlık içerisinde asker artan tacın kaçan kişiye ait olduğunu anladı. O sırada diğer askerleri uyandırarak kendisininde hristiyan olduğunu haykırdı ve elbiselerini çıkartarak suyun içerisine girdi ve kendiside taç giymiş oldu. Sabah olduğunda sorumlu nehre gitti ve askerinin nehre girmiş olduğunu gördüğünde çok sinirlenerek azizlerin ayaklarının kırılmasını emretti azizler ölmek üzereydiler. Ardından azizleri kimsenin bulamaması için yakılmalarını emretti. Aynı gece azizler despota görünerek nehre gitmesini ve bedenlerini toplamasını istedediler. Despot bir kaç hristiyanla beraber nehre gittiğinde azizlerin bedenlerinin bulunduğu yerde ışık olduğunu gördüler ve bedenleri topladılar. Azizlerin bedenleri buğüne kadar bir çom mucize gerçekleştirdiler ve bir çok kilisede onların isimlerini aldı. Azizlerin yortusu kilisemiz tarafından her sene 9 Mart’ta anılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-2595032546791611856?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/2595032546791611856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=2595032546791611856' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/2595032546791611856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/2595032546791611856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/sehit-kirk-azizler.html' title='ŞEHİT KIRK AZİZLER - (Άγιοι Σαράντα Μάρτυρες)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQrRfqwLBI/AAAAAAAABeQ/hL1yExrXnfI/s72-c/m_40martyrs0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-551305179174280311</id><published>2009-03-08T13:04:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T13:26:31.702-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ TRİANDAFİLLOS - (Άγιος Τριαντάφυλος )</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ TRİANDAFİLLOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQlQQ8PDMI/AAAAAAAABd4/5zYfKVsSnlA/s1600-h/triantafullos.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 342px; height: 471px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQlQQ8PDMI/AAAAAAAABd4/5zYfKVsSnlA/s400/triantafullos.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310910821932403906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Triandafilos 1662 yılında Pilio şehrinin Zagora köyünde dünyaya geldi. Ailesi Tanrı korkusu ile yaşayan insanlar idi. Daha küçük yaştan ona Tanrı korkusu ile yaşamayı öğrettiler. Triandafilos daha küçük yaştan büyük bir iştahla kiliseye gidiyor orada papaza yada okuyucuya yardım ediyordu. Aziz, Meryem ana ve aziz Corc’a büyük bir sevgi beslemekte ve çoğu zaman ona zor zamanlarında yardımcı olmaları için onlara dua ediyordu. Aziz daha çok genç yaşta öksüz kaldı. Aziz bunun üzerine yaşayabilmek için kendine bir iş aramaya başladı. Aziz iş aradığı bir gün bir gemide tayfa olarak iş buldu. Bu gemi Ege’de bir yerden diğer bir yere mal taşımaktaydı. Tayfalar genelde azize saygı duymaktaydılar ancak Tanrı’ya olan sevgisinden dolayı Türk ve Yunanlı tayfalar onunla dalga geciyorlardı. Buna rağmen aziz inancını kaybetmiyor Tanrı’ya daha da çok bağlanıyordu. Bir gün gemi İstanbul’a kadar varıp orada demir attı. Orada Türk tayfalardan bir kaçı sudan nedenler bulup azizle kavga ettiler. Ondan intikam almak içinde sultanın görevlilerinden Mustafa paşaya giderek azizin sözde müslüman olmaya karar verdiğini ancak sonra kararından vazgeçtiğini söylediler. O zamanlar müslüman olmaya karar verenler fikir değişikliği durumunda türkler tarafından öldürülene yada fikirlerini tekrar değiştirene kadar işkence görmekteydiler. Bu sahte iddia ile tutuklanan azizi hemen paşanın yanına götürdüler. Paşa azize cezalardan kurtulması için dinini red etmesini söyledi ama aziz cesaret içerisinde şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;- Gerçek Tanrı, kurtarıcım olan İsa’yı hiç bir zaman red etmeyeceğim.&lt;br /&gt;Türkler bunun üzerine azizin fikrini değiştirmek için ana dayak atık değişik işkenceler yaptılar. Azizdeki cesareti ve inancı gördükleri zaman onu müslüman yapamayacaklarını anladılar ve kafasını kesmek amacı ile onu istanbul hipodromuna götürdüler. Daha önceden orada binlerce Hristiyan Tanrı adına şehit olmuştur. Azizin kafasını 18 yaşında iken orada kestiler. Olayın olduğu tarih 1680 yılının Ağustos ayı idi. Üç yüz yıl sonra azizin doğduğu köyde anısına kendi adını taşıyan bir kilise inşa ettiler. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 8 Ağustosta kutlanmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-551305179174280311?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/551305179174280311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=551305179174280311' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/551305179174280311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/551305179174280311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/aziz-triandafillos.html' title='AZİZ TRİANDAFİLLOS - (Άγιος Τριαντάφυλος )'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQlQQ8PDMI/AAAAAAAABd4/5zYfKVsSnlA/s72-c/triantafullos.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-8776387374306525021</id><published>2009-03-08T12:59:00.000-07:00</published><updated>2009-03-15T03:43:16.288-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>Αziz Vlasios - (Άγιος Βλάσιος)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ VLASİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQj2zOSpmI/AAAAAAAABdw/omt6N4vn3bI/s1600-h/0211_Blasios.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 365px; height: 461px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQj2zOSpmI/AAAAAAAABdw/omt6N4vn3bI/s400/0211_Blasios.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310909284946716258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Vlasios putperest Kral Likinios’un krallık yaptığı bir dönemde Karadenizin bir bölgesinde dünyaya geldi. Daha küçük yaştan Tanrı sevgisi ile oruç tutarak ve dua ederek büyüyordu. Biraz büyüdükten sonra hekimlik okuyarak kısa bir süre içinde çok önemli bir bilgin odu. Bildiklerini para kazanmak için değil ancak tam tersine fakirlerin evlerine giderek ve onlara yardım ederek kullanıyordu. Kısa bir zaman sonra önce diakoz daha sonrada papaz oldu. Halk onun Tanrı sevgisini ve iştahını görünce onu Silifke bölgesine despot yaptılar. O zamandan sonra böyle zor bir işe el atan Vlasios halkı Tanrı yolunda ilerletiyordu. Aradan bayağı bir zaman geçtikten sonra aziz Kapadokyadaki bir dağa yolculuk edip orada yaşamaya karar verdi. Bir gün zengin birisinin avcıları avlanmak için ormana geldiklerinde bir mağaranın önünde bir çok yabani hayvanın sakince durduklarını gördüklerinde çok şaşırdılar. Yaklaştıklarında Aziz Vlasios’un mağaranın içerisinde dua ettiğini gördüler. Hemen efendilerine giderek olayı anlattılar ve oda bunu üzerine hemen tutuklanmasını ve neden olarakta hristiyan olmasını gösterdi. Askerler mağaraya vardıkları zaman aziz onlara korkusuzca yaklaşarak onlara şunları söyledi:&lt;br /&gt;- dün gece Tanrı bana neler olacağını gösterdi. Hadi efendinize gidelim.&lt;br /&gt;Saraya doğru ilerlerken Tanrı yol üzerinde bir çok mucize gerçekleştirdi. Bunlardan birtanesi annenin birisi yol üzerinde azizin ayaklarına çökerek oğlunu boğulmaktan kurtarması için yalvardı. Balık yerken çocuğun bogazına balığın kemiği takılmiştı. Böylece çocuk nerede ise ölmek üzere idi. Bunun üzerine aziz hemen dua etti ve o anda çocuk iyileşti. Bu olaydan sonra aziz boğaz hastalıklardan insanları koruyan aziz oldu. Aynı gün yolda bir başka mucize daha gerçekleşti. Fakir bir kadının domuzuna kurt saldırmıştı. Bu olay üzerine kadın yoldan askerlerle beraber geçen azizin yanına koşarak ona...&lt;br /&gt;- Acı bana ne olur. Tüm mirasım şu gördüğün domuzdu ama artık oda yok oldu.&lt;br /&gt;- Üzülme kurt domuzunu geri getirecek!&lt;br /&gt;diye cevap verdi aziz.&lt;br /&gt;O anda mucize gerçekleşti ve hayvan sakinleşerek fakir kadına hayvanını geri getirdi. Bu ilğinç ancak gerçek olan mucizeyi görenler hayretler içerisinde kaldılar ve bu mucizeyi görenlerden bir çoğu Hristiyan oldular. Tanrı’dan gelen bütün bu mucizelere rağmen askerler umursamadan saraya doğru yollarına devam ettiler. Silifke’ye vardıkları zaman askerlerin başı azizin hapsedilmesini emretti. Ertesi gün ise kendisini karşısına çağırtarak ona:&lt;br /&gt;- Vlasios duyduklarım gerçekmi? Sen hristşyanların Tanrı’sına dua mı ediyordun?&lt;br /&gt;- Evet efendim. Ben Hristiyanım ve sadece gercek Tanrı’ya inanırım. Sizin inandığınız putlar sahte ve ğüçsüzdür. İnsanlar üzerinde hiç bir etkileri de yoktur.&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine sinirlenen efendi hemen azizin sopalarla acımasızca dövülmesini emretti. Devamında onu hapse kapattılar. Orada ziyaretine kendisine yolda hayvanı için yalvaran fakir kadın geldi. Ona teşekkür amaçlı hayvanından et getirmişti. Bunun ertesinde efendi azizin bir sopaya bağlanmasını ve sırtının yırtıcı bir madde ile yırtılmasını emretti. Adamları emire hemen uyarak aziz Vlasios’a acımasızca ve insafsızca işkence çektiriyorlardı. Taş kalpli efendi son bir şans daha tanımak amacı ile azizi yanına çağırdı ve eğer din değiştirmez ise ona daha sert ve acı işkenceler çektireceğini söyledi.&lt;br /&gt;- Ben senin işkencelerinin verdiği acıdan korkmuyorum çünkü o acılar beni cennete götürecekler...&lt;br /&gt;diye cevap verdi aziz.&lt;br /&gt;Böylece azizin nehre atılıp boğulmasını emretti taş kalpli ve insafsız efendi. Aynı nehirde bir zamanlar 40 azizimiş şehit edilmişti. Azizi suyun içine attıklarında aziz suya batacağı yerde suyun üztünde duruyordu. Bunun üzerine cesaret alarak:&lt;br /&gt;- Eğer Tanrı’larınızın gerçek olduğuna inanıyorsanız sizde suyun üzerinde yürüyün!&lt;br /&gt;Tam altmış sekiz putperest asker suyun üzerinde durmayı denedi ancak hiç bir tanesi başarılı olamadı ve hepsi nehirde boğuldular. O anda azizi Tanrı’nın meleği görünerek ona Tanrı’nın Krallığına gitme zamanının geldiğini söyledi. Kısa bir zaman sonra efendi azizin kafasının kesilmesini emretti. Şehit edildiği zaman yıllardan 316 idi. Kutsal bedenini hristiyanlar gelerek aldılar ve büyük bir törenle gömdüler. Azizin yortusu kilisemiz tarafından 11 Şubatta kutlanmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-8776387374306525021?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/8776387374306525021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=8776387374306525021' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8776387374306525021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/8776387374306525021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/03/ziz-vlasios.html' title='Αziz Vlasios - (Άγιος Βλάσιος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQj2zOSpmI/AAAAAAAABdw/omt6N4vn3bI/s72-c/0211_Blasios.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-2423402170240619182</id><published>2009-01-12T14:22:00.001-08:00</published><updated>2009-03-08T13:35:20.407-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ ANTONİOS - ΑΓΙΟΣ ΑΝΤΩΝΙΟΣ</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SXApRsZ5GwI/AAAAAAAABQc/jjo_Ei_GtOs/s1600-h/normal_saint_antonios.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 410px; height: 531px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SXApRsZ5GwI/AAAAAAAABQc/jjo_Ei_GtOs/s400/normal_saint_antonios.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5291774946114607874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;AZİZ ANTONİOS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Antonios İ.s. 205 yılında Mısır’ın bir köyünde çok zengin olan hristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Yaşı büyüdükçe okula gitmek istemiyor yalnızca kutsal sözleri dinleyip onları öğrenmek istiyordu. Yaptığı her şeyiyle Hz. İlyas’a benzemeye çalışıyordu. Söz dinleyen, iştahlı ve fakirlere ve ihtiyacı olan herkese yardım etmeye çok seven bir insandı. Onsekiz yaşına geldiği zaman ailesini kaybetti ve onlar için çok ağıtlar yaktı aziz Antonios. Böylece evin en büyüğü olarak evinden ve küçük kız kardeşinden sorumlu oldu. Bir gün kiliseye gittiğinde Hz. İsa’nın söylemiş olduğu:&lt;br /&gt;- ...Eğer mükemmel olmak istiyorsan elindekileri fakirlere ver ve arkamdan yürü işte o zaman göklerde define kazanacaksın... eğitisini duydu.&lt;br /&gt;Bunun üzerine aziz bütün tarlalarını satarak paraları fakirlere dağıttı. Daha sonra kız kardeşini büyütmesi için onu hristiyan bir kadına verdi ve ardında köyden ayrılarak sade ve Tanrı yolunda bir hayat yaşamaya başladı. Hiç durmadan dua ediyor, sürekli oruç tutuyor ve hatta dini kitapları o kadar dikkatli okuyorduki onları ezberliyordu.&lt;br /&gt;Şeytan azizin ruhsal yönden ilerlediğini gördüğü zaman onunla savaşmaya karar verdi. Her akşam azizin yanına giderek ona vuruyor bazı zamanlar karşısına bir kadın gibi çıkarak onu kışkırtmaya çalışıyor bazı zamanlarda azize tarlalarını ve kızkardeşini hatırlatarak köyüne dönmesini sağlamak istiyordu. Bunlar olurken aziz hemen dua ediyor ve onda Hz. İsa’nın ismine bile dayanamayan şeytan hemen ortalıktan kayboluyordu. Aziz Antonios Tanrı yolundaki ilerleyişine daha da sürat kattı ve daha sert bir şekilde dualarına ve oruçlarına devam etti. Yemeği bir arkadaşının ona her ay getirdiği ekmek ve tuzdan başka bir şey değildi. Yatacak yatağı yoktu. Bazen yere biraz uzanıyor ardından tekrar kalkıp duasına devam ediyordu. Azizin Tanrı’ya olan bu inancını kıskanan şeytanlar azizi öylesine dövdülerki aziz bir çok saat hareketsiz kalmak zorunda kaldı. Aziz kendine geldiği zaman cesaretle şunları bağırdı:&lt;br /&gt;- Karanlığın şeytanları beni korkutmaya çalışmayın. Beni hiç bir zaman İsa’nın sevgisinden ayıramayacaksınız!&lt;br /&gt;Şeytan azizi dayakla korkutamayacağını anladığı zaman ondan başka yollardan intikam almaya karar verdi. Bir gece azizin Kutsal Kitabı okuduğu bir sırada deprem olurcasına büyük bir gürültü duyuldu. O sırada şeytanlar vahşi yaratıklar kılığında azizin karşısına çıktılar. Etraf vahşi ayılarla boğalarla yılanlarla ve akreplerle dolmuştu. Hepsi Tanrı’nın sevgili kuluna saldırmaya hazırdı. Şeytanın kendisini korkutmak istediğini anlayan aziz şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Vahşi yaratıklar eğer gerçekten gücünüz olsaydı aranızdan tekinizin gelip bana zarar vermesi yetrli olacaktı. Ancak Mesih İsa’nın beni korumasından dolayı beni korkutmak için hep beraber geldiniz. Hepiniz güçsüz ve korkaksınız.&lt;br /&gt;O anda mağara korkunç ve kutsal olan bir ışıkla doldu ve işte o anda kötü ruh olan şeytan ortalıktan kayboldu. Aziz bunun üzerine diz çökerek şunları söyledi:&lt;br /&gt;- Efendim neredeydin? Neden beni korumak için en baştan gelmedin?&lt;br /&gt;- Ben buradaydım, ancak ne varki inancını görmek istiyordum. İnançla savaştın ve başardın bu yüzden bundan böyle sana hep yardım edeceğim!&lt;br /&gt;Aziz bunları duyduktan sonra daha büyük bir iştahla ve delikanlılıkla yoluna devam etti. Aziz o zamanlar 35 yaşında idi. Aziz yaşadığı mezarın içerisinden ayrılarak dahada dindar bir hayat sürdürebilmek için yakınındaki bir dağa gitti. 20 sene boyunca hiç dışarı çıkmadan bir evin içerisinde kaldı. Arkadaşları ve yabancılar onu görmek istediklerinden kapıyı kırarak onlara bir şeyler söylemesi için ona yalvardılar oda onları üzmemek için onlara şunu tembih etti:&lt;br /&gt;- Şeytanlar Hristiyanların düşmanıdır. Biz onlara önem vermediğimiz zaman onlar kudururlar. Onlar güçsüzdür ve bu yüzden duadan, oruçtan ve hayır işlerinden korkarlar. Bir yanlışınız için özür dilediğiniz zaman onlar korkup hemen kaçarlar. Siz tanrını yanında bulundukça onlar size hiç bir kötülükte bulunamazlar.&lt;br /&gt;Kutsal Ruh’un yardımıyla aziz bir çok ruhsal yeteneğe sahip oldu. Mesela aziz bedenlerden şeytan kovabiliyor, hastalıkları iyileştirebiliyor hatta olacakları önceden bilebiliyordu. Aziz bir gün aziz Atanatios ile beraber İskenderiye’den ayrılırken arkasında kadının birinin bağırdığını duydu:&lt;br /&gt;- Tanrı’nın insanı ne olur bana yardım et kızım şeytandan acı çekmekte!&lt;br /&gt;Şeytanı içinde bulunduran kız yere düşerek bağırmaya başladı. Aziz bunun üzerine hemen Tanrı’ya kızın iyi olması için dua etti ve o anda kız yerinden sağlıklı bir şekilde kalkarak azize ve Tanrı’ya mucize için şükr etti.&lt;br /&gt;Arion tarikatı taraftarı olan Valakios adında bir komutan Hristiyanlara düşmadı. O kadar taş kalpliydiki genç kızları ve rahipleri soydurup onları kamçılamaya korkmazdı. Bunları duyan Antonios hemen Valakios’a mektup yazarak eğer Hristiyanları kovalamaya devam ederse Tanrı’nında kendisini kovalayacağını ve ona karşı savaş açacağını belirtti. Günahlarından dönmek istemeyen komutan azize adam göndererek kısa bir zaman içerisinde kendisinede işkence yapacağını bildirdi. Aradan iki gün geçtikten sonra Valakios ve arkadaşı Nestorios İskenderiye’ye doğru giderlerken Nestorios’un atı Valakios’un ayağını öyle bir ısırdı ki komutan üç gün içerisinde vefat etti. Bunun üzerine herkes azizin önceden söylediklerinin çıkmasına hayran kaldı. Antonios sonunun yaklaştığını anladığı zaman bazı rahiplarin yaşadığı dağa geri döndü ve kısa bir zaman içerisinde hastalandı. Daha sonra rahipleri yanına çağırarak onlara görevlerine iştahla devam etmelerini tembih etti. Onlara şeytanlın sert ama güçsüz olduklarını hatırlatarak onlardan korkmamalarını söyledi. Daha sonra ölünce bedeninin toprağın altına gömülmesini ve kimsenin onun nerede gömülü olduğu bilmemesini istedi.&lt;br /&gt;Bu olayın ardından azize görünen melekler onun bedenini almak için geldiler. Aziz bu olayı mutluluk içinde kabul ederken bedenini 105 yaşında tanrıya teslim etti. Azizn yortusu kilisemiz tarafından 17 Haziran’da kutlanmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-2423402170240619182?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/2423402170240619182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=2423402170240619182' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/2423402170240619182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/2423402170240619182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/01/aziz-antonios.html' title='AZİZ ANTONİOS - ΑΓΙΟΣ ΑΝΤΩΝΙΟΣ'/><author><name>X.O.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_uNp3goK1vgQ/SS1SvDOhpOI/AAAAAAAAABw/zk5Rxik-pgg/S220/%CE%91%CE%A3%CE%A9%CE%A4%CE%9F%CE%A3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SXApRsZ5GwI/AAAAAAAABQc/jjo_Ei_GtOs/s72-c/normal_saint_antonios.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-828802062855411148</id><published>2009-01-12T14:17:00.000-08:00</published><updated>2009-03-15T04:36:59.747-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ ALEKSİOS - ΑΓΙΟΣ ΑΛΕΞΙΟΣ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.apostoliki-diakonia.gr/gr_main/eortologio/Agion_pics/Mar_4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; float: left; width: 403px; height: 641px;" alt="" src="http://www.apostoliki-diakonia.gr/gr_main/eortologio/Agion_pics/Mar_4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ ALEKSİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Teodosios’un çocukları olan Arkadios ve Onorios’un Roma kralı oldukları dönemde dindar bir aile yaşamakta idi. Bu ailenin beyinin adı Evfimianos karısının ismi ise Aglaia idi. Evfimianos Roma ordusunda Komutan olarak çalışmaktaydı. Bu aile zengin fakat çocuk sahibi değillerdi çünkü çocuk yapamamaktaydılar. Bu yüzden Tanrı’ya onlara bir çocuk vermesi için sürekli dua ediyorlardı. Bir diğer yandan ise ailenin fakirlere karşı çok büyük bir sevgisi vardı. Hergün dul kadınları evlerinde misafir ediyor paralarını ihtiyacı olan fakirlere dağıtıyorlardı. Tanrı bu ailenin insanlığını ve Ona karşı olan inancını gördüğü zaman onlara bir çocuk bağışladı ve adını Aleksios koydular. Aleksios büyüdükçe ailesinden örnek alıyor ve oda ailesi gibi fakirleri mutlu etmeye çalışıyordu. Bütün insanları çok sevmekteydi ancak en çok sevdiği kişi Mesih İsa idi. Kendisi insanlara yardım ettikçe Tanrı’da onu ödüllendirmekteydi. Aradan yıllar geçip Aleksios genel eğitimini aldığında kendini Tanrı’ya adama kararı aldı. Bu yüzden zengin ve pahalı elbiselerinin altına kalın kıllı bir elbise giyerek sabrını ölçüyordu. Boş zamanlarında sakin bir odaya çekilip ya kutsal yazıları okuyordu yada dua ediyordu. Ailesi kısa bir zaman sonra onu mutluluğunu görmek için evlendirmeye karar verdiler. Artık evlenme zamanının geldiğini ona sürekli hatırlatıyorlardı. Aleksios’un evlenmek umurunda değildi çünkü onu ilgilendiren tek şey Tanrı’ya hoşnut olmaktı ancak ailesini üzmek istemediğinden zor durumda kaldı. Aziz Aleksios’un aklına o anda kendini evlenmeden Tanrı’ya adamak isteyen genç bir bir kız geldi. Bu kızıda ailesi evlenmesi için zorlamaktaydı. Aziz hemen kıza giderek ailelerinin hatırı için evlenmeye karar verdiler ancak beraber yaşayacakları sürede ruhen ve bedenen temiz kalmaya anlaştılar. Kısa bir süre sonra Roma’da Aziz Vonifatios kilisesinde düğünleri gerçekleşti. O gece Aziz eşiyle beraber Tanrı’ya şükrettikten sonra anlaştıkları gibi kemerini ve yüzüğünü çıkararak karısına verdi ve onları saklamasını rica etti. Daha sonra üzerine basit elbiseler giydi yanınada altın ve bir kaç değerli mücevherde alarak bilinmeyen bir mekana doğru yola çıktı.&lt;br /&gt;Bir kaç gün sonra gemi Laodikya bölgesine vardı. Aziz oradan Suriye’ye doğru devam etti. Orada Mesih İsa’nın kilisesi bulunmakta ve onun içerisinde Mesih’in insan eli dokunmadan yapılmış olan İkona’sı bulunmaktaydı. Aziz kiliseyi gördüğü zaman çok sevindi ve orada kalmaya karar verdi. O zamandan sonra daha fazla dua edip daha fazla oruç tutmaya başladı. Aziz elindeki son altınlarıda fakirlere dağıttı. Aziz her geçen zamanda ruhen biraz daha gelişmekteydi.&lt;br /&gt;Aziz bir gün yoldan geçenlerden para aldı. Onlara baktığında onların ailesi tarafından kendisini bulmaları için gönderilmiş kişiler olduğunu anladı. Kendi hizmetçilerinin kendisine kendisini tanımadan yardım ettikleri için aziz Tanrı’ya şükr etti. Aziz 17 yıl boşunca o kilisede Tanrı isteği doğrultusunda yaşadı. Aziz hayatı Hristiyanların hoşuna gidiyor her an ondan bir şeyler duymak ve öğrenmek istiyorlardı. Aziz kendini büyük bir insanmış gibi hissetmekten korktuğu için gemiye binerek Mersin’e gitmeye karar verdi. Gemi açıklara vardığı zaman fırtına koarak geminin adresine gitmesine engel oluyordu. Böylece kaptan yön değiştirerek Romaya doğru yol almak mecburiyetinde kaldı. Böylece aziz ailesini tekrar göreceğini ve bunun Tanrı isteği olduğunu anladı. Evine vardığı zaman ailesi ve karısı onu karşıladılar ancak onu tanıyamadılar. Aziz onlara kim olduğunu söylemedi çünkü o kendini yalnızca Mesih İsa’ya adamıştı. Ailesi ona kim olduğunu sorduğunda o Tanrı’nın bir insanı olduğunu söylüyordu. Ailesi bu yapancı rahibe o kadar alışmıştıki ona onlarla beraber kalmasını ve din işleriyle orada ilgilenmesini istediler. Aziz bunu kabul ederek evlerinin yanında bulunan bir depoda Tanrı yolunda ilerlemeye devam etti. Şeytan azizin manevi ve ruhen geliştiğini gördüğü zaman onu oradan kovmak istedi. Şeytan azizin babasının adamlarının aklına girerek onların azizle dalga geçmelerine ve dua ederken ona karışmalarına neden oldu. Aziz bu olaydan çok ailesinin onun kaybına üzüldüklerini gördüğünde dahada çok üzülüyordu. Aziz acılara katlandığı gibi kendi insanlarının acıdan ölmemesi için Tanrı’ya yalvarıyordu. Azizin ailesi buna rağmen fakirlarle ilgilenmeye devam ediyorlardı. Bir gün Mesih İsa azize görünerek onu bir kaç gün içerisinde beraberinde alacağını söyledi. Bunun üzerine aziz kağıt ve mürekkep alarak kim olduğunu ve hayatını yazdı. Mektupta bu kadar yıl onları üzdüğü için özür dileyen aziz Mesih İsa’nın söylemiş olduğu “ Annesini ve babasını benim üzerimde sayan layık değildir” sözüne uyduğunu yazı. Aziz bu kadar yıl çile ve derdin ardında diz çökerek son kez dua etti. O zaman 410 yılının Mart ayı idi. Bu olaydan bir kaç gün önce 12 Öğrenciler kilisesinde Baş piskopos İnnokendios ayin gerçekleştirdi. Birden bire göklerden duyulan bir ses:&lt;br /&gt;- Cuma günü Tanrı’nın insanı aranızdan ayrılacaktır bu yüzden gidip onu bulun ve sizi kutsamasını isteyinki şehrinizi korusun.&lt;br /&gt;Perşembe akşamı bütün halk gene aynı kilisede toplanarak Tanrı’nın kendilerine bu insanı nerede bulabileceklerini söylemesi için ayin düzenlediler ve gene bir ses duyuldu:&lt;br /&gt;- Evfimianos’un evindedir Tanrı’nın insanı.&lt;br /&gt;Evfimianos olayı anlayarak halkla beraber hemen evine koştu azizin odasına girdikleri zaman azizin yüzünün örtülü olduğunu ve sağ elinde bir kağıt tuttuğunu gördüler. Azizin babası kağıdı elinden almaya çalıştı ancak başaramadı. Daha sonra azizin başından örtüyü çekenler şaşkınlık içerisinde azizin yüzünden kör edici bir ıiığın çıktığını gördüler. Başpiskopos kral ve halk duygulanarak dua etmeye başladılar ve yalnızca bu yoldan azizin alinden kağıdı alabildiler. İşte o zaman sevgili oğullarını tanıyabildiler! Bu olaya sevinmeli mi yoksa üzülmelimiydiler? Azizin kutsal bedenini inançlıların görmesi ve öpmesi için şehrin meydanına koydular. O gece bir çok mucize gerçekleşti. Dilsizler konuşmaya başladı hastalar iyileşti ve halk Tanrı’ya bu yüzden hep bir ağızla dua etmeye başladı. Halk her geçen gün o kadar çoğalıyorduki onları oradan dağıtmak mümkün değildi. Halkı dağıtmak için yollara altın döküyorlardı ama halk genede oradan ayrılmıyordu. Azizin bedeni bir hafta sonra aziz Petros kilisesine gömüldü. Azizn mezarı muhteşem kokmaktaydı. Azizin yortusu kilisemiz tarafında 17 Mart’ta anılmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-828802062855411148?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/828802062855411148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=828802062855411148' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/828802062855411148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/828802062855411148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/01/aziz-aleksios.html' title='AZİZ ALEKSİOS - ΑΓΙΟΣ ΑΛΕΞΙΟΣ'/><author><name>X.O.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_uNp3goK1vgQ/SS1SvDOhpOI/AAAAAAAAABw/zk5Rxik-pgg/S220/%CE%91%CE%A3%CE%A9%CE%A4%CE%9F%CE%A3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-1125732719492540077</id><published>2009-01-12T14:14:00.000-08:00</published><updated>2009-03-08T14:39:09.953-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ AHİLLİOS - ΑΓΙΟΣ ΑΧΙΛΕΙΟΣ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ AHİLLİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQ60PrVh4I/AAAAAAAABeg/YGa0Bu30NVs/s1600-h/agios+%CE%B1%CF%87%CE%B9%CE%BB%CE%B5%CE%B9%CE%BF%CF%82.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 332px; height: 422px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQ60PrVh4I/AAAAAAAABeg/YGa0Bu30NVs/s400/agios+%CE%B1%CF%87%CE%B9%CE%BB%CE%B5%CE%B9%CE%BF%CF%82.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310934529812563842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Ahillios 270 İ.s. yılında Kapadokya’da dünyaya geldi. Ailesi çok zengin olmakla beraber çokta iyi Hristiyanlardı. Bu yüzden paraları ile ihtiyacı olan herkese yardım ediyorlardı. Bu örnek davranışlarını çocukları Ahillios’a da aşılayan aile kısa bir zaman sonra vefat etti ve mirası eline alan aziz ailesinin görevini üstlenmeye karar verdi. Bütün mirasını fakirlere ve kilisenin ihtiyaçlarına harcayarak kendini duanın ve orucun ilk sahfada bulunduğu bir hayata adım attı. Bir gün aziz Kutsal topraklara gidip tapınmak, oradanda Roma’ya giderek Öğrenciler Petros ve Pavlos’un aziz bedenlerini ziyeret etmeyi istedi. Ama bunlardan başka Mesih İsa adına şehit olmuş binlerce kutsal bedenide ziyeret edecekti. Bu arada aziz papaz oldu ve insanlara Tanrı’nın sözünü yayarak bir çok kişiyi vaftiz etti. O dönemde Hristiyanlara karşı en ağır savaş açılmıştı. Bazı putperestler azizin halkı eğittiğini gördükleri zaman ona vurup acı çektiriyorlardı ama aziz bunlara Tanrı’nın sevgisi adına katlanıyordu. Hayatı temiz olduğundan Tanrı azize mucize yababilme özelliği verdi. Böylece her gün bir çok insan azize giderek dermen buluyor, şeytanlılardanda şeytanları kovuyordu. İtalya’dan sonra Yunanistan’ada Tanrı sözünü yayarak geldi. Ünü bir çok şehre yayılmıştı ve bir çok putperest Yunan’lı azizle tanışmak için yanına geliyordu. O zamanlar Larissa Despotu vefat etmişti ve herkes ortak bir karara verarak azizin orada despot olmasına karar verdiler. Aziz mitropolit olduktan sonra çok büyük insanlık işleri yaptı yardıma muhtaç olanları yardımsız bırakmadı. Bir çok mucize gerçekleştirdi ve bir çok insan sayesinde Hristiyan oldu. Bir zamanlar şehirde büyük bir sorun yaşandı. Şehirde çok uzun zamandır yağmur yağmadığından çiftçilerin işsiz kalma ihtimaali çok yüksekti. Bu durum üzerine inançla despotlarına giden halk azizden yardım istedi. Aziz dua ettikten sonra şiddetli bir yağmur yağdı ve böylece insanlar bu sorundan kurtulmuş oldular. Aziz bir çok şeyi önceden anladığından kötülük yapmak isteyenlere engel oluyor kötüler ise utanarak yapmak istediklerine pişman oluyorlardı. Aziz bütün bu büyük işleri ve görevleri yaparken Bizans Kralı büyük Konstantinos azizi yakından tanımak istedi. İ.s. 325 yılında ilk EKÜMENİK KONSİL’i yapmaya karar verdiler. Bu KONSİL İznikte yapılmakta ve 318 Mitropolit katılmaktaydı. KONSİL’in ana konusu Mesih İsa’nın Baba ile eş değer olmadığını ama Baba’nın yarattığı bir varlık olduğunu ileri süren Arion adındaki birini yargılamaktı. Bunların arasında azizde bulunmaktaydı. Aziz KONSİL’de yaptığı bir mucize ile Arion ve tarikatına inananları utandırdı. Aziz herkesin arasında bir taş alarak şunu söyledi:&lt;br /&gt; -Eğer Mesih İsa bizim inandığımız gibi Baba ile eşdeğerse bu tarikata inananların utanması için bu taştan yağ aksın!&lt;br /&gt;O anda mucize gerçekleşerek taştan yağ akmaya başladı ve yağ tüm yeri kapladı. Kral ve Mitropolitler mucizeye sevinerek Tanrı’nın gücüne şükr ettiler ve tarikatçıları utandırdılar.&lt;br /&gt;KONSİL bittiğinde Kral henüz inşaatı bitmiş olan Konstantinopolis’in açılışı için tüm Mitropolitleri davet etti. Aziz orada dönemin Patriği Aziz Mitrofanis ile tanıştı. Patrik azizin mucizelerini duyduğunda ona saygı gösterisinde bulundu. Büyük Konstantinos azize bir çok hediye verdi. Kısa bir zaman sonra Larissa şehrine geri döndü ve orada mucizeyi öğrenmiş olan halk azizi gerektiğince karşıladı. Aziz halkın inançlılığını gördüğünde daha çok çalışmaya başladı hatta başka şhirlerede yardım etmeye başladı. Kral Konstantinos’un para yardımları ile gerçek Tanrı’nın isminin anıması ve Tanrı’ya tapılması için kiliseler inşa etti.&lt;br /&gt;Bir gün bir köyün ihtiyacının karşılanması için aziz davet edildi, azizde bu daveti kabul ederek yola çıktı. Köylüler aziz için bir çok şey duyduklarından yoları ve evlerini süslediler, güzel yemekler pişirip en pahalı elbiselerini giydiler. O anda köylerine iki tane basit ve fakir giyimli iki din adamının yaklaştığını gördüler. Köylüler bunların azizin gelişini hazırlamak için gelen elçiler olduğunu zannettiler. Aziz ve yanındaki din adamı köye vardığında köylüler azizin ne zaman geleceğini sordular.&lt;br /&gt;- Ben Ahillios’um.&lt;br /&gt;Herkes cevaba şaşırdığında tekrar sordular ama gene aynı cevabı aldılar. Sözünü dinlediklerinde azizden özür dilediler. Köylüler köylerine pahalı elbiselerle donanmış büyük bir atın üzerinda kalabalık bir halk topluluğuyla bir despotun gelmesini beklerken sade görünüşlü bir insanın gelmesine şaşırmıştı.&lt;br /&gt;Aziz hayatını insanlara yardım ederek ve dua ederek geçirdi. İnançlı ve gerekli şekilde 30 yıl boyunca kilisemize hizmet etti. Ölmeden kısa bir süre önce mezarını hazırlamalarını istedi. Bütün papaz ve rahipleri yanına çağırarak onlara öğütler verdi. Aziz öleceğini söylediği zaman onlar dermansızca ağlamaya başladılar ama o öunları söyledi:&lt;br /&gt;- Çocuklarım ağlamayın ben ölünce sizi Tanrı’nın ellerine bırakacağım. O sizi koruyacak ve kutsayacak. Yeterki siz inancınızı Tanrı’nın ve öğrencilerinin bize bıraktığı gibi temiz tutun.&lt;br /&gt;Daha sonra aziz kollarını göğe kaldırarak dıa etti. Etrafında bulunanları kutsadıktan sonra ruhunu Tanrı’ya teslim etti. Herkes gene dermansızca ağlamaya başladı. Bedenini azizin ısmarlamış olduğu mezara koydular. Aziz gömülürken bir çok mucize gerçekleşti. Körler görmeye, sakatlar yürümeye ve hastalar iyileşmeye başladı. Bedeni bugüne kadar bir çok mucize gerçekleştirdi. Larisa halkı için aziz bir hazine haline geldi. Yunanistan’ın bir çok şehrinden azizi ziyerete gelmeye başladılar. Larisa halkı günahkar olduğundan Tanrı onları cezalandırmak istedi böylece 978 yılında Bulgarların kralı Samuil azizin ve başka azizlerin bedenlerini alarak krallığına götürdü. Azizin bedeni bugüne kadar orada bulunmaktadır. Hatta Prespa adasında azizin adına yapılmış birde kilise bulundu. Kilisemiz azizin yortusunu 15 Mayıs’ta anmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-1125732719492540077?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/1125732719492540077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=1125732719492540077' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1125732719492540077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1125732719492540077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/01/aziz-ahillios.html' title='AZİZ AHİLLİOS - ΑΓΙΟΣ ΑΧΙΛΕΙΟΣ'/><author><name>X.O.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_uNp3goK1vgQ/SS1SvDOhpOI/AAAAAAAAABw/zk5Rxik-pgg/S220/%CE%91%CE%A3%CE%A9%CE%A4%CE%9F%CE%A3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQ60PrVh4I/AAAAAAAABeg/YGa0Bu30NVs/s72-c/agios+%CE%B1%CF%87%CE%B9%CE%BB%CE%B5%CE%B9%CE%BF%CF%82.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-1817421273551672768</id><published>2009-01-12T14:11:00.000-08:00</published><updated>2009-03-08T16:36:18.537-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>ATİNA’LI AZİZE FİLOTEİ - ΑΓΙΑ ΦΙΛΟΘΕΗ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ATİNA’LI AZİZE FİLOTEİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRWTkRduOI/AAAAAAAABgo/r7glnZs8wy8/s1600-h/filothei.gif.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 338px; height: 503px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRWTkRduOI/AAAAAAAABgo/r7glnZs8wy8/s400/filothei.gif.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310964754731088098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Azize Filotei Türklerin Yunanistanda iktidarda bulunduğu zamanda Atinada doğdu. Annesinin adı Sirigga ve babasının adı ise Aggelos Benizelos idi. İkiside Tanrı’ya bağlı insanlardı ancak Sirigga kısır olduğundan ikiside çok üzülüyordu. Ve böylece sürekli Tanrı’ya onlara bir çocuk bağışlaması için dua ediyorlardı. Bir gün Sirigga Meryem ananın kilisesine her zaman olduğu gibi gene dua etmeye gitti. Ancak kilisede uyuyakaldı ve o zaman rüyasında Meryem ananın ikonasından çıkan çok parlak bir ışığın karnına doğru geldiğini gördü. Uyandığı zaman dualarının kabul olduğunu anladı. Gerçektende kısa bir zaman sonra hamile kaldı ve bir kız çocuğu doğurdu. Çocuğun adını Regula koydular.Regula büyüdükçe giderek annesine benziyor ve onun yolunda ilerliyordu. Oniki yaşına vardığında Andrea adında genç ve zengin birisi Regulayı kendine eş olarak istedi. Regula evlenmeyi değil kendini Tanrı’ya adamak istiyordu. Ancak ailesi başka çocukları olmadığından Regulaya Andrea ile evlenmesi için baskı kuruyorlardı. Böylece Regula kendi rızası dışında Andrea ile evlenmek zorunda kaldı. Andrea Tanrı korkusu tanımayan ve dünya malına çok düşkün bir insan olduğundan Tanrı korkusu ve sevgisi ile yaşamakta olan karısına kötü davranıyordu. Bir çok sefer onu acımasızca dövüyor ona işkence ediyor ve onu üzüyordu. Andreasın evde olmadığı bir gün iyi kalpli Regula fakirlere yardım etmek istedi ve böylece evinde bulunan yağ küpünden bolca fakirlere verdi. Ancak kocasının küpü boş bulup onu dövmesinden korkuyordu. Bunun üzerine küpe su doldurarak kocasının bir şey anlamasını engelleyecekti. Bu olay üzerine yüce Tanrı Regulanın temiz kalbi için mucize yaptı. Su yağa dönüşerek Regula kocasının acımasızlığından kurtulmuş oldu. Bir çok seferinde Regula kocasının bu davranışlarını düzeltmek amacı ile ona sevgi ile konuşuyor ve Tanrı’ya ona sabır vermesi için sürekli yalvarıyordu. Ancak Andrea hiç bir şey için pişmanlık duymuyordu. Regulayı üzmeye ve ona kötü davranmaya devam ediyordu. Aradan üç sene geçtikten sonra Andrea vefat etti ve böylece Regula acılarından kurtulmuş oldu. Bu olaydan sonra ailesi ona tekrar evlenmesini çünkü onu isteyenlerin çok olduğunu söyledi. Ancak Regula babaevine dönerek orada kendisini iyice Tanrı’ya adadı. Oruç tutup dua ediyor Kutsal kitabı okuyup sürekli Tanrı yolunda ilerliyordu. Bir gece rüyasında Aziz Andreası gördü. Aziz Reguladan bir kadın manastırı inşa etmesini istedi. Regula hemen emre kulak verip Atina’da evine yakın bir mekanda manastırı inşa etti. Manastırı inşa ettikten hemen sonra manastıra vefat eden kocasının adını verdi ve kendisi orada rahibe olarak Filotei adını aldı. Kendisi ile birlikte evinde Tanrı sevgisi ile yaşayan hizmetçilerde manastırda rahibe oldular. Bunlardan başka içinde Tanrı sevgisi bulunan ve Tanrı yolunda ilerlemek isteyen başka kadınlarda manastıra gelerek orada rahibe oldular. Zaman ilerledikçe Azize Filotei hastaneler, yaşlıhaneler ve benzeri kurumlar kuruyor insanlara elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyordu. Bundan başka yetim olan kız çocuklarını büyütüyor devamında okutup onları evlendiriyordu ancak eğer yetim olan kızlar isterlerse onları rahibe yapıyordu. Bir zamanlar insanların çoğu azizeye adanmış olan bir bölgeye akın ediyorlardı. Bunun sonucunda ise kimse manastıra gelmiyordu ve böylece manastır her geçen gün fakirleşti ancak azize rahibelere sabırlı ve inançlı olmalarını tembih etti. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra büyük bir mucize yaşandı. Manastıra gelen iki soylu adam manastıra büyük bir miktarda bağışta bulundular. Rahibeler mucizeyi gördükleri zaman Tanrı’ya şükrettiler. Rahibelerin her geçen gün çoğalması nedeni ile azize bir çok yere manastırlar inşa etti. Bir gün manastıra azizeye dört tane kadın gelerek azizeden onları manastırda saklamasını çünkü Türk olan efendilerinden kaçtıklarını ve kaçmalarının nedeninin ise efendilerinin kendilerinin dinlerini zorla değiştirmek istemesi idi. Ancak efendiler rahibenin kadınları manastırda sakladığını öğrendikleri zaman manastıra saldırıda bulundular. Azizenin hasta olmasına rağmen onu zorla alı koydular ve buda yetmezmiş gibi bölgedeki Türk komutanın emri ile onu hapse attılar. Ertesi gün komutan kendisine din değiştirmeyi mi yoksa ölmeyi mi tercih ettiğini sordu. Bunun üzerine azize Müslüman olacaşına Baba Oğul ve Kutsal Ruh adına ölmeyi cesaretle tercih etti. O sırada mekana azizeyi seven bir kaç zengin hristiyan geldi. Komutana iyi bir miktar ödedikten sonra komutan azizeyi serbest bıraktı. En sonunda o dört kadın rahibe olarak hayatlarını bir adada bulunan manastırda sürdürdüler. Bir diğer yandan Türkler rahibenden genç ve bakire kızları kendilerinden koruduğu için nefret ediyorlardı. Bir gece rahibe kilisede dua ederken kilisenin içine giren beş Türk kendisine saldırarak onu dövdüler ve ağır bir şekilde yaraladılar. Bunun ardından onu taştan bir direğe başlıyarak yarı ölü bir halde orada bırakarak oradan uzaklaştılar. Azizeyi orada diğer rahibeler bularak Kalogreza bölgesindeki manastıra götürdüler. Azize Tanrı’ya O’nun için çile çekmeye layık olduğundan şükretti.kısa bir süre sonra 19 şubat 1598 yılında yorgun kalbi artık çarpmıyordu. Yirmi gün sonra azizenin vucudu muhteşem bir şekilde kokuyordu. Atina’lı azize Filotei’nin yortusu kilisemiz tarafınadan vefat ettiği ğün olan 19 şubatta kutlanmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-1817421273551672768?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/1817421273551672768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=1817421273551672768' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1817421273551672768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/1817421273551672768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/01/atinali-azize-filotei.html' title='ATİNA’LI AZİZE FİLOTEİ - ΑΓΙΑ ΦΙΛΟΘΕΗ'/><author><name>X.O.</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://1.bp.blogspot.com/_uNp3goK1vgQ/SS1SvDOhpOI/AAAAAAAAABw/zk5Rxik-pgg/S220/%CE%91%CE%A3%CE%A9%CE%A4%CE%9F%CE%A3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRWTkRduOI/AAAAAAAABgo/r7glnZs8wy8/s72-c/filothei.gif.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-506890486733255946</id><published>2009-01-07T15:13:00.000-08:00</published><updated>2009-03-08T13:41:26.800-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZ NİKOLAOS (Αγιος Νικόλαος)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;(Ο ΑΓΙΟΣ ΝΙΚΟΛΑΟΣ )&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;AZİZ NİKOLAOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQs4KDZYtI/AAAAAAAABeY/6PS0cwDT74A/s1600-h/m_nicolas0.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 352px; height: 475px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQs4KDZYtI/AAAAAAAABeY/6PS0cwDT74A/s400/m_nicolas0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310919203859555026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;HARALAMBOS  D.  VASİLOPULOS&lt;br /&gt;ARHİMANDRİT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. BASKI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anısı 6 Aralıkta kutlanmaktadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;BİRİNCİ BASKININ ÖN SÖZÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm azizler, azizdirler, ancak, Aziz Nikolaos, büyük azizlerin grubundandır. Her yerde ona saygı gösteriyorlar, hem doğuda hem de batıda, hem kuzeyde, hem de güneyde. Fakat, denizciler tarafından ayrı sevilmektedir. Çünkü o, onların koruyucusudur. Onun için de, vapurların çoğunda onun adı geçmektedir. Onun ikonası, her kaptanın odasında asılıdır. Fırtınalı denizde ve bir tehlike karşısında kaldıklarında, ondan medet diliyorlar:&lt;br /&gt;─ Aziz Nikolaos, bana yardım et! Veya da, Aziz Nikolaos, direksiyona geç!&lt;br /&gt;Liman girişlerinde ve burunlarda, onun adına yapılmış büyük veya küçük kilisecikler bulacaksın. Bunlar uzaktan görünüyorlar, ta ki denizciler onlardan cesaret ve güç alsınlar diye. Onlar, adak doludurlar. O adaklar da, büyük bir deniz kazasından sonra kurtulanlar tarafından oraya konulmuşlardır.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos, Allah’tan büyük inayet aldı. Çünkü, Hıristiyanlığın takibat altında olduğu o kara ve karanlık yıllarda yaşadığı hâlde, Hıristiyan  hayatı yolunda ilerlemeye devam etti. O zamanın zalim yöneticilerinin putperestlik öfkesini atlatabildi.&lt;br /&gt;O, hiçbir zaman eğilmedi. Arkasına bakmadı. Azizlik yolunda hiç durmadı. Buhranlı hayatında tek bir düşüncesi ve tek bir amacı vardı: İsa Mesih’in adı için kurban olması-şehit olmasını istiyordu. Şöyle mum gibi erimesini istiyordu. Böylece, diğerleri aydınlanacak ve Allah’ın krallığına gideceklerdi.&lt;br /&gt;O, sakin, uysal ve dingindi. Ancak, dinini savunmak söz konusu olduğunda, o zaman kendisi aslan kesiliyordu. O vakit mücadele ediyor, savaşıyor, sesini yükseltiyor ve öne geçiyordu. O zaman, İsa Mesih’in gerçek ışığını yükseklere kaldırıyordu. Yozlaşmış sapık mezhep mensupları ve dinsiz putperestler, onu karartmak ve söndürmek istiyorlardı.&lt;br /&gt;Onun hayatı maceralarla, çok çalkantılı ve ileri görüşlü olarak geçmiştir. İlk bakışta, hayatı öğreticidir. Her Ortodoks Hıristiyan tarafından okunması gerekir ve buna değerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                               Arhimandrit HARALAMBOS VASİLOPULOS&lt;br /&gt;                                                    Atina, Mart 1971&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BİRİNCİ BÖLÜM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ NİKOLAOS’UN HAYATI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos, M.S. 250 yılında, Küçük Asya’nın Likia bölgesinin Patara denilen yerde dünyaya gelmiştir. O, tek çocuk idi. Ebeveyni dindar ve malî yönden de iyi durumdaydılar. Ailevi varlığı oldukça çoktu. Kendisine rahat ve kolay bir hayat temin edebilirdi.&lt;br /&gt;Ancak o, daha bebeklik çağından itibaren, hayatta kolay yolu takip etmeyeceğini göstermişti. O, daha küçük yaştan beri, sert ve lâkin de aziz olan mücadele yolunu seçti. Böylece de, kalan günlerde, diğer bebekler gibi normal süt emerken, Çarşamba ve Cuma günleri bütün gün süt emmez, sdece güneş battıktan sonra bir kere süt emiyordu.&lt;br /&gt;Gün gelip de okul çocuğu yaşına vardığı vakit çok çalışkandı. Ahlâksız konuşmalardan uzaklaşıyor ve uzak duruyordu. Hiçbir zaman yaramaz arkadaşları istemiyordu. Oyunlar yerine, büyüklerle beraber olup tartışmaları seviyordu. Büyükler ve yaşlıların yanında, kendisine ruhen faydalı olan örnekler ve tavsiyeleri dinliyordu. İnsanın karakterini tehlikeye sokan düşmanlar hakkında bir şeyler işitiyordu. Faziletli insanların hayatlarında, şeytanın kurabilecek desiseleri öğreniyor ve son derece faydalı sonuçlar çıkarıyordu.&lt;br /&gt;Bu arada, her zaman birinci olarak kiliseye koşuyordu. Orada, kandillerin bal rengi ışığı ve günlüğün (tütsü) tatlı kokusu altında, ruhunu, Allah korkusu ve iman ile sulansın diye bırakıyordu. Tertemiz çocuk kalbinin içinde, aşırı derecede bir sevinç ve Hıristiyan inancı dolup taşmağa başladı.&lt;br /&gt;Fakat, oldukça küçük bir yaşta iken, ebeveyni birbiri ardından vefat etti ve böylece öksüz kaldı. Onun aziz hayatı, karakteri, davranışı, uysallığı, sadeliği ve ciddiliği onu çok meşhur yaptı. O zamanlarda, Likia’da başpapaz amcasıydı. Onun da adı Nikolaos idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ALLAH’IN HİZMETİNDE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos büyüdüğünde, amcası onu Allah’ın hizmetine davet etti ve bu iş için ne kadar da istekli olduğunu görünce, onu papaz yaptı. Onu papaz yaparken başrahip olan amcası Kutsal Ruh tarafından ilham aldı ve dedi:&lt;br /&gt;─ Bugün papaz olarak tayin edilen şu genç, çok yakın zamanda, başrahip olacaktır. Birçok üzgün ve acılı insanı sakinleştirip teselli edecek ve birçok insanı da Gökyüzünün Krallığına gönderecektir.&lt;br /&gt;Dediğimiz gibi, ebeveyni öldüğü zaman, arkalarında büyük bir servet bıraktı. Nikolaos şimdi bu servetle çok iyi bir hayat geçirebilirdi. Eğlenerek hayatın tadını çıkarabilirdi. Ancak, böyle bir şeyi hiçbir zaman kabul etmeyecekti. Hiçbir zaman kendisini öne koymuyordu. O, başkalarını düşünüyordu. Onun aklı, Allah’ın çocukları ve kendi kardeşleri saydığı o haksızlığa uğramış, aç kalmış, fakir düşmüş, hasta olmuş ve zavallı olanlarda idi.&lt;br /&gt;Servetini satıp elde ettiği tüm o paralarını zayıf ve fakir olanların ihtiyaçlarını karşılamak için harcadı. Servetiyle öksüz ve dul kadınları besledi. Çıplak ve zavallıları giydirdi. Umutsuzluğa düşmüş olanlara selâmet getirdi. Ne kadar seviniyor, ne kadar mutlu oluyor ve ne kadar da huzur buluyordu, kendilerine baktığı o insanların yemek yediklerini, giyindiklerini ve onun sevgisinden cesaret aldıklarını, sevindiklerini ve umutlandıklarını görünce çok seviniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ÜÇ TANE TEMİZ KIZI KURTARIYOR &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nikolaos’un açık elli oluşu, iyilik sever ve hoşgörülü oluşu, günah çukurundan birçok Hıristiyan’ı kurtarmış oldu. O zaman, verdiği sadakalarla, üç tane genç kızın günah çukuruna düşmelerini önledi. Bunun nasıl meydana geldiğini bir dinleyiniz bak:&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos zamanında, Likia’nın Patara yerinde çok zengin bir adam yaşıyordu. Onun üç tane güzel genç kızı vardı. Onun adı meşhurdu ve ailesinde huzurlu bir hayat geçiriyordu. Ancak, bir gün geldi ve o güzel hayatı ile zenginliğini kaybetti. Fakirliği o kadar büyüdü ki artık çekilmez oldu. Bu büyük zorluk karşısında dayanamadı. Daha önceleri güzel bir hayata alışmış olan bu kişi, bu umutsuzluğu karşısında, bir an için, kızlarını bir umumhaneye kapatıp çok para kazanarak eskisi gibi güzel yaşamayı düşündü!&lt;br /&gt;Ancak, Allah, bir babanın karanlık aklıyla bu üç temiz kızı kötü yola ve günaha sürüklemesine izin vermeyecekti. O üç kızın kurtuluşu için çaba gösterdi. Ve bak nasıl işte:&lt;br /&gt;Bu babanın o çirkin teklifini kızlarına söylediği gün, Aziz Nikolaos bu kararı aynı gün öğrenmiş oldu. Babanın bu kötü kararından dolayı düştüğü o zelil durumundan ötürü çok derin üzüldü. Aziz Nikolaos’un o hassas yüreği çok kuvvetli bir şekilde çarptı. Tüm vücudunu bir titreme sarstı.&lt;br /&gt;─ Sempati ile duygulanma yetmiyor, diye mırıldandı. İş lâzım. İhtiyaç vardır, büyük ihtiyaçtır. Üç tane can tehlike karşısındadır! Yardım etmem gerekiyor...&lt;br /&gt;Ve, bunları söyledikten sonra, Aziz Nikolaos kararını aldı. Bir mendil içerisine üç yüz tane altın para, de ki bugünün üç yüz tane altın lirası gibi koyarak, gece olup karanlık bastığında, eskiden zengin olan o kişinin evine yaklaştı. Orada karanlıkla sükûnet hakimdi. Sonra da sağa sola, birilerinin geçip geçmediğini anlamak için baktı. Yollar sakin idiler. Sonra, evin yanına yaklaştı. Açık bulduğu küçük bir pencereden, o üç yüz altın para dolu olan mendili odanın içine doğru attı.&lt;br /&gt;Sonra sevinç içerisinde ve memnun bir durumda oradan uzaklaşır. Hiç kimse onu görmesini istemez. Onun bu hareketi için, hiç kimsenin öğrenmesini istemez. Veren kişi için, takdir ve tartışma istemiyor...&lt;br /&gt;Sabah olduğunda, keyfi bozulmuş olan o adam yatağından kalkar. Çok zorlukla gözlerini açtığı zaman bir de ne görsün? Odanın ortasında yepyeni, sarılmış durumda bir mendil gördü. Ona acayip bir şekilde bir baktı. Sonra onu eline aldı. İçinde bir hazinenin saklı olduğunu anladı. İçindeki altın paraları gördüğü vakit sevincinden dolayı bir uçuverdi. Şaşırdı. Mutlu bir şekilde ellerini ovuşturuyordu.&lt;br /&gt;─ Üç yüz altın parayla en büyük kızımı evlendiririm. Allah’ım, bu hayırsever adamı bana yolladığın için sana teşekkür ederim.&lt;br /&gt;Sevinç ve mutlulukla, büyük kızına talip olan şehrin zenginlerinden biriyle aynı gün evlendirdi. Drahoma olarak da tüm paraları onlara verdi. Allah, kalan diğer kızlarımın mutluğu için de bir yol düşünüp bulacaktır...&lt;br /&gt;Bu anî düğün için herkes hayrette kalmıştı. Herkes de soruyordu, bu kadar parayı bu kişi nerede buldu diye. O da şaşkınlık içindeydi. Kendisine yardım eden o hayırsever insanı öğrenmek istiyordu, fakat bunu yapamıyordu. Ancak, Allah’a hep şükranlarını sunuyordu.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos, verdiği paraların, Allah’ın istediği şekilde yer tutup düğünün olduğunu görünce, başka bir akşam, hiç kimseye görünmeden, yine üç yüz altın para bir mendile koyarak aynı pencereden odanın içine doğru attı.&lt;br /&gt;Sabah olduğunda, baba yine bir mendil bulduğu zaman, anlatılamaz derecede sevindi. Fakat, kendisine bu kadar büyük iyilik yapan o hayırsever kişiyi bir türlü bilmiyordu.&lt;br /&gt;─ Allah’ım, sen hiç kimsenin zarara uğramasına izin vermiyorsun, diye duasında söylüyordu. Beni bu zor durumdan kurtarma gayesiyle, bu güzel insanı bana yolladığın için sana müteşekkirim. Sana şükrediyorum Allah’ım, bana iyilik eden bu adamı bana göster.&lt;br /&gt;Her neyse, bu paralarla, ikinci kızını da evlendirdi.&lt;br /&gt;─ Allah, iki kızım için bulduğu paraları, üçüncü kızım için de bulacaktır, diyordu.&lt;br /&gt;Fakat, o günden sonra, o bilinmeyen kişi yine para getirecek olursa, koşup onu görmek isteyecekti ve bu işi başardı da.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos, bu adamın iki kızını evlendirdiğini görünce, üçüncü kızına da yardım etmek istedi. Onun için de, bir mendil içerisine yine üç yüz altın para koyup gizlice ve dikkatli bir şekilde aynı pencereden onları atmak için oraya gitti. O paraları o pencereden içeriye doğru attı.&lt;br /&gt;Kızların babası da tam uyumayarak aklı hep gelecek olan bu adamdaydı. Mendilin düşüş sesini duyar duymaz kapıyı açtı ve o adamı yakalamak için arkasından koştu. Nikolaos, onu fark ettiklerini anladığı zaman, kendisinin gizli kalması ve bu adamdan kurtulması için daha hızlı koşmağa başladı.&lt;br /&gt;Ancak, kendisine bu kadar yardım edilen kişi daha hızlı koştu ve paraları atan adamı yakaladı. Onu görür görmez tanıdı. Ayaklarına kapandı ve gözlerinde gözyaşları olduğu hâlde ona teşekkür ederek kendisine dedi:&lt;br /&gt;─ Allah’ın kulu, sana teşekkür etmek için söz bulamıyorum. Ben ki zavallı ve sefil olan bir insanı acıyıp en zor dönemimde bana bu kadar sadaka verdin. Eğer sen yetişmiş olmasaydın, biz, manen ve maddeten de yok olmuş olacaktık.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos, fazileti meydana çıktığı için üzüldü ve o kızların babasına dedi:&lt;br /&gt;─ Ben yaşadığım müddetçe, sana yaptığım bu iyilik için, hiçbir zaman ve hiç kimseye, hiçbir şey söylemeni istemiyorum!&lt;br /&gt;Sonra vedalaştılar ve herkes evinin yolunu tutarak uzaklaştı. İflas etmiş olan o zengin kişi, şimdi son derece memnun ve mesrur idi. Onun karanlık plânı artık ölmüştü. Artık, aklında şeytanın plânları, tedirginlik ve belirsizlik yoktu.&lt;br /&gt;Ertesi gün en küçük kızını da evlendirdi. Daha önceleri, düşkünleşme ve yozlaşma tehlikesinin hakim olduğu yerde artık üç tane mutlu düğün yerini almıştı. Ve, artık mutlu olan üç kız babası, hayatının kalan yıllarını mutluluk içerisinde geçirdi.&lt;br /&gt;Bu arada, Aziz Nikolaos, günlerini, oruç tutarak, dua ederek ve sadaka vererek geçiriyordu. İsa Mesih’ten, şeytanın kötü plânları karşısında yılmaması için kendisine güç vermesi duasında bulunuyordu. Kendisine hakim olması için demir kuvvet istiyordu. Kendisine çeki düzen vermesi için yalvarıyordu. İnsanın zayıf anları karşısında teslim olmaması için dua ediyordu. Kendisi her gün, sürekli olarak, aziz hayata uygun bir hayat yaşamak için mücadele veriyordu. Her zaman ciddi bir tutumuyla, ne istediğini, neden kaçınması gerektiğini bilir ve bu dünyanın fani ve boş olduğunu bilen bir kişiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;DALGAYI DURDURUYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün birinde, Aziz Nikolaos, Kudüs’e gitmek için bir Mısır vapuruna binmişti. İsa Mesih’in o Kutsal Mezar’ını ziyaret etmek, orasını sakin bulmak ve inzivaya çekilmek istiyordu.&lt;br /&gt;O vapurun içerisinde birçok da Hıristiyan mevcuttu. Bunların çoğu, o aziz yerleri ziyarete ve ibadete gidiyorlardı. Aziz Nikolaos, rüyasında, geminin direğindeki ipleri şeytanın kestiğini görür. Sabah olup uyanır uyanmaz, tayfalara söyle dedi:&lt;br /&gt;─ Bugün bizi büyük bir dalga bulacak ve çok sıkıntı çekeceğiz. Ancak siz hiç korkmayınız. Siz Allah’a dua edin ve O bizi dalgalardan koruyacaktır.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos bunları söylediğinde, gökyüzünü kapkara bir bulut kapladı. Sonra da kuvvetli bir rüzgâr çıktı ve deniz adamakıllı kabardı. Herkes şaşırıp kaldı ve ölümü bekliyorlardı.&lt;br /&gt;Herkesin gözü ve ümidi Aziz Nikolaos’taydı. Gözyaşları içerisinde, Allah’a dua etmesini ve rüzgârı durdurup bu zor ana son vermesi için kendisinden rica ettiler. Gerçekten de, Aziz Nikolaos, Allah’a dua etti. O vakit rüzgâr durdu. Deniz sakinleşti ve vapurun içindekiler sevindiler ve bu zor andan kurtuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;DENİZCİYİ YENİDEN DİRİLTİYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, o büyük fırtına anında, denizcilerden bir tanesi, ipleri bağlamak için gemi direğine binmişti. Direkten indiği sırada güverteye düştü ve orada canını kaybetti. Dalga durup, dalganın durduğundan denizcilerin sevindiği-ni, fakat, bir denizcinin de ölmüş olduğu için üzüldüklerini Aziz Nikolaos gördü. O vakit, o denizcinin yeniden dirilmesi için Allah’a dua etti. Ve, mucize oldu! Ölmüş olan denizci, sanki hafif bir uykudan uyanırcasına yeniden diriliverdi.&lt;br /&gt;Karaya vardıkları an, herkes Aziz Nikolaos’un kerametlerinden bahsediyordu. O zaman, çeşitli hastalıklardan hasta olan insanlar Aziz Nikolaos’a gider ve onları tedavi ediyordu. Gündüz gidenler, onları akşama kadar iyileştiriyordu.&lt;br /&gt;Kudüs’e vardığı vakit Kutsal Topraklar’ı ziyaret edip dua etti. Kutsal Mezar’ı, acılı Golgota’yı ve genelde İsa Mesih’imizin ayaklarının bastığı her yeri ziyaret etti.&lt;br /&gt;Bunun yanında, bir de orada kalmak istedi. Ancak, Allah’ın bir meleği gece vakti gelip vatanına dönmesi için ona emir verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;DENİZCİLERİN KURNAZLIĞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vapurların oldukları limana inip ve bir kaptana nereye seyahat edeceğini sordu.&lt;br /&gt;─ Nerede navlun bulursak oraya gideceğiz, diye kendisine cevap verdi.&lt;br /&gt;─ Aziz Nikolaos, ben size navlun ödeyeyim ve beni Likia’nın Patara’sına götürünüz.&lt;br /&gt;─ Vapurun tayfaları olan tüm onlar, “memnuniyetle”, dediler. Ve derhal çekildiler.&lt;br /&gt;Rüzgâr iyi di.&lt;br /&gt;Ancak, onlar, vatanları olan İskenderiye’den de geçmek istiyorlardı. Onun için de yolda rota değiştirip oraya doğru yol almaya başladılar. Fakat, Aziz Nikolaos’u seven Allah, bu geç kalma işinden üzülmemesi için, şu kerameti meydana getirdi.&lt;br /&gt;Büyük bir deniz dalgası oluştu. Dalgalar, gemiyi her taraftan vuruyor ve geminin her an anî batış ile karşı karşıya olduğu bir an geldi. Bir an sonra, geminin direksiyonu kırıldı ve bu dev dalgalar arasında gemi kaptansız yoluna devam ediyordu. O zaman denizciler şaşırdılar ve sonlarıyla ölümlerini beklemeye koyuldular.&lt;br /&gt;O vakit Aziz Nikolaos Allah’a dua etti ve o azgın deniz sakinleşti. Fakat, çok garip bir olay ki, kaptanla tayfalar, ansızın, kendilerinin Patara’da olduklarını gördüler. O zaman Aziz Nikolaos’un ayaklarına kapandılar ve onları af etmesini ondan istediler. Tabiî ki Aziz Nikolaos onları affetti. Sonra da, bazı tavsiyelerde bulunup onlara şöyle dedi:&lt;br /&gt;─ Bu kurnazlığı başkasına sakın yapmayasınız. Sonra onlara veda etti ve memleketlerine sağ salim gitmeleri için temennilerini sundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;MUTLU KARŞILAMA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemşehrileri, Aziz Nikolaos’un Patara’ya geri döndüğünü görünce, yüzlerindeki o sevinç anlatılamaz kadar çoktu. Karı kızan dışarıya çıkıp onu karşılamaya gittiler. Amcası Aziz Nikolaos’u kayyum diye bıraktığı o manastırlardaki keşişler bile aşağı indiler.&lt;br /&gt;Kendisine karşı besledikleri sevgiyi belirtmek için ona bahşişler ve yemekler sundular. O da sırasıyla, onları memnun etmek için, kurtuluşunu isteyen Hıristiyanların gereklerini onlara öğretiyordu. Aziz Nikolaos böyle yaşıyordu ve herkes onu över ve seviyordu. İnsanlar onun faziletini görüyor ve onu bir örnek insan olarak kabul ediyorlardı. Birçok kişi onun öğrettiklerinden faydalanıyorlardı. Geçici ve fani olanlara önem vermeyerek, kalıcı ve uhrevî olanları temenni ediyorlardı.&lt;br /&gt;Alçakgönüllü olmasına rağmen, onun azizliği ve fazileti, insanlardan saklanmasına izin vermiyordu. Aziz Nikolaos, övgülerden uzak duruyordu. Ancak, birçok insanın kendisinden gördüğü faydalarla, Allah onu meşhur yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;BAŞPAPAZ OLARAK SEÇİLİR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patara yanında, Mira denilen bir şehir vardı. O şehrin başpapazı öldüğü zaman, güzel ve lâyık bir başpapaz arıyorlardı. Mira bölgesi papazları ve piskoposları bir araya gelerek başpapaz tayini konusunu ele aldılar. Herkes fikrini söyledi. Ancak, orada olan piskoposlardan bir tanesi kalkıp şöyle dedi:&lt;br /&gt;─ Ey aziz cemaat! Beni dinleyiniz. Başpapaz için tavsiye ettiğimiz bu kişiler, bizim açımızdan iyidirler. Ancak, Allah’a da bir yalvaralım, bakalım Allah kimi seçecektir!&lt;br /&gt;Piskoposlar bunları duydukları vakit çok memnun kaldılar. O gece, herkes, kimin uygun ve lâyık olduğunu göstermesi için Allah’a yalvardılar. Fakat, o gece, herkes uykusunda aynı rüyayı gördü. O gece, Allah’ın meleğinin gelip onlara şöyle dediğini gördüler:&lt;br /&gt;─ Piskoposlar, niye yoruluyorsunuz? Lâyık olan başpapaz sizin yanınızdadır. Şimdi kiliseye gittiğiniz zaman, akıllı ve dindar bir kişinin geldiğini göreceksiniz. Onun adı Nikolaos’tur. Onu Metropolit yapasınız. O kişi, Allah’ın istediği şekilde halkı idare etmeğe-gütmeğe lâyık adamdır.&lt;br /&gt;Gerçekten de, sabah kiliseye gittikleri vakit, birbirlerine ne gördüklerini anlattılar ve meleğin kendilerine göstermiş olduğu kişiyi görmek için beklemeye başladılar.&lt;br /&gt;Fakat, şöyle düşünceli bir durumda beklerlerken, ibadet etmek için bir kişinin kiliseye girdiğini görürler. O kişi de Nikolaos idi.&lt;br /&gt;O zaman, kendilerine böyle bir din adamı veren Allah’a şükrettiler. Onu başpapaz olarak tayin ettiler ve halka dediler:&lt;br /&gt;─ Kardeşler, Allah tarafından gönderilen bu din adamı başpapazı kabul ediniz.&lt;br /&gt;Şimdi Aziz Nikolaos, ruhunu hizaya getirmesi için çok çalışıyordu. Acı çekiyor, sabahlara kadar uyumaz, oruç tutuyor ve dua ediyordu. Aziz Nikolaos başpapaz olduğu zaman, hayırseverlik faaliyetleri şimdi daha da büyümüştü. Her zaman sessiz sedasızca hayır işleri yapar ve sadakalar veriyordu. Yaptıklarını, en yakınları tarafından bile bilinmemesine özen gösteriyordu. İmaret, misafir evi, hastane ve daha birçok hayır kurumları yaptırdı. Tabiî ki kendisi sakin, uysal, alçakgönüllü ve temiz ruhluydu. Ancak, gerektiği yerde ve zamanda, lâzım olan ciddiliği de gösteriyordu. Küstahlık ve kabalık edenlere, ruhanî bir önder olarak sopayı göstermeyi de biliyordu. Birçok defa, dul kadınları, öksüzleri ve kimsesizleri desteklemek için, haksızlık işleyen zenginleri korkutmasını ve kontrol etmesini de biliyordu. Fakat, bunlar o kadar çoktular ki, insan bunları anlatamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;HAPİSHANEYE KAPATILIYOR VE SONRA DA SALINIYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, ikrar edici tacını da giymesi gerekiyordu. M.S. takriben 300 yılında, iki tane vahşi canavar, iki tane Hıristiyan düşmanı imparator, Dioklitianos ve onun damadı olan Maksimianos vardı. Bunların ikisi Hıristiyanlara karşı çekilmez acılı savaş açtılar.&lt;br /&gt;Sert, insanlık dışı davranan ve zalim kaymakamlar yolladılar. Onlar diyorlardı ki, her kim Hıristiyan olup da İsa Mesih’i inkâr edecek olursa, o kişi imparatordan büyük şerefler alacaktır! Kim ki, Hıristiyan olup Hıristiyan kalmaya devam edecek olur da putlara saygı göstermezse, o kişi büyük ceza ve çilelere maruz kalacaktır.&lt;br /&gt;Birçok Hıristiyan, Hıristiyanlığı ikrar ediyor ve korkunç çilelerle can veriyordu. Ne yazık ki, bazıları korkularından İsa Mesih’i inkâr ediyor ve putlara kurban kesiyorlardı.&lt;br /&gt;Bazıları da hem korkuyorlardı ama yine de İsa Mesih’i inkâr etmek istemiyorlardı, ne de putlara kurban kesmek. Bunlar dağlara çıkıyor ve mağaralara sığınıyorlardı.&lt;br /&gt;İmparatorun bu emirnameleri Mira’ya, Aziz Nikolaos’un piskoposluğuna da ulaştı. Kaymakamlar Aziz Nikolaos’u yakaladılar. Ona eziyet ettiler ve sonra da onu uzak yere sürgün edip diğer Hıristiyanlarla hapishaneye koydular.&lt;br /&gt;Hapishanede Aziz Nikolaos kendi arzusuyla bu çilelere katlanmayı istiyordu. İsa Mesih’in dini için, her çeşit fedakârlığa, açlığa, susuzluğa ve işkenceye rıza gösteriyordu. Çok uzun zaman hapishanede kaldı. Tam altı yıl. Hapishanenin içinden de, verdiği örneklerle ve yaptığı konuşmalarla, Hıristiyanların, dinlerinde sabit kalmalarını tavsiyesinde bulunuyordu.&lt;br /&gt;O zalim ve dine saygısı olmayan imparatorlar öldükleri vakit, bilindiği üzere, Azize Eleni’nin oğlu olan ve çok da ileri derecede Hıristiyan olan Megas (Büyük) Konstantinos imparator oldu. O, tahta geçer geçmez, tüm hapishanelerde olan Hıristiyanların salıverilmelerine emir verdi. Hapishanelerde olan bütün Hıristiyanlar tahliye edildi ve onlarla beraber Aziz Nikolaos da dışarı çıktı.&lt;br /&gt;Manevî evlâtlarına geri dönen o dinî lider yine Mira piskoposluğunu eli-ne aldığı zaman, bölge halkının sevinci tasvir edilemez kadar çoktu. Binlerce halk, karı, çocuk ve din adamları onu karşılamaya çıktılar. O zaman Aziz Nikolaos sevinç gözyaşları dökerek aşağıdaki şu tevazu dolu sözleri söyledi: “Keşke bu dinî lider, böyle bir cemaate birazcık olsun lâyık olabilseydi”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ŞEYTANLARI KOVUYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Konstantinos zamanında kiliseler yeniden inşa edilmeğe başlandılar. Fakat, Mira ve diğer yerlerde olduğu gibi putperest sunakları ve putperest  ibadet yerleri mevcuttu. Bunlar, şeytanların gerçek yuva ve oturma yerleriydiler. Ne yazık ki, insanlar da, Allah’a ibadet edecekleri yerde, şeytana ibadet ediyorlardı. Orada saklanan şeytan ise hem orada hem de diğer yerlerde şeytana tapmayı mecbur kılıyordu.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos, bu tapınakları sadece duasıyla yerle bir ediyordu. Mira’da, Artemis adına yapılmış olan büyük bir putperest sunağı vardı. O, diğer sunaklardan farklı biçimde yapılmıştı, hem genişlikte ve hem de yükseklikte. Aziz Nikolaos bu tapınağı da yok etmek istedi. Onun için de orada, onun önünde durdu ve dua etti. Ve işte mucize! Hemen o sunak ve heykeller, sonbahar yaprakları gibi yere düşmeğe ve paramparça olmağa başladılar. Mühim olanı da, oradaki şeytanlar da oradan uzaklaşıyorlardı. Hattâ, bunlar buradan uzaklaşırlarken, şeytanların şöyle dediklerini insanlar işitiyorlardı:&lt;br /&gt;─ Bize haksızlık ettin adaletsiz insan! Bizim hiçbir suçumuz yoktu. Bizi, evimizden neden kovuyorsun? Bizim evimiz buradaydı ve insanlar bize ibadet de ediyorlardı. Ve, şimdi biz nereye gidelim?&lt;br /&gt;Fakat, Aziz Nikolaos onlara dedi:&lt;br /&gt;─ Cehennemin dibine gidiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;BİRİNCİ EVRENSEL SİNODTA ARİOS’A TOKAT ATIYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlarda, İskenderiye’de, Arios adında kültürlü bir kişi zuhur etti. İskenderiye patriği Aziz Petros bu adamı diyakoz olarak tayin etti. Ancak bu adam, tayin edilişinden sonra sapık mezhep fikirleri dökmeğe başladı. Diyordu ki: “İsa Mesih gerçek Tanrı değil de Allah’ın yaptığı-yarattığı biridir”.&lt;br /&gt;Başpapaz bunu öğrendiği zaman, onu diyakoz görevinden azledip oradan kovdu. Ancak, Aziz Petros’un vefatından sonra, Ahillas adında biri patrik görevini üstlendi. Ahillas, Arios’u doğru yola getirdikten sonra, onu İskenderiye başpapazı olarak tayin etti. Ve, Ahillas yaşadığı müddetçe, saygısız Arios uslu duruyordu. Ancak, Ahillas vefat edip Aziz Aleksandros patrik olur olmaz, Arios, yine o bilinen sapık mezhep fikirlerini yaymağa başladı.&lt;br /&gt;O zaman Patrik onu yerinden aldı ve ona lânet okudu. Ancak o, sapık fikirlerini yaymağa devam ediyordu. Kendisinde var olan yüksek eğitim ve kurnazlığıyla bazı Başpapazları da kendi fikirlerine çekmeği başardı: İznik Başpapazı Evsevios’u, Tiros Başpapazı Pavlos’u, Kayseri Başpapazı Evsevios’u ve bir sürü din adamını sürükledi. Bu sapık mezhep, bulaşıcı bir hastalık gibi, İskenderiye’den her tarafa yayılmaya devam ediyordu. Tüm Mısır’a, Afrika’ya, Filistin’e, Küçük Asya’ya, Yunanistan’a ve İstanbul’a.&lt;br /&gt;Bu melûn kişi kiliseye büyük bir çalkantı getirdi. Her yerde tartışma, her yerde bir karışıklık ve birçok insan da doğru yoldan ayrılıyordu. O zaman, Aziz Konstantinos, bu kötü yola bir son vermesi için, İznik’te, Birinci Evrensel Sinod’u topladı. Orada 318 Aziz Peder toplandı ve ortalarında da Aziz Konstantinos vardı. Orada, büyük bir heyecanla Arios da duruyordu. Tartışma başladı. Orada, karşı çıkılamaz argümanlar, epikeremler ve çok ateşli sözler işitildi. Tüm bunlar, Arios’un sapık mezhebini çırılçıplak bıraktılar. Ancak, o hiçbir şeyi kabul etmiyordu. Aziz Spiridon’un kiremitle Teslis inancı kerametini de gördüğü hâlde, şeytan tarafından çarpılmış olan bu kişi, hitabetiyle orada bulunan Aziz Pederlerin kafalarını karıştırmağa ve ağızlarını kapatmağa çalışıyordu.&lt;br /&gt;İşte tam o sırada, Aziz Nikolaos’u kutsal bir infial sardı. Aziz Nikolaos yerinden kalktı, Arios’a yaklaştı ve ilâhî bir şevk içerisinde ona çok kuvvetli bir tokat attı. Arios krala bu durumu şikâyet etti:&lt;br /&gt;─ Ey adil Kral, sizin gözlerinizin önünde bana tokat atması doğru ve âdil midir? Eğer epikeremleri, argümanları varsa, diğer pederler gibi o da konuşsun. Fakat, kendisi cahil ve bilmiyorsa, işte o zaman da sussun.&lt;br /&gt;Tabiî bu durum Krala kötü göründü ve Başpapazlara şöyle dedi:&lt;br /&gt;─ Aziz Pederler, kanun diyor, kral önünde birini vurmağa kalkan eli kesesiniz. Ancak, bu duruma, sizin azizliğiniz karar versin diyorum.&lt;br /&gt;İşte o zaman Başpapazlar cevap verdiler:                &lt;br /&gt;─ Majesteleri, Başpapazın yaptığı bu hareketin doğru olmadığını itiraf ediyoruz. Ancak, şu anda sizden rica ediyoruz, onu şu sinodtan uzak-laştıralım ve onu hapse atalım. Üstüne de, Sinod sonunda onun için bir kınama da çıkaracağız.&lt;br /&gt;Sonra da, Aziz Nikolaos’a bu yaptığı hareketi yüzünden kendisine sert uyarı ve tavsiyelerde bulunduktan sonra da Başapapazların giydikleri o omuz atkısını kendisinden aldılar. Ancak gece, hapishanede, İsa Mesih ile annesi Meryem ana göründüler:&lt;br /&gt;─ “Nikolaos, niçin hapishanedesin ?” diye kendisine sordular.&lt;br /&gt;─ Cevap olarak da: Sizin sevginizden dolayı.&lt;br /&gt;─ İsa Mesih ona dedi: “Haydi, sen bunları al” ve kendisine bir İncil ile bir omuz atkısı verdi.&lt;br /&gt;Ertesi gün bazıları gidip ona yemek götürdüler. Ancak, kendisinin o hapishane prangalarından çözülmüş olduğunu buldular. Üzerinde de omuz atkısını giymiş bir durumda ve elindeki Kutsal İncil’i okuyordu.&lt;br /&gt;─ “Sen bunları nereden buldun?” diye kendisine sordular.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos da tüm gerçeği kendilerine söyledi. Kral bunu öğrendi ve Aziz Nikolaos’u hapishaneden çıkardı. Kral kendisinden onu affetmesini ve pederler de Aziz Nikolaos’tan özür dilediler. Belki de, Birinci Evrensel Sinod tutanaklarında, Aziz Nikolaos’un adının ve imzasının bulunmaması, onun hapishaneye atılmış olmasındandır.&lt;br /&gt;Sinod sonunda, tüm Başpapazlar memleketlerine döndüler. Aziz Nikolaos da Mira denilen yere döndü.&lt;br /&gt;İleri yaşının getirdiği duruma rağmen, yine de, kendi cemaatinde Hıristiyanlığın ilerlemesi için ve hayır işlerindeki faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;TAİFALILAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frigya bölgesinde, Helen olmayan bir ırk vardı. Onların adına Taifalılar deniliyordu. Onlar baş kaldırdılar. Kendi krallıklarını kurdular. Büyük Konstantinos’un imparatorluğundan ayrıldılar.&lt;br /&gt;Büyük Konstantinos, bunların ayrıldıklarını duyunca, oraya çok önemli üç tane generalini gönderdi: Nepotianos, Ursos ve Erpilion generallerini yolladı. Bu baş kaldırmayı önlemek için, üç generale oldukça da asker verdi. Gemilere girdiler ve Mira’da, Adriaki denilen bir limana çıktılar. Hava çok kötü olduğu için, iyileşene kadar orada kaldılar.&lt;br /&gt;Ancak, askerleri, sözüm ona, ekmek almak için şehre girdiler. Fakat, bu askerler, yağmacılık ve hırsızlıkta oldukça başarılıydılar. Onun için de önlerinde bulduklarını alıp kaçıyorlardı. Bu olaydan dolayı, Mira çarşısında büyük bir karmaşa ve bıkkınlık meydana geldi. Aziz Nikolaos bu olayı öğrenir öğrenmez, hemen limana gitti. Orada generalleri buldu ve kendilerine dedi:&lt;br /&gt;─ Siz askerlerinize, Krala bağlı olan şehirdeki vatandaşların eşyalarını yağmalamaya niçin izin verdiniz?&lt;br /&gt;─ “Biz, bu senin dediklerinin hiçbirinden haberdar değiliz” diye generaller cevap verdi. Baş kaldıran Taifalilar’ı bastırmak için Kral bizi gönderdi.&lt;br /&gt;─ Madem ki Kral sizi, isyan bayrağını çeken o Taifalılar’ı bastırmağa yolladı, öyle ise, Kralı seven bu insanları, Krala karşı bir düşmanlık uyandırmaya neden sebep oluyorsunuz?&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos’un bu sözleri, generalleri korkuttu ve kendisine şöyle dediler:&lt;br /&gt;─ Aziz Nikolaos, bu karışıklığı meydana getiren kimdir?&lt;br /&gt;─ “Sizsiniz!” diye cevap verdi. Askerleriniz, çarşıdaki fakir esnafın mallarını yağmalamaya izin veren sizlersiniz. Suç sizde.&lt;br /&gt;Generaller hemen çarşıya gidip yağmacılık yapan askerleri yakaladılar ve bazılarını dövdüler bile. Sonra da onları askerî kışlalara kapattılar. Bu hadiseden sonra bir sükûnet hasıl oldu. Aziz Nikolaos o vakit o generalleri Metropole (baş kilise) aldı. Onları orada iyi bir Peder gibi ağırladı ve sonra da memnun bir durumda o generalleri Mira limanına kadar uğurladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İDAM MAHKÛMLARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Generaller oradan ayrılmak için gemilere bindiler ve Aziz Nikolaos da şehre geri döndü. Ancak, orada kadın erkek ağladıklarını görür. Onlar, akrabalarından üç kişiyi kurtarmak için acele etmesini istiyorlardı.&lt;br /&gt;Oranın yöneticisi olan Efstathios, haksız olarak, bu üç kişiyi ölüm cezasıyla cezalandırmıştı. Bu da, düşmanları tarafından rüşvet karşılığında olmuştu. Aziz Nikolaos bu haksızlığı fark etmişti. Onun için de, generallere yetişmek için limana geri döndü. Ne mutlu ki onlara yetişti. Onunla beraber geri dönmeleri için onlara ricada bulundu. İdam mahkûmlarını kurtarabilmek için de, imkânı olduğu kadar hızlı koşuyordu.&lt;br /&gt;Yolda rastladığı insanlara, mahkûmların cezasının infaz edilip edilmediğini heyecanla soruyordu. Onların hâlâ canlı olduklarını görünce, derin bir nefes aldı. Cellât, idam mahkûmunun başını tam da uçuracağı bir anda, Aziz Nikolaos, o cellâdın elindeki kılıcı almak için hızla yanına koştu ve o kılıcı cellâdın elinden aldı. Sonra da onları çözdü ve kendilerini serbest bıraktı.&lt;br /&gt;Tabiî ki bu olay, yıldırım hızıyla tüm şehre yayıldı. Efstathios, ne olduğunu görebilmek için atına bindi ve o tarafa gitti. Fakat, yolda, üç generalle birlikte Aziz Nikolaos’u gördü. Bu üç kişiyi rüşvet karşılığında, haksız yere ölüme mahkûm ettiği için kendisine son derece sert uyarılarda bulundu.&lt;br /&gt;Sonra da o, kendisini temizlemesi için, memleketin ileri gelenlerinden Simonidis ile Evdoksios onlar için suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. Onun için de böyle karar çıkardığını ekledi. Aziz Nikolaos, bu üç generalin önünde, bu olayı, Büyük Konstantinos’a iletip şikâyette bulunacağını söyledi. Bunu da, kaymakamının haksızlık yaptığını ve rüşvet aldığını öğrenmesi için yapacağını söyledi.&lt;br /&gt;Efstathios bunları işitir işitmez, kendisini bir korkudur sarıverdi. Aziz Nikolaos’un ayaklarına kapandı. Ondan onu affetmesi ricasında bulundu. Yaptığı haksızlığı tümüyle ikrar etti. Aziz Nikolaos onu gerçekten de affetti. Bunlardan sonra o generaller Frigya’ya gittiler. Taifalılar’ı sükûnete kavuşturdular ve kendileri de İstanbul’a geri döndüler. Kral, onlar için resmî geçitler düzenleyerek onları onurlandırdı, bahşiler verdi ve kendilerini de terfi etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ NİKOLAOS GENERALLERİ KURTARIYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, sarayın bazı kıskanç insanları, kralın kayyumu olan Avlavios’a gidip şöyle dediler:&lt;br /&gt;─ Üç generalin ne yaptıklarını gördün mü? Kral, generalleri, Taifalılar’ı sükûnete kavuşturmak için yollamıştı. Onlar ise, orada onlarla anlaştılar ve şimdi de, askerleri ve Taifalılar’ı da bu işe sürükleyerek, Krala karşı baş kaldırmayı düşünüyorlar. Böylece de, sonra idareyi onlar alacaklardır.&lt;br /&gt;Avlavios bunları duydu ve bu işi nasıl yürüteceğini düşünmeğe başladı. Fakat, iftirayı atanlar, para olmadan hiçbir şeyin olmayacağını gördüklerinde, ona yüklü bir rüşvet verdiler. O da, Kral hiçbir şey bilmeden onları hapse attı. Onlar da sebebini bilmeden hapishanede kapalı kalmaya devam ediyorlardı.&lt;br /&gt;İftira edenler, hem Avlavios hem de Kral tarafından yaptıkları yalancılığın öğrenilmesinden korkuyorlardı. Onun için de, Kralın kayyumuna daha fazla para getirdiler ve üç generalin derhâl öldürülmelerini istediler. Dediler ki, Taifalılar ile anlaşıp onları hapishaneden çıkarma tehlikesi vardır! İşte o vakit, Avlavios Krala gitti ve ona şöyle dedi:&lt;br /&gt;─ Majesteleri, sizin imparatorluğuz tehlikededir! Taifalılar’ı yatıştırmak için göndermiş olduğun o üç general, Nepotianos, Ursos ve Epilion, senin emrini yerine getirecekleri yerde, senin krallığını yıkmak için darbe hazırladılar! Onları ben hapse kapattım. Ancak, bundan sonraki karar sana aittir. Bunlardan nasıl kurtulabileceğini artık sen düşün. Bunu da, diğerleri de görüp akıllansınlar diye...&lt;br /&gt;Kral bunları duyar duymaz ve de Avlavios’un gerçeği söylediğine inandığı için, ertesi gün bu üç generalin başlarının kesilmesi emrini verdi. Avlavios kararı yazdı ve onlara kararı bildirmek için birini gönderdi. Gardiyan, kararı onlara şöyle diyerek bildirdi:&lt;br /&gt;─ Yarın başlarınız kesilecektir. Vasiyetinizi yazınız. Servetinizi ve ailelerinizi artık en kısa zamanda ayarlayınız.&lt;br /&gt;─ “Niçin?” diye birbirlerine sordular. Kral ve Allah’a ne yaptık ki ölüme mahkûm olunduk? Bu karar hangi suçumuz için çıkarılmıştır?&lt;br /&gt;─ Nepotianos da dedi ki: “Artık vardığımız bu noktadan sonra bizi insan eli kurtaramaz. Fakat, düşününüz bir kere, ne oldu, Mira’da, haksız yere üç kişiyi öldürmekten Aziz Nikolaos kurtarmıştı. Bu aziz bir kişidir. Bize yardım edebilecek hiç kimsenin olmadığını o bilecektir. Ve bizi serbest bıraktıracak kimse de yoktur. Bizim sesimiz artık kesildi. Burada içeride bizim dilimiz bağlandı ve o artık bir işe yaramaz. Biz, bir insana yalvaramıyoruz. Gelin Allah’a ve Aziz Nikolaos’a yalvaralım. Olur ki bizim sesimizi işitirler ve bizi buradan kurtarırlar. Çünkü, biz gerçekten suçsuzuz.&lt;br /&gt;─ “Allah’ım” dediler dualarında. Sen, babamız Nikolaos’un Allah’ısın. Mira’da haksız yere öldürülmekten üç kişiyi kurtaran sensin. Yetiş Allah’ım! Sana yalvarıyoruz. Çünkü, yarın bizi öldürecekler. Bizi, düşmanlarımızın ellerinden kurtar!&lt;br /&gt;Bütün gece böyle duada bulundular.&lt;br /&gt;Ancak, bu gecenin sabaha karşı olan bir zamanında, Aziz Nikolaos, Büyük Konstantinos’a görünür ve ona der:&lt;br /&gt;─ Kralım, bu üç erkek kişiyi öldürmek istiyorsun! Dikkat et! Sakın bunu yapmayasın... Çabuk kalk ve onları serbest bırak. Yoksa bunun aksine, Allah senin canını alması için duada bulunacağım.&lt;br /&gt;─ “Beni korkutan sen de kimsin?” dedi kral. “Böyle bir saatte saraya nasıl girebildin?”.&lt;br /&gt;─ “Ben, Mira Başpapazı Nikolaos’um”, diyor kendisine. “Üç kişiyi haksız yere öldürülmekten kurtarmak için, beni Allah göndermiştir”.&lt;br /&gt;Kral hemen uyandı.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos, kayyum Avlavios’a da gitti ve ona dedi:&lt;br /&gt;─ “Avlavios, ahmak akıllı, neden para alıp o üç suçsuz kişiye haksızlık ettin? Çabuk onları serbest bırakasın. Aksi takdirde, Allah’a yalvaracağım ve Allah da senin canını alacaktır”.&lt;br /&gt;─ “Kimsin sen?” diye sordu Avlavios.&lt;br /&gt;─ “Ben Nikolaos’um. Mira Başpapazı ve Allah’ın kuluyum”, dedi Aziz Nikolaos.&lt;br /&gt;O vakit Avlavios uyandı. Rüyanın ne anlama geldiğini düşünmeğe başladı. Fakat, Büyük Konstantinos tarafından gönderilen kişiler oraya vardılar ve ona dediler:&lt;br /&gt;─ “Koş, seni Kral arıyor”.&lt;br /&gt;Derhâl Krala gitti. O da gördüğü rüyayı ona anlatmağa başladı.&lt;br /&gt;─ “Majesteleri” diyor Avlavios. Ben de aynı rüyayı gördüm ve ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Buraya üç generali getirip onları bir sorgulayalım bakalım ve bu meseleyi inceleyelim.&lt;br /&gt;Üç generali Kralın önüne getirdiler ve Kral onlara dedi:&lt;br /&gt;─ “Bu korkunç rüyaları görüp uyuyamadığımıza göre ne sihirler yaptınız?”.&lt;br /&gt;Onlar, birbirlerine bakarak ağlamağa başladılar. Sonra da Kral, korku ve gözyaşlarından dolayı konuşamadıklarını ve cevap veremediklerini görünce onlara karşı yumuşak konuşmağa başladı:&lt;br /&gt;─ “Arkadaşınız olan ben Krala, hiç korkmadan anlatınız”.&lt;br /&gt;O vakit cesaret aldılar ve ona dediler:&lt;br /&gt;─ Majesteleri, biz sihirden falan anlamıyoruz. Ne de bir zaman aleyhinde bir şey söyledik. Allah şahidimizdir. Ve dahi, eğer biz, senin krallığın aleyhine bir şey düşünmüş isek, yemin ediyoruz, bizi yok edesin. Ne biz ne de ailelerimize acı! Anne ve babalarımızdan, önce Allah’a sonra da krala saygı etmemiz için emir almış durumundayız. Onun için de, Frigya’da, Taifalılar’a bizi gönderdiğiniz zaman, her şeyi hiçe saydık ve Allah’ın yardımıyla, bize vermiş olduğun görevi yerine getirdik. Ve sonra da bizi şereflendireceğini ümit ederken, şimdi de bakıyoruz ki, şereflendirmek şöyle dursun, işin ucunda ölüm var!&lt;br /&gt;Kral bunları işitir işitmez, kalbi yumuşadı ve tatlı bir dille şöyle dedi:&lt;br /&gt;─ Bana söyler misiniz, bu akşam hapishanede hangi azizin yardımını dilediniz?&lt;br /&gt;─ Majesteleri, biz Allah’a şöyle bir duada bulunduk:&lt;br /&gt;─ Allah’ım, Sen, Pederimiz Nikolaos’un Allah’ısın. Ki o, Mira’da, üç kişinin haksız yere öldürülmelerini önleyip onları serbest bıraktırdı. Sen bizi kurtar.&lt;br /&gt;─ “Sizin dediğiniz bu Nikolaos da kim oluyor?”, diye kral sordu. Ve, Mira’da, bu üç kişiyi nasıl kurtardı?&lt;br /&gt;O vakit, Nepotianos, meseleyi tüm detaylarıyla kendisine anlattı.&lt;br /&gt;─ Majesteleri, gözlerimizle görmüş olduğumuz şey, yani, Mira’da üç kişiye Aziz Nikolaos’un yaptığı, Aziz Nikolaos’un duasıyla Allah’a yalvarmaya sebep oldu.&lt;br /&gt;Kral bunları işitir işitmez, kendilerine dedi:&lt;br /&gt;─ Ben sizin hayatınızı bağışlıyorum. Ancak, siz, o Aziz Nikolaos’a bunu borçlusunuz. Onun için de derhal oraya gidiniz ve sizi rahip yapsın. Onun sözünü dinlediğimi ve beni artık korkutmaya son vermesini söyleyiniz.&lt;br /&gt;Kral, onlara, Aziz Nikolaos’un hizmet verdiği kiliseye götürmek için, bir altın İncil, değerli taşlarla süslenmiş olan altın bir tütsülük ve iki tane de büyük mum hediye etti.&lt;br /&gt;Onları aldılar, Aziz Nikolaos’a götürdüler ve kendileri de keşiş oldular. Servetlerini kiliseye, fakirlere ve akrabalarına verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ NİKOLAOS DİREKSİYONDA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos daha hayatta iken başka keramet de gösterdi.&lt;br /&gt;Yolculukları esnasında, bazı denizciler, boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardı. Fakat, bu denizciler, Aziz Nikolaos hakkında bir şeyler duymuş olup o tehlikeli anda ondan yardım dilediler.&lt;br /&gt;─ Aziz Nikolaos, bize yardım et, boğuluyoruz. Hemen o anda Aziz Nikolaos ortaya çıkıyor, direksiyona geçti ve onlara şöyle dedi:&lt;br /&gt;─ Korkmayınız! Ben sizinle beraberim. Benden yardım dilemediniz mi? Ben size yardım etmeğe geldim.&lt;br /&gt;Kısa süre sonra rüzgâr durdu. Deniz sakinleşti ve Aziz Nikolaos da ortadan kayboldu. O vakit denizciler dedi:&lt;br /&gt;─ Mira limanına gemiyi yanaştıralım. Sonra da Aziz Nikolaos’a teşekkür için gidelim. Bu arada onun yüzünü de görmüş oluruz. Çünkü, o zamandan beri onun yüzünü de görmemişizdir.&lt;br /&gt;Mira’ya varıp karaya çıktıklarında sordular:&lt;br /&gt;─ Başpapaz nerededir?&lt;br /&gt;─ Şu anda papazlarla birlikte kiliseye gitmektedir.&lt;br /&gt;Ona yetişmeleri için o anda koştular. Kiliseye girdiler. Fakat, hemen Aziz Nikolaos’u tanıdılar. Denizde gördükleri gibiydi. O vakit onun ayaklarına kapandılar ve ona dediler:&lt;br /&gt;─ Allah’ın kulu, bizi kurtardığın için sana teşekkür ediyoruz. Çünkü, eğer bize yetişmeseydin, biz şimdi boğulmuş olacaktık.&lt;br /&gt;Fakat, Aziz Nikolaos, basiret sahibi olup bunu Allah’tan aldığı için, kalplerinin temiz olmadığını görmüş oldu. Onun için de aşağıdaki tavsiyeleri kendilerine verdi:&lt;br /&gt;─ Evlâtlarım, kalplerinizi muayene etmenizi ve düşüncelerinizi gözden geçirmenizi rica ediyorum. Sadece Allah’ın istediğini yapasınız. İnsanlardan saklanabiliriz. Ama Allah’tan asla saklanamayız. “İnsan yüze bakıyor, Allah ise kalbe bakıyor”. Pavlos diyor ki: “Bedeninizi kirletmeyiniz. Çünkü, siz, Allah’ın mabedisiniz. Kim de Allah’ın mabedini bozuyorsa, Allah da onu bozar”. Eğer siz Allah yolunda giderseniz, o vakit, Allah size her zaman yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;Denizciler, Aziz Nikolaos tarafından boğulmaktan kurtarılışlarından daha çok, onlara verdiği nasihatlerden faydalandılar ve oradan ayrılıp memleketlerine gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ NİKOLAOS’UN VEFATI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerisindeki azizlik, onun yüzüne yansıyordu. Bir kişi, onun aziz yüzünü bir defa da görmüş olsa, Aziz Nikolaos’u birçok insan içerisinde tanıyabilirdi.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos’un yüzü o kadar parlak, o kadar düşünceli, o kadar görkemli ve o kadar ciddi idi ki, birçok defa, onu yolda görenler, kendilerine herhangi bir şey söylemeden bile Allah’ın yoluna dönmüş oluyorlardı. Aziz Nikolaos’un olması ve bulunması onları ikna ediyordu.&lt;br /&gt;Üzgün durumda olup ona şikâyetlerini söylemeye gidenler, Aziz Nikolaos’u tek bir görmekle üzüntüleri gidiyor ve yerini sevinç alıyordu.&lt;br /&gt;Fakat, Aziz Nikolaos da bir insandı ve günün birinde o da bu dünyadan göç etmek zorundaydı. M.S. 330 yılında bir gün Aziz Nikolaos bir zaman hasta oldu ve sükûnet içerisinde vefat etti. Ancak, vefat etmeden evvel, dua ettiği bir anda, başını gökyüzüne kaldırdı ve onun aziz ruhunu almaya gelen melekleri gördü. O vakit Davut’un mezmurunu okudu: “Allah’ım, ümidim Sen’sin”. Sonra da, “Allah’ım, ruhumu Sen’in eline teslim ediyorum”, dedikten sonra gözlerini hayata kapadı. Tarih, M.S. 6 Aralık 330 idi.&lt;br /&gt;Onun ölümü çok derin üzüntü yarattı. Gözyaşları bol bol aktı. Mira’da ağlamalar, sızlamalar ve yakınmalar. Cenaze töreni de çok görkemli ve muhteşem oldu.&lt;br /&gt;Yer yüzünde, böyle bir öğretici ve dinî lideri kaybettikleri için ağlıyorlardı. Gökyüzünde ise, melekler, başmelekler, azizler, şehitler ve öğreticiler bayram yapıyorlardı. Çünkü, onlar böyle bir azize kavuşmuşlardı. Aziz Nikolaos’un aziz ruhu kasideler eşliğinde gökyüzüne Allah’ın Krallığına yükseldi. Hayatında yaptığı hayır işlerinin karşılığını da görmeye başladı.&lt;br /&gt;İkinci Evrensel Sinod’ta, kilise, havarilere eşit bir şekilde, Aziz Nikolaos’u en büyük ve en meşhur olan azizlerin listesine koydu. Onun için de her Perşembe, havarilerle beraber anısı kutlanmaktadır. İnsanlar da, bu günde, kilisedeki ilâhilerle ondan yardım dilemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ NİKOLAOS’UN AZİZ NAAŞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos’un sevimli ve cazibeli naaşı Mira’ya konuldu. Hıristiyanlar orada, kerametler yaratan Aziz Nikolaos’un anısına büyük bir kilise yaptırdılar. Onun bedeninden ise çok güzel kokulu tedavi edici özelliği olan yağ çıkıyordu. Onun için de Aziz Nikolaos’a “güzel koku çıkaran” deniliyor.&lt;br /&gt;1118 yılında, Aleksios Komninos zamanında, Araplar, birçok şehrin boşalmasına sebep oldular. Bunların yanında Mira da vardı.&lt;br /&gt;Sadece Piskoposluk ve Aziz Nikolaos kilisesi kalmıştı. Onlar da 1460 yılına kadar manastır olarak kaldılar.&lt;br /&gt;İstanbul’un fethinden sonra, İtalya’nın Bari şehrinden Papa papazlarından bir papaz, Aziz Nikolaos’un mübarek naaşını oraya nakletmek istedi. Onda imkânlar vardı ve üç tane gemi bu iş için hazırladı. Bu kadar sevilen bir aziz olan Aziz Nikolaos’un naaşını almak için Mira’ya ulaştılar. Müslümanların o şehirden uzaklaşmalarından faydalandılar. Aziz Nikolaos’un kilisesine gece vakti gittiler. Aziz Nikolaos’un mezarını açtılar, naaşını aldılar ve koşarak oradan uzaklaştılar. Sonra da, oradaki insanların haberi olmadan, gemilerine bindiler ve oradan uzaklaştılar.&lt;br /&gt;İtalya’nın Bari şehrinde Aziz Nikolaos adına bir kilse inşa ettiler. O kilise hâlâ orada mevcuttur.&lt;br /&gt;Daha sonraları, Aziz Nikolaos’un naaşını Papa Ruslara sattı. Bu da, Aziz Nikolaos, Papa din adamları tarafından değil de Ortodoks din adamları tarafından liturya yapılmasını istediği içindir.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos’un naaşına iki Papa din adamı liturya yapmak istedi. Ancak, bunların dili tutuldu. Papa da, bu kötü olayın açığa çıkmasından korktuğu için, Aziz Nikolaos’un naaşını Ruslara sattı.&lt;br /&gt;Sonra da Ruslar, Aziz Nikolaos’u Kiev’de birçok parçaya böldüler. Aziz Nikolaos’un naaşından İngilizler de aldılar, çünkü, onlarda da, yaptığı kerametlerden ötürü, çok saygın bir yeri vardır.&lt;br /&gt;Papa, Aziz Nikolaos’un sağ elini elinde tutmuştu. Fakat, daha sonraları, 1520 yılında, onu Eflak hükümdarına sattı. Bükreş’te, Aziz Nikolaos kilisesinde hâlâ mevcuttur.&lt;br /&gt;Oysa günümüzde, propaganda amaçlı olarak, Papa, kiliseler birliğini başarabilmesi için, yani Ortodoksluğu yok etmek için, bize, Aziz Nikolaos’un naaşını vereceğini vaat ediyor! Papa din adamlarının hilelerinin haddi hesabı yoktur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İKİNCİ BÖLÜM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;VEFATINDAN SONRAKİ KERAMETLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;YAĞDANLIK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz önce de dediğimiz gibi, Hıristiyanlar Mira’da Aziz Nikolaos adına büyük bir kilise yaptılar.&lt;br /&gt;Her yıl, o bölgeden ve diğer bölgelerden de insanlar toplanarak bayram yapıyorlardı. Bir gün, Aziz Nikolaos’un naaşına tapınmak için, uzak bir yerden bazı Hıristiyanlar, Mira’ya gitmek için bir gemiye bindiler. Fakat, şeytan, bunları önlemek için şunları devreye soktu:&lt;br /&gt;Daha evvel de dediğimiz gibi, Aziz Nikolaos hayatta iken, Artemis tapınağını bir dua ile yıkmıştı. Şeytanlar oradan uzaklaştılar ve şöyle bağırıyorlardı:&lt;br /&gt;─ Nikolaos, bize haksızlık ettin!...&lt;br /&gt;Orada, sunaktaki bir şeytan, intikam amacıyla, Aziz Nikolaos’un kilisesine zarar vermek istedi. Şeytan, yaşlı ve fakir bir kadın şekline girdi.&lt;br /&gt;O kadın, elinde yağ dolu bir yağdanlık tutuyordu. Hıristiyanların, gemiye bindikleri bir anda, o fakir kadın ortaya çıktı ve acınacak bir ifadeyle Hıristiyanlara diyordu:&lt;br /&gt;─ Kardeşlerim, çok rica ediyorum, şu yağ dolu yağdanlığı alınız ve onu Aziz Nikolaos’un kilisesine götürünüz. Orada, günahlarımın affı için, bununla kandili yakınız ki içindeki yağı yansın. Ben sizinle gelemem. Ben yaşlı bir kadınım ve başım da dönüyor. Beni deniz tutuyor. Ben denizden korkuyorum. Öyleyse ne olur, lütfen şu yağdanlığımı alınız. Bu iyilik hem sizin hem de benim olacak.&lt;br /&gt;Gerçekten de, şeytanın bu hile ve ustalığını bilmeyen denizciler, o yaşlı kadına acıdılar, yağdanlığı aldılar ve denizin içerisinde sessiz sedasız yolculuklarına devam ettiler.&lt;br /&gt;Ancak, gece yarısı geldiği zaman, Aziz Nikolaos, geminin kaptanına görünüyor ve ona şöyle der:&lt;br /&gt;─ Yaşlı kadının size vermiş olduğu o yağdanlığı, sabah olur olmaz, hemen denize atasınız. O, benim kilisemin yakılması için, şeytanın bir desisesidir. Ve dahi denizin içerisinde korkunç ve acayip bir şey görecek olursanız, sakın ha, hiç korkmayınız. Size hiçbir şey olmaması için ben size yardım edeceğim.&lt;br /&gt;Sabah olduğu zaman, gece görmüş olduğu rüyayı kaptan anlattı. Sonra da, o yaşlı kadının yağdanlığını aldı ve onu denize attı. Tam o anda, denizden büyük bir alev yükseldi. O alevle beraber bir de çok duman. O duman kükürt pis kokusuna kokuyordu. Deniz, bir çukur gibi açıldı ve çok miktardaki su onu yukarıya doğru atıyordu. Gemi, batma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.&lt;br /&gt;Bu olup bitenleri gören o denizciler şaşakalmışlardı. Korkularından yere düştüler, ağlıyor ve şöyle diyorlardı:&lt;br /&gt;─ Aziz Nikolaos, bize yardım et! Koş, yoksa batıyoruz.&lt;br /&gt;Oldukça bir zamandan sonra dalga kalmadı. Denizciler bu heyecanlı andan sonra kendilerine geldiler ve sevinçli bir şekilde Allah’a ve Aziz Nikolaos’a şükrettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;BOĞULMAKTAN DİNDAR BİR HIRİSTİYAN’I KURTARIYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da, dindar ve imanlı bir Hıristiyan vardı. Bu kişi Aziz Nikolaos’u aşırı derecede sever ve kendisine saygı gösteriyordu. Fakat, Aziz Nikolaos da onu çok seviyordu. Bu kişi, günün birinde, ciddi bir işi için yolculuk yapmak istedi. Önce Aziz Nikolaos kilisesine gitti ve orada yürekten dua etti.&lt;br /&gt;Sonra, arkadaş ve akrabalarıyla vedalaştıktan sonra küçük bir kayığa girdi. Daha şafak sökmezden evvel, denizciler kalkıp yelkenleri çevirmek istediler, çünkü, rüzgâr yön değiştirmişti. O anda, o çok dindar kişi de, ihtiyacını gidermek için kalkmış bulunuyordu. Ancak, o vakitte tüm denizciler yelkenlerle uğraştıkları için, o dindar kişi iplere dolaştı ve denize düştü.&lt;br /&gt;Bu düşen kişiyi denizden çıkarmak için denizciler hiçbir şey yapamadılar. Bu da, gece olduğu, rüzgâr sert estiği ve kayık da yeleknelriyle hızlı ilerlediği için böyle oldu. Bu kaza için hem yolcular hem de denizciler ağlıyorlardı.&lt;br /&gt;Fakat, o dindar Hıristiyan, denize düştüğü zaman, giyinik de olduğu için, suyun dibine doğru batarken, Aziz Nikolaos aklına geldi ve içinden şöyle bir duada bulundu:&lt;br /&gt;─ Aziz Nikolaos, bana yardım et!&lt;br /&gt;Fakat, orada Aziz Nikolaos’tan yardım dilediği bir anda, kendisini ansızın evinde buldu!&lt;br /&gt;─ Büyük mucize-keramet, şahane ve çok iyi bir şey. Ama nasıl olduğunu da anlayamadı. Daha hâlâ denizin dibinde olduğunu sanıyordu kendisini. Onun için de, evinde de hâlâ olduğu için değil, o sesli olarak şöyle bağırıyordu:&lt;br /&gt;─ Aziz Nikolaos, bana yardım et!&lt;br /&gt;Evinde olan insanlar ve komşuları da o adamın sesinden uyandılar. Uyandılar ve ışık yaktılar. Bu arada dışarıda olup da sesleri işitenler de içeri koştular.&lt;br /&gt;O vakit, bir de ne görsünler, evinin ortasında durduğu hâlde bağırıyor ve elbiselerinden bol bol deniz suyu akıyordu. O zaman şaşırdılar ve sessizce duruyorlardı. Ne diyeceklerini bilemiyorlardı. O Hıristiyan ise bağırıyordu:&lt;br /&gt;─ Kardeşlerim, gördüğüm bunlar da ne? Çok iyi biliyorum ki, dün akşam sizinle vedalaştım ve vapura girdim.&lt;br /&gt;Rüzgâr çok iyi idi ve denizin içinde oldukça ilerlemiştik. Ancak, ben denize düştüm ve sonra da Aziz Nikolaos bana yardım etsin diye dua ettim. Ama şimdi nerede bulunduğumu bilemiyorum. Lütfen bana siz söyleyiniz. Ben şaşırıp kalmışım. Galiba benim aklım yerinde değil.&lt;br /&gt;O zaman da, bunları işiten ve elbiselerinden deniz suyunun döküldüğünü gören Hıristiyanlar, bu garip keramet karşısında hayran kalmışlardı.&lt;br /&gt;Kardeşlerinin kurtuluşundan dolayı seviniyorlar ve uzun bir süre “şefaat ya Rab” diyorlardı.&lt;br /&gt;O dindar Hıristiyan ıslak elbiselerini çıkardı ve kuru elbise giydi. Hemen Aziz Nikolaos kilisesine doğru hareket etti. Orada tüm gece kaldı. Aziz Nikolaos ikonası önünde ağlarken, Aziz Nikolaos’a hem dua ediyor ve hem de teşekkür ediyordu.&lt;br /&gt;Sabah âyini yapılması saati geldiğinde ve cemaat her defasında olduğu gibi Aziz Nikolaos’un kilisesinde toplandığında, o vakit herkes, Büyük Nikolaos’un bu kerameti hakkında olup bitenleri öğrendi.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos tarafından kurtarılan o Hıristiyan kişi getirdiği kokular gayet iyi koktukları için ve de Aziz Nikolaos’un kilisesinin nur içinde kaldığını gördükleri için, sebebini öğrensinler diye herkes birbirine soruyordu. Sebebini öğrendikleri zaman Allah’a şükrediyor ve Aziz Nikolaos’a da teşekkür ediyorlardı.&lt;br /&gt;Bu şahane keramet, tüm İstanbul çapında öğrenildi. Bu olay Kralın ve Patriğin de kulağına kadar ulaştı. Bunlar, kurtulmuş olan bu dindar ve Hıristiyan adamı Sinod’a çağırdılar. O dindar kişi herkesin önünde dikilip başından geçenleri anlattı. Nasıl, ne zaman ve hangi usulle bu şahane keramet olayının  meydana geldiğini tüm detaylarıyla anlattı. Bunu duyan herkes şöyle bağırıyordu:&lt;br /&gt;─ “Sen büyüksün Allah’ım ve senin yaptıkların muhteşemdir. Senin yaptıklarını anlatabilecek söz yoktur!”.&lt;br /&gt;Sonra da, Hıristiyanlar, Aziz Nikolaos kilisesinde toplandılar. Orada dinsel geçit töreni ve tüm gece süren âyin de yaptılar. Allah’a şükrettiler ve Aziz Nikolaos’a şükranlarını sundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İSTİRİDYECİ AZİZ NİKOLAOS &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynaroz’da, Stavronikita Manastırı denilen bir manastır vardır. Aziz Nikolaos adına yapılmış küçük ve fakir bir manastır.&lt;br /&gt;Bu manastır, önceleri, Aziz İoannis Tu Prodromu adına yapılmıştı.&lt;br /&gt;Fakat, ikonaklastlar zamanında, keşişler, ikona düşmanları olan ikonaklastların elleri ikonaları kirletmemesi için, birçok ikonayı denize atmışlardı. Bu ikonalardan bir tanesi de Aziz Nikolaos ikonasıydı. Bu ikona bugün için Stavronikita Manastırı’nda bulunmaktadır ve Aynaroz’un kerametler yaratan ikonalarından bir tanesidir.&lt;br /&gt;Bir zamanlar, deniz korsanları bu manastırı yakmışlardı. İeremias O Paleos adındaki Patrik, Aziz İoannis O Prodromos adına o manastırı yeniden inşa ettirmek istedi.&lt;br /&gt;Ustalar manastırın inşasına başladıkları bir anda, keşişler de birkaç balık tutma umuduyla ağları denize attılar. Fakat,ağları geri çektiklerinde, ağların içinde Aziz Nikolaos’un o kerametli ikonası da vardı.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos’un alnında bir istiridye yapışık duruyordu. Bu istiridyeyi oradan almak istediklerinde, çok enteresan bir şey meydana geldi. İstiridyenin açmış olduğu yaradan kan çıkıyordu!&lt;br /&gt;Bu kerametinden dolayı, Aziz Nikolaos, “istiridyeci” unvanını da almış oldu. Bu isim de günümüze kadar devam etmektedir.&lt;br /&gt;O zikredilen ikona çok eskidir. O ikona resim boyalarıyla değil, o ikona mozaik tekniğiyle yapılmıştır. Bu tür mozaik usulü ikonalar, oldukça çok tapınakların duvarlarına işlenmişlerdir. Bu çeşit ikonalar Dafni’de (Atina), Aya Sofya’da (İstanbul), Thessaloniki’deki (Selânik) Aziz Dimitrios kilisesinde ve daha başka yerlerde de mevcuttur. Fakat, tahta üzerine yapılmış böyle küçük Aziz Nikolaos ikonacıkları çok miktarda bulunmaktadırlar.&lt;br /&gt;Aynaroz’un eski ibadet kılavuzunda şu Aziz Nikolaos ikonası hakkında şunları yazmaktadır:&lt;br /&gt;“Bu ikona denizden çıktı. Bu ikonayı, bir takım insanlar, ikonaklast zamanında denize attıkları için, uzun zaman da denizin içinde kalmış olmasından dolayı, Aziz Nikolaos’un alnında bir istiridye çıkıvermişti ki onun için de ona İstiridyeci Aziz Nikolaos denilmektedir. Çok güzel bir surette altın mozaik usulüyle yapılmıştır”.&lt;br /&gt;Patrik, bu ikonanın yapmış olduğu kerameti görür görmez, yapılmakta olan o manastırı, Prodromu adına değil de, Aziz Nikolaos adına ithaf etti. O istiridyenin bir kabuğunu kilisedeki Kutsal Masa’da kutsal komünyon ekmeği için tabla hâline getirdi. Diğer kabuğunu ise, Moskova Patrikhanesindeki kilise dolabında hamail olarak bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Bu keramet, 1553 yılında meydana gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;HIRİSTİYANLIK ONA İTİBAR EDİYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıristiyanlık her sene ve her gün sevgi hisleriyle Aziz Nikolaos’a itibar ediyor ve kutluyor.&lt;br /&gt;O kişi ki, şan-şöhret ve övgülerden uzak duruyordu. Ancak, aziz yaşam tarzı yüzünden en çok sevilen ve bilinen kişi oldu.&lt;br /&gt;Tüm hayatı boyunca, o Aziz Nikolaos bir kutsal baş, temiz fazilet kabı, ilâhî kıstas ve parlak bir din adamı örneğiydi.&lt;br /&gt;Acı çekenleri sevgiyle dinliyordu. Tüm cemaatini ahlâkıyla kucakladı. Kalbini ısıttı ve ruhunu Allah’a yakın getirdi.&lt;br /&gt;Kilise şairi, kasidede, Aziz Nikolaos’u “kutsal akıl” diye adlandırıyor. Onun mevcudiyeti sakin bir limandır. Bu amca ve tatlı Rahip, Aziz Nikolaos, önce, parlak aklıyla kutsal hayatını nefsine hakim olmayla kontrol etmeyi başardıktan sonra azgın dalgaları korkutuyor ve onlara hükmedebiliyor. Ve, o dalgalar da, yumuşuyor, sakinleşiyor ve durgun bir hâle geliyorlar.&lt;br /&gt;Aziz Nikolaos’un adını milyonlarca insan heyecanla anmaktadırlar. Binlerce denizci, her zor anlarında onun yardımını diliyor ve Allah ile aralarında onu arabulucu olarak koyuyorlar. Sayılamayacak kadar, binlerce insan onun huzurunda diz çöküyorlar ve ona şükranlarını sunuyorlar.&lt;br /&gt;Onun adı her yerdedir. Vapurlarda, kiliselerde, ikonalarda, dualarda, sevinç ve acılarda ve denizcilerin gözyaşlarında da hep o vardır.&lt;br /&gt;Memleketimizde, Aziz Nikolaos adına yapılmamış bir kilise veya kır kilisesi olmayan şehir yoktur.&lt;br /&gt;Tüm dünyada özellikle Aziz Nikolaos’a saygı gösteriliyor. O, azizdir, büyüktür, kerametler gösterendir, Likia’da Mira Piskoposudur, o, NİKOLAOS’TUR.&lt;br /&gt;Diliyoruz ki, onun mübarek hayatı, hepimizin düşüncelerini, isteklerini ve kararlarını yönlendirsin. Diliyoruz ki, bizi, Hıristiyanlığın fazilet ve sakinlik limanına götürsün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-506890486733255946?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/506890486733255946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=506890486733255946' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/506890486733255946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/506890486733255946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/01/aziz-nikolaos.html' title='AZİZ NİKOLAOS (Αγιος Νικόλαος)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQs4KDZYtI/AAAAAAAABeY/6PS0cwDT74A/s72-c/m_nicolas0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-7157325525778417136</id><published>2009-01-07T14:48:00.000-08:00</published><updated>2009-03-08T16:44:20.598-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>AZİZE EKATERİNİ (Αγία Αικατερίνη)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;( Η ΑΓΙΑ ΑΙΚΑΤΕΡΙΝΗ)&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZE EKATERİNİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRYOPa4mjI/AAAAAAAABg4/qUuMkRN3fag/s1600-h/agia-aikaterinh.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 310px; height: 560px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRYOPa4mjI/AAAAAAAABg4/qUuMkRN3fag/s400/agia-aikaterinh.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310966862257363506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRXZLSOn0I/AAAAAAAABgw/AgM5G1r44MY/s1600-h/agia-aikaterinh.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;HARALAMBOS D. VASİLOPULOS&lt;br /&gt;Arhimandrit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;KRAL SOYLU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azize Ekaterini, insanlar tarafından en çok sevilen azizelerdendir. İnsanlar onun adına görkemli mabetler inşa ediyorlar. Hatipler onun için en güzel övgüler söylemişlerdir. İlâhi yazarları onun için en güzel ilâhileri yazmışlardır. En büyük azizler ressamları da onun simasıyla uğraştılar. Ressamlar da onun için en harika ikonaları yapıyorlar.&lt;br /&gt;Ancak, neden bu kadar halkın sevgisini kazanmıştır? Çünkü onun başarıları büyüktü. Göreceğimiz gibi, gerçekten de, onun faaliyetleri ve yaptıkları muhteşemdi.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini, gayet çok bir elen şehri olan Mısır’ın İskenderiye şehrinde dünyaya gelmiştir. Onun ailesi, en büyük ve en sayılı ailelerdendi.&lt;br /&gt;Kökeni kral ailesine dayanıyordu. O, Ptolemeos’ların, Mısır krallarının torunlarındandı. Babasının adı Konstas idi. Roma İmparatorluğunu idare edenler tarafından, Kıbrıs kaymakamı olarak tayin edilmişti. Ancak, daha sonraları, İskenderiye’ye tayin edildi. Kıbrıs’ta ise bir kardeşi kaldı. Fakat, Azize Ekaterini’nin babası vefat ettiği vakit, amcasının olduğu yere, Kıbrıs’a götürüldü. Azize Ekaterini’nin Hıristiyanlığa karşı sempati duyduğunu öğrendiği zaman onu hapishaneye kapattı. Önceleri Salamina’ya, sonra da Baf’a. Sonra da, onu oradan yine İskenderiye’ye gönderdi. Bugün için, Kıbrıs’ta, antik Salamina kentinin mezarlığına yakın bir yerde, “Azize Ekaterini Hapishanesi” denilen bir hapishane bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Şahane bir eğitim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azize Ekaterini çok zeki olup eğitim ve öğretime çok meraklı idi. On sekiz yaşına kadar, Elen ile Roma eğitim ve ilmini son derece iyi öğrendi. Homeros ile Virgilios gibi büyük şairleri de öğrendi. Tıp okudu. Hipokrat ile Galinos doktorları okudu. Ancak, daha fazla felsefeyle meşgul oldu. Aristoteles, Eflatun, Filistion gibi ve daha başka filozofları, avucunun içi gibi biliyordu.&lt;br /&gt;Dionisios ve Sivilla gibi büyük büyücü ve gizli güçlerle uğraşanlarla da meşgul oldu. Hitabet ve belagat gibi ilimleri de son derece iyi öğrendi. Birçok lisan da öğrenmişti. Edindiği bilgelik ve zekâsı o kadar üstündü ki, onu dinleyen ve gören kişi hayretler içerisinde kalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bekâret hayatı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Güzelliği ve yakışıklılığı son derece çoktu. Büyüdüğünde, bir taraftan güzelliği ve endamı, diğer taraftan bilgeliği ve aldığı eğitim, birçok bey, yüksek rütbeli ve zengini etkilemişti. Asker kökenliler, senatörler, kültürlü kişiler ve süper zengin kişiler, onunla evlenme teklifinde bulundular. Sadece İskenderiye’den değil, Roma’dan da onu isteyenler olmuştu.&lt;br /&gt;Ancak, Azize Ekaterini, herkese, evlenmek istemediğini kibarca ve alçakgönüllülükle cevap veriyordu. Bu konu üzerinde kendisine baskı yapıldığı vakit, Azize Ekaterini, yalnız yaşamak ve hayatını bekâretiyle geçirmek istediğini söylüyordu.&lt;br /&gt;Annesi ve akrabaları sosyetik düşündükleri için ona her gün baskı yapıyorlardı. Ailenin ismi kaybolmaması için kendisinin evlenmesi gerektiğini söylüyorlardı. Bu kadar güzelliği olan, böyle bir eğitim almış, bu kadar da zengin ve meşhur bir aileden gelen bir kızın bekâr kalması yazıktır, diyorlardı kendisine. Sonra da Azize Ekaterini, annesi ve diğer akrabaları onu rahatsız etmemeleri için, onlara dedi:&lt;br /&gt;Dediğinize göre, diğer kızlardan daha üstün meziyetlere sahip olduğum meziyetleri olan bir genç delikanlı bulun ki onunla evleneyim. Çünkü ben, benden daha aşağıda olan birisini kabul etmem. Evet, lütfen her yerde arayınız. Fakat, tek bir meziyeti, soylu olmayışı, zenginliği, bilgeliği veya güzelliği benden az ise, bilesiniz ki onunla evlenmem.&lt;br /&gt;Roma İmparatorunun oğlu ve daha başka yüksek rütbeli kişiler vardır. Bunlar hem soylu ailelerden gelir, hem de senden daha zengindirler. Sadece güzellik ve eğitimde senden biraz daha aşağıdadırlar.&lt;br /&gt;Ben size demiştim, madem ki benden daha aşağıdadırlar, öyleyse onlarla evlenmeyi kabul etmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Münzevi önderlik eder&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi, Azize Ekaterini’yi evlenmesi için kandıramadığını gördüğü an, aziz, bilge ve Hıristiyan, Ananias adında bir kişiye danışmayı düşündü. Bu kişi, şehrin dışında, kimsenin olmadığı bir yerde saklı olarak, münzevi bir hayat yaşıyordu. Azize Ekaterini’yi aldı ve ona danışmaya gittiler.&lt;br /&gt;Münzevi onları dikkatle dinledi. Temiz aklına, Azize Ekaterini’nin sözleri damgasını vurdu. Azize Ekaterini’nin kalbini İsa Mesih’e yakınlaştırmayı düşündü.&lt;br /&gt;Ben şahane bir damat biliyorum, dedi kendilerine. Bu senin dediğin meziyetlerin tümünde seni arkada bırakır. Sen onu geçemezsin.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini bunları duyar duymaz, yüzünün rengi soldu. Azize Ekaterini sandı ki, herhangi bir bey oğlu olacak ve şimdi de reddetmekte zorlanacağına inanmıştı.&lt;br /&gt;Yahu, gerçekten de böyle bir adam var mıdır?&lt;br /&gt;Evlâdım, görüyorsun ki ben ak sakallı yaşlı biriyim. Hiçbir zaman da yalan söylememeye şart koşmuşumdur. Çünkü bunu bana Allah yasak etmiştir.&lt;br /&gt;Madem ki iş böyle, bu gençle karşılaşıp onu görebilir miyim? Azize Ekaterini ona sordu.&lt;br /&gt;Elbette ki görebilirsin. Münzevi kendisine cevap verdi. Yeter ki benim sana dediklerimi dinlemiş olasın.&lt;br /&gt;Peki öyleyse, diye kendisine cevap verdi. Çünkü ben seni, saygın ve bilgili bir ihtiyar olarak görüyorum.&lt;br /&gt;Bak ve dinle evlâdım. Kucağında İsa Mesih’i tutan şu Meryem ananın bu ikonasını al. Sonra da evine git. Odanın kapısını kapat ve tüm gece dua et. Meryem ana seni aydınlatacak ve sana kılavuzluk edecektir. Yarın yine gel, konuşalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İsa Mesih onu reddediyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de, Azize Ekaterini, Meryem ana’nın ikonasını münzevi ihtiyardan alıp evine, düşünce ve sorularla gitti. Oradaki şatosunda, hiç kimse tarafından rahatsız edilmeme emrini vererek, ihtiyar münzevinin tavsiyesi gereği, odasına yapayalnız kapandı.&lt;br /&gt;Bütün gece sürekli duada bulundu. Ancak, aşırı yorgunluk ve heyecandan dolayı gece yarısında kendisini uyku bastırdı. Uykusunda ne görsün!&lt;br /&gt;Gökyüzünün Kraliçesini, Bakire Meryem ana’yı  görür. Kucağında da İsa Mesih olduğu hâlde. İsa Mesih güneşten daha fazla aydınlık saçıyordu. Ancak, ona değil de annesine bakıyordu. Azize Ekaterini onun yüzünü göremiyordu. Ayna zamanda, rüyasında, yer değiştirdiğini de görür. Onun yüzünü ve bakışını görebilmesi için diğer tarafa gittiğini görür. Ancak İsa Mesih yüzünü başka tarafa çevirdi. Bu üç defa tekrarlandı. Üçüncü defasında, Meryem ana’nın şöyle dediğini işitir:&lt;br /&gt;Evlâdım, Ekaterini kuluna bir bak. Bak ne kadar güzeldir, yakışıklıdır, parlaktır.&lt;br /&gt;Hayır, diye cevap verir İsa Mesih. Çirkin, siyah ve karanlıktır. Ben ona bakamam.&lt;br /&gt;Ama o, tüm filozoflardan ve hatiplerden daha bilge bir kişidir. Bu memleketin en kibarı ve en zenginidir, der Meryem ana.&lt;br /&gt;Anne, ben de sana diyorum ki, cahildir, fakirdir ve horlanmaya lâyıktır. Bu bulunduğu durumda olduğu müddetçe, benim yüzüme bakmasına rıza göstermem.&lt;br /&gt;Evlâdım, bu genç kızı hor görme. Senin son derece parlak yüzünü görebilmesi için kendisine yardımcı ol, der Meryem ana.&lt;br /&gt;Bu ikonayı kendisine veren o yaşlı münzeviye gitsin. O kişi ona ne derse onu yapsın. Sadece bu yolla yüzümü görebilecektir. Saadetini bulacak ve tasvir edilemez bir sevinç hissedecektir.&lt;br /&gt;Dediğimiz gibi, Azize Ekaterini bunları uykusunda gördü ve sarsılmış bir durumda uykusundan uyanıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İlâhî nişanlanmanın yüzüğü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yaşlı münzeviyi karşılamak için, gece hemen hemen diğer kadınlarla başlamış oldu. Oraya vardığı zaman, gözyaşları içerisinde o yaşlı adamın ayaklarına kapanarak rüyasında gördüklerini bütün incelikleriyle anlatmaya başladı. Sonra da ondan, ne yapması gerektiği hususunda kendisine söylemesini istedi. böylece de İsa Mesih’in yüzünü görecekti.&lt;br /&gt;Münzevi, fırsatı elden kaçırmadı. Hıristiyan inancı hakkında kendisine konuştu. Evrenin dinsel sırları ve insanın yaradılış gayesi hakkında da konuştu. Daha sonraları İsa Mesih için konuştu. İsa Mesih’in insan nesline gösterdiği sevgi hakkında konuştu. Gökyüzü Krallığını terk edip yer yüzüne gelişini ve her can için çarmıha gerilişini. Keza, İsa Mesih’e dönebilen insanların hissettikleri saadet için, İsa Mesih ile birleşip O’nun gelinleri olanlar için de kendisine konuştu.&lt;br /&gt;Tüm bunları Azize Ekaterini büyük bir dikkatle dinledi. Azize Ekaterini’nin bilge aklı ve narin yüreği, Hıristiyan inancını içine almakta gecikmedi. Hem de vaftiz olmak istedi. O zamana kadar vaftiz edilmiş değildi. Gerçekten de, yaşlı münzevi, İsa Mesih’e olan sevgisini görünce Azize Ekaterini’yi vaftiz etti.&lt;br /&gt;Şimdi mesrur bir hâlde, şatosuna gitti ve bütün gece İsa Mesih’e dua etti. O ne sevinçti. Ne saadet... Ancak kendisini uyku aldığında, yine kucağında İsa Mesih ile beraber Meryem ana’yı görür. Fakat, bu defa İsa Mesih gözlerini başka tarafa çevirmedi. Azize Ekaterini’ye tatlı ve sakin bir bakışla baktı.&lt;br /&gt;Şimdi sana bu genç kız nasıl görünüyor? Diye annesi Meryem ana ona sordu.&lt;br /&gt;Evet, şimdi tamam, diye cevap verdi. Şimdi parlak, meşhur, zengin ve çok bilen oldu. Eskilerden hiçbir şey üzerinde bulamıyorum. Karanlık uzaklaştı. Onun çirkinliği yok oldu. Onun fakirliğiyle cahilliği yok oldu. Şimdi o iyidir. Şimdi meziyet ve nimet doludur. Bana gelin olması için kendisine nişanlanmaya karar vermiş bulunuyorum.&lt;br /&gt;O vakit Azize Ekaterini yere düştüğünü ve gözyaşları içerisinde kendisine şöyle dediğini gördü:&lt;br /&gt;Ey en şanlı İsa Mesih, ben senin Krallığını görmeye lâyık değilim. Fakat, senin mütevazı bir kulun olmaya bana nasip et.&lt;br /&gt;O vakit de -her zaman rüyasında- Meryem ana onun sağ kolunu tutup Azize Ekaterini’ye şöyle dediğini görür:&lt;br /&gt;Oğlum, onunla nişanlanmak için yüzüğü ona ver. Ebedî Krallığına onu da lâyık gör.&lt;br /&gt;Gerçekten de! İsa Mesih onun parmağına güzel bir yüzük taktı ve Azize Ekaterini’ye dedi:&lt;br /&gt;“Bak, bugün seni ebediyete kadar gelinim olarak alıyorum. Bu anlaşmamayı harfiyen tut ve artık yer yüzünde başka damat almayasın”.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini, İsa Mesih’in bu sözleriyle uyandı. Sağ eline baktı ve sağ elinde, mucizevî bir şekilde, yüzüğün olduğunu görür. Oysa hayatında yüzük taktığı yoktu!&lt;br /&gt;O zaman kalbi, kutsal heyecan ve ilâhî aşktan dolup taştı. O vakitten sonra kendini tamamen İsa Mesih’e adadı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İsa Mesih’e karşı hizmette yorulmak bilmez&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azize Ekaterini’nin Hıristiyanlığa dönüşü, orada İskenderiye’de herkesin dikkatini çekti. Sözlüsü İsa Mesih’in hoşuna gidebilmesi için birçok güzel işler yapmaya çalışıyordu. Her zaman İsa Mesih’i düşünüyordu. İsa Mesih için mütalaa ediyordu. İsa Mesih için yaşıyordu. İsa Mesih için hiç yorulmadan çalışıyordu.&lt;br /&gt;Hıristiyan bakire timsali oldu. Ancak, başka kızların ve de birçok kişinin putperestlik karanlığında olduklarını gördüğü vakit, Azize Ekaterini’nin kalbi sızlıyordu. Çünkü onlar İsa Mesih’i tanımıyorlardı. Onun için de, İsa Mesih’in dinini yaymak için tüm gücüyle çalışmaya başladı. Hitabeti, belâgatı ve güzel örneğiyle birçok kişiyi İsa Mesih’in dinine çekmeyi başardı. Bilhassa da kültürlü kişileri. Ağlarını oraya atmıştı: Elit tabakaya ait olan soylu ve kültürlü ailelere.&lt;br /&gt;İncil sayesinde tehlike ve zahmetleri hiçe sayardı. Kutsal görevini sadece İskenderiye’de değil, etraftaki bölgelerde de görevini ifa ediyordu. O, yorulmak nedir bilmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Tiran emir veriyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, Azize Ekaterini’nin bu işi kolay ve tehlikesiz değildi. Azize Ekaterini’nin yaşadığı o dönemde, Hıristiyanlık sürekli ve acımasız bir kovuşturma altındaydı. Kim, Hıristiyan’ım diyorsa, kim Hıristiyanlığa inanıyorum diyorsa, sanki ölüm fermanına imzasını atıyor gibiydi. İfadelerden sonra çileler başlıyordu. Korkunç ve feci çileler. Bunlar da her zaman ölümle bitiyorlardı. Fakat, her zaman din şehitleri de vardı. Şehitlerin sesi her zaman kuvvetli işitiliyordu:&lt;br /&gt;Ben Hıristiyan’ım! İsa Mesih’e inanıyorum! İsa Mesih’in mensubuyum! O’nun dini için ölüyorum!&lt;br /&gt;Hıristiyanlığın bu sesleri, her gün, atalet içerisinde, vurdumduymaz ve soğumuş olan putperestlerin kalplerini sarsıyorlardı. Stadyumlarda, kamuya ait parklarda, hipodromlarda, yollarda ve her yerde, ağızlarında İsa Mesih adıyla Hıristiyanların öldüğünü görüyordun.&lt;br /&gt;Bu kovuşturma, korkunç ve canavarca yapılıyordu. Ancak, Hıristiyanların da sesleri kuvvetli, ateşli ve çeliktendiler.&lt;br /&gt;Hıristiyanlar düşmanından bir tanesi de Mısır yöneticisi, Maksiminos idi. Bu kişi, sadece bir ayda, Mısır’da, YÜZ SEKSEN BİN KİŞİ (180.000) Hıristiyan katletti ve yaktı. Azize Ekaterini zamanında yaşadı. Bu kişi, hissiz putlara çok saygı gösteriyordu. Keza, bu putlara, şahane bir kurban kesmek istiyordu. Onun için de, idare ettiği tüm bölgelere, şehir ve köylere emirler yolladı. Herkes kurban sunmak için başkent İskenderiye’ye gelmesini istedi. Onun o emri şöyle son buluyordu:&lt;br /&gt;Kim ki, cesaret edip emrimi hiçe sayar ve başka tanrıya ibadet ederse, bilsin ki, cezam korkunç ve sert olacaktır.&lt;br /&gt;Halk ve beyler kurban sunmak için başkente doğru koşmaya başladılar. Bazıları yanlarında öküzler taşıyor, bazıları koyun, bazıları keçiler ve bazıları da ne bulmuşlarsa götürüyorlardı. En fakirleri de yanlarında ne bulmuşlar ise onu getiriyorlardı. Velev ki bir tavuk bile olsa.&lt;br /&gt;O iğrenç gün, kurban günü geldiği zaman, ki bir hayvan pazarını andırıyordu, önce o imansız tiran Maksiminos kurbanını sundu. Yüz otuz tane boğa kurban etti. Devamında da idareci ve daha başka rütbeli kişiler ve beylerin kurbanları kesildi. O zaman, yanan hayvanlardan çıkan dumanlarla şehir dumanlar içinde kaldı. Kebap kokusu çok uzaktan hissediliyordu. Bir karışıklık, bir korku ve bir ümitsizlik bütün şehre hakimdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Azize Ekaterini korkusuz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Azize Ekaterini, halkın zorla ve korkmuş bir durumda, putlara kurban sunmak için koşuştuğunu görünce çok üzüldü. O biliyordu ki, korkularından bedenlerini kurtarmak için, birçok kişi, dinlerini feda ediyor ve canlarını kaybediyorlardı.&lt;br /&gt;O zaman Azize Ekaterini, bu günahtan Hıristiyanları tutabilmek için, kahramanca bir karar aldı. Bütün şehri dolaşıp, Hıristiyan olanlara, o putperest ayinlerine gitmemelerini ve o putlara kurban sunmamalarını tavsiye ediyor ve onlara cesaret veriyordu.&lt;br /&gt;Ancak, putperestlere de diyordu, mantıklı ve akıl sahibi olan insan gibi bir varlığın, taştan ve ağaçtan yapılmış olan cansız ve hiçbir güçleri olmayan putlara ibadet etmek ve kurban sunmak aptalca yapılmış bir harekettir.&lt;br /&gt;Tek gerçek Tanrı olan, yeri ve göğü yaratana inanın. O’nun oğluna, İsa Mesih’e inanın. O ki bizim için çarmıha gerildi.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini’nin bu cesaretinden Hıristiyanlar da cesaret alıyorlardı. Onun belagatı ve hitabetinden de birçok putperest İsa Mesih’in dinine dönüyordu.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini, İskenderiye şehrinin, sadece boğa kanları içerisinde değil, Hıristiyan kanları içerisinde de yüzeceğini önceden görmüştü. Onun için de, şatosundan yanına bazı köleleri alıp, cesaretle, Serapida tapınağına doğru yürüyordu. Orada Maksiminos diğer beylerle putlara kurbanlar sunuyordu.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini oraya tam varır varmaz, ana kapının girişinde durdu. Orada olanların gözleri Azize Ekaterini’nin üzerine odaklandı. Azize Ekaterini’nin bedensel ve ruhî güzelliği onları mıknatıs gibi çekti. Yüzü parlıyor ve gözleri ışıldıyordu. O bulunduğu noktadan, Kaymakama ciddi bir şeyler söylemek istediğini söyledi.&lt;br /&gt;Maksiminos, Azize Ekaterini’nin içeri girmesine emir verdi. Ana kapının nöbetçileri onu içeriye saldılar. Azize Ekaterini, ciddi, güzel ve muhteşem bir duruşa sahip olmasıyla, içeriye doğru ilerledi. Herkes onu heyecanla takip ediyordu. Kaymakamın önünde durdu. Önce bir eğildi ve sonra da, bir kadın için çok nadir olan sabit bir sesle ona dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Azize Ekaterini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kral hazretleri, geçici ve hissiz olan putlara, tanrılar gibi ibadet etmeniz büyük bir ayıp değil midir? Bari sen, bilge olan Diodoros’a inanmıyor musun?  Onun dediklerine inanmıyor musun? Sizin tanrılarınız, insan eliyle yapılmış ve hayatlarını da sefîlâne bir şekilde bitirdiklerine inanmıyor musun? O senin bilge kişin demez mi ki, ölümsüzlerin adlarını aldılar, çünkü, onlar hayatlarında kahramanca bir iş yapmışlardır? Sonra da, onları hatırlamak için, onlara bazı heykeller yapmışlardır. Siz de şimdi, sanki onlar tanrılarmış gibi, dua ediyorsunuz. Ne kötü bir durum! Daha başka bir bilge kişi olan Plutarhos. Bu şekil heykellere ibadet edenleri hor görmüyor mu?&lt;br /&gt;Kralım, bu kadar canın kaybolması için, sen sebep olma. Onları karanlığa doğru sürükleme. Çünkü senin cezan ebedî Cehennem’de çok korkunç olacaktır.&lt;br /&gt;Bilesin ki, siz hepiniz bilesiniz ki, gerçek Tanrı ve ölümsüz olan Allah bir tanedir. O ki, bizim kurtuluşumuz için insan olmuştur. O’nun gücüyle krallar saadet içindeler ve memleketleri idare ediyorlar. Bu Allah’ın, kurbanlara ve yanmış hayvan bedenlerine ihtiyacı yoktur. İstediği tek bir şeydir: O’nun koyduğu ilkelerini uygulamaktır. O’nun emirlerini yerine getirmektir.&lt;br /&gt;Maksiminos bunları işitir işitmez, şaşakaldı. Bir an için sessiz ve düşünceye daldı. Sonra da hiddet dolu ve Azize Ekaterini’ye galip gelememenin tesiriyle dedi:&lt;br /&gt;Önce kurbanlar işini bir bitirelim, sonra da senin sözlerini daha iyi dinleriz...&lt;br /&gt;Kurban işi bittiği vakit, Maksiminos, hiddet dolu ve sarsılmış bir durumda  saraya döndü. O cesaretli genç kızı derhal önüne getirmelerini istedi. Azize Ekaterini’yi karşısında gördüğü vakit, hiddet dolu bir durumda, kendisine sordu:&lt;br /&gt;Bana söyler misin, sen kimsin ve ne demek istiyordun?&lt;br /&gt;Ben, senden önce burasının kaymakamı olan Konstas’ın kızıyım. Adım da Ekaterini’dir. Felsefe, hitabet, geometri, tıp ve yabancı diller okudum. Ancak, bunların tümünü hiç sayıyorum. Bunların hepsinin yerine, ki bunlar o kadar da boş ve geçici şeylerdir, ben İsa Mesih’in peşinden gidiyorum.&lt;br /&gt;Tiran, ona suskun bir bakış attı. Azize Ekaterini’nin güzelliği çok farklı bir şeydi. Ancak, bu hayranlığı esnasında, Azize Ekaterini’nin güzelliği ile alâkalı bir şey söylemek istedi. Fakat Azize Ekaterini ona hemen cevap verdi:&lt;br /&gt;Ben dedi: “Ölülerin külü ve toprağım”. Toprak ve kül. Ve yine de, benim Allah’ım, (senin tanrıların, şeytanlar değil) bana değer verdi ve bana meleklere has bir yüz verdi. Bundan, benim Allah’ıma hayran kalmanız gerek. O Allah ki, toprağa ve maddeye bu kadar ahenk ve cazibe vermiştir...&lt;br /&gt;Benim ölümsüz tanrılarıma kötü şeyler söyleme, dedi Maksiminos.&lt;br /&gt;Hangi büyük hatada olduğunu anlayabilmen için, zavallı adam, kafandaki o sisi yok et, dedi Azize Ekaterini kendisine. İşte o zaman, Hıristiyanların Allah’ı ne kadar güçlü ve görünür olduğunu göreceksin. Sizin sahte tanrılarınızı da nasıl utandırdığını da göreceksin. İstersen de, gerçeği sana ispat edebilirim. Her zaman bunu yapmaya hazırım.&lt;br /&gt;Maksiminos, tartışmada başarılı ve bilge bir genç kızla karşı karşıya olduğunu görmüştü. Onun için de, onun teklifini kabul etmekten çekindi. Azize Ekaterini’nin önünde rezil olmaktan korktu. Bunu da, şöyle diyerek, geçiştirdi:&lt;br /&gt;Hükümdarın kadınlarla tartışması uygun düşmez. Ancak, bilge ve hatip insanlarımı çağıracağım ve sen de hatanı anlayacaksın. O tartışmadan sonra çıkarının farkına varacaksın ve yine tanrılarımıza döneceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;150 bilge insanla meydanda tartışma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maksiminos, Azize Ekaterini’yi göz hapsinde tutmaları yönünde emir verdi. Memleketindeki tüm şehirlerde var olan bilge ve hatip insanlara mektuplar gönderdi. Mektubunda, son günlerde meydana çıkmış ve tanrılarla alay eden bir genç kızın ağzını kapatabilmeleri için, en yakın bir zamanda huzuruna çıkmalarını yazıyordu. Tanrıların işlerinin masal olmadığının ispatını istiyordu onlardan. Azize Ekaterini öyle bir iddiada bulunuyordu. Aynı zamanda, yapacakları bu iş için çok güzel para alacaklarını da yazıyordu...&lt;br /&gt;Yüz elli tane seçkin hatip ve bilge insan, kültürlü insan kral sarayında toplanmış oldu. Onların oraya gelişleri, Maksiminos için bir nefes almak demekti. Kendilerine birkaç söz söylemek için, bir araya toplanmalarını istedi:&lt;br /&gt;Çok iyi hazırlanmanızın gerekliliğinin altını çizmek istiyorum. Hangi usül ve hangi epikeremle karşısına çıkacağınızı düşününüz. Karşınızdakinin basit bir kadın olmadığını düşünün. Başarılı bir bilge kişi ile karşı karşıya olduğunuzu biliniz. Tekrar söylüyorum ve hatırlatırım. Dikkatlice hazırlanınız. Eğer siz galip gelirseniz, büyük armağanlar alacaksınız. Ancak, size galip gelecek olursa, o zaman vay hâlinize... Sizi bekleyen utanç ve ölümdür.&lt;br /&gt;O vakit, hatiplerin en meşhuru olan biri, beye şöyle dedi:&lt;br /&gt;Eğer bilgelikte, Eflatun gibi filozoftan üstün olduğunu bile düşünseniz, yine de sizi temin ederim ki, bizi mat edemeyecektir. Onun sahte teorilerini bertaraf edip onun onurunu yerle bir edeceğiz...&lt;br /&gt;Maksiminos, hatibin bu sözlerini işittiği vakit sevincinden uçuyordu. O genç kızın bilgeliğini ve hitabetini yerle bir edecek uygun vaktin geldiğine inanmıştı. Maksiminos, bilge hatiplerine büyük ümitlerle bakıyordu.&lt;br /&gt;Bey, yüz elli bilge ve hatip kişi ile Azize Ekaterini arasında alenen yapılacak olan tartışma için büyük amfiye tüm insanları davet etti. Azize Ekaterini’yi de tutulduğu yerden alınıp oraya getirilmesi için askerlerini gönderdi.&lt;br /&gt;Ancak, Maksiminos’un askerleri oraya varmazdan evvel, Azize Ekaterini’yi Mikâil melek ziyaret etti ve kendisine dedi:&lt;br /&gt;Allah’ın kızı, hiç korkma. Allah senin bildiklerine yeni bilgiler katacak ve toplanmış olan yüz elli hatibe sen galip geleceksin. Sadece bunlar değil, daha bir yığın başka insan da İsa Mesih’e iman edecektir. İmanları için şehitlik tacını giyeceklerdir.&lt;br /&gt;Mısır hükümdarının adamları, Azize Ekaterini’yi amfiye götürdüler. Amfi, çok önceden insanlarla dolup taşmıştı. Onlar, heyecanla, yapılacak olan tartışmayı ve sonuçlarını görmek için sabırsızlıkla bekliyorlardı.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini amfiye girdiği vakit, gülüşmeler, bağrışmalar ve tartışmalar durdu. Azize Ekaterini’nin güzelliği, endamı ve parlaklığı, orada olanları büyüledi.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini, kürsünün bulunduğu, yüz elli tane hatip ve bilge kişinin olduğu tarafa doğru ilerledi.&lt;br /&gt;Orada olanlar, Azize Ekaterini’nin onlara doğru cesaretle gittiğini görünce, alaycı bir gülümsemeyle aralarında hafifçe kulaktan kulağa fısıldaşmalar başladı...&lt;br /&gt;İşte o anda, içlerinde en bilge ve en meşhur olan hatip, ilk söze başladı ve Azize Ekaterini’ye dedi:&lt;br /&gt;Tanrılarımıza utanmadan küfür eden kişi sensin ha...&lt;br /&gt;Evet, benim, diye ona cevap verdi Azize Ekaterini. Fakat ben küfür etmedim. Ben sadece gerçeği söyledim.&lt;br /&gt;Benim bilgeliğimi bana Allah’ım verdi, dedi Azize Ekaterini. O Allah ki gerçek Tanrı. Hıristiyanların Allah’ıdır. Minnetimi ona borçluyum. O, bilgeliğin hiç bitmeyen kaynağıdır. O, ışıktır. Onun gölgesi altında, sevgi ve adalet hüküm sürüyor. Ancak, bana söyleyiniz: Sizin tanrılarınız hakkında, ne fikrniz var? Onların hayatları, kin, düşmanlık ve utanç dolu değil midir?&lt;br /&gt;Büyük hata, Ekaterini. Bizim tanrılarımızı büyük şairler methetmişlerdir. Büyük Homeros, Dias için “en büyük tanrı” der. Diğerlerine de “ölümsüzler” demektedir. Orfeas da Apollon için “sağlam”, güçlü diyor. Onu altın olarak görüyor. Güneş gibi kanatlı olarak.&lt;br /&gt;Büyük hatip efendi, unutma ki, Homeros, Dias için sadece bunları söylemedi. Çok defa da onun için yalancı, hileci ve sahtekâr da diyor. Senin sahte tanrılarında korkunç tutku ve kinler görmekteyiz. Sizin tanrılarınız, Posidon ile Athina, yine tanrı olan İra’yı yakalayıp bağlamaları kararı alıyorlar. Ancak, o, bunu öğreniyor, saklanıyor ve kurtuluyor... Tüm bu hikâyeler size neyi anlatıyor? Sizin tanrılarınız kavga ederken, siz ne yapacaksınız? Hangisinin peşinden gideceksiniz. Tüm bunlar, ne kadar yalan ve ne kadar beyhudelik içermektedirler!&lt;br /&gt;Ancak, Hıristiyanların Allah’ı için aynı şeyler söz konusu değildir. Kendisine taptığım İsa Mesih için aynı şey söylenemez. O, gökyüzü ve yeryüzünün hakimidir. Oysa, sizin tanrılarınız, güçsüzlükleri ve ihtirasları karşısında dize geliyorlar.&lt;br /&gt;İsa Mesih’e iman ışıktır, aydınlıktır. Büyük bir güçtür.&lt;br /&gt;Bu gerçek Allah, sevgi ve özür Allah’ıdır. O, âlemlerin yaratıcısıdır. O’nun her şeye gücü yeter. Kaos ve hiçbir şeyden bu âlemi yaratmıştır. Dünyayı, yıldızları ve gezegenleri yaratmıştır. İnsanı yarattı ve ona hayat ile nefes vermiştir. İnsan da Allah’ın emirlerine karşı geldiği vakit, iyi bir baba gibi ona ceza vermektedir. Fakat, yine de insanı, Allah’ın sevgisine lâyık yapmak için özen göstermektedir.&lt;br /&gt;Tek Oğlu olan İsa Mesih’i yer yüzüne göndermektedir. İnsanlara gerçeği anlatmaktadır. İnsanları karanlıktan ve bilinmezlikten çıkarıyor. Kulları kurtarıyor ve yeni bir hayatın rotasını çiziyor. Sonra da günahlarımızı silmek için, şehit çarmıhını omuzlarına almaktadır.&lt;br /&gt;İsa Mesih’in yeniden dirilişi, karanlık ve ölüm korkusundan kalpleri kurtarmaktadır. İnançlılar için ölüm feshedilmiştir. Yenildi. Cehennem öldü ve kedere boğuldu.&lt;br /&gt;İsa Mesih’in taraftarları çoğalıyorlar. Onun ilâhî memleketi büyüyor. O’nun kutsal ismi uğruna canlar ve gençler kurban edilmektedirler.&lt;br /&gt;Fedaileri on bilercedirler. Sizin tanrılarınızın inancı nerede? Sizden hanginiz onlar için hayatını ve kanını vermiştir? Dias için kurban edilmeyi kim kabul ediyor?&lt;br /&gt;Ruhlarımızın hatadan kurtulmaları için. İmansızlıktan kurtulabilmemiz için, İsa Mesih bize kapıyı açık bırakmıştır. Hepimizi yanına davet etmketedir.&lt;br /&gt;Buraya geliniz, demektedir. Günahlardan yorgun düşmüş ve umutsuzluğa kapılmış olanlar, buraya gelin, der. Ben sizi rahatlatacağım!&lt;br /&gt;Seni de yanına davet etmektedir, sayın hatip. Belki de seni, birçok başka insanlardan daha da fazla. Sana bu kadar meziyetler vermiştir. Sen O’nun yanına gidersen O çok da sevinecektir. Seni sevgi ile beklemektedir. Hiçbir zaman geç değildir...&lt;br /&gt;Azize Ekaterini bunları ve daha başka bir yığın şeyler söyledi.&lt;br /&gt;Kalabalık ona hayranlıkla baktı. Azize Ekaterini konuşurken, kalabalık yerine çakılmıştı sanki. Azize Ekaterini’nin sözleri, insanların kalplerinin derinliklerine saplanmışlardı.&lt;br /&gt;Fakat, hatip de dilini yutmuş gibi susup kalmıştı. Aklı aydınlandı. Şimdi, Azize Ekaterini’nin haklı olduğunu savunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hatiplerin acılı sonu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maksiminos’un meşhur hatibi yenilgiye uğradığı için, Maksiminos öfkesinden tir tir titriyordu. Ancak, daha fazla da, Azize Ekaterini’nin Allah’ına yönelmiş olması onu kızdırmıştı. O vakit, Azize Ekaterini’yi susturmak için diğer hatiplerine emir verdi.&lt;br /&gt;Ancak, onlar bunu kabul etmediler. Hiç kimse cevap vermeyi istemiyordu. Birbiri ardından istifalarını sunarlar. Dediler ki:&lt;br /&gt;Bizden en güzel hatip olan kişi mağlûp oldu. Üstüne de, Azize Ekaterini’nin tarafına da geçti. Bu kadar gerçek olan sözlerinin karşısında biz nasıl karşı duralım?&lt;br /&gt;Azize Ekaterini’nin galibiyetinden dolayı aşırı hiddetlenmiş ve utanmış olan Maksiminos, İskenderiye şehrinin merkezindeki şehir meydanında bir ateş yakmalarını istedi. Bu ateşe de yüz elli hatibi atma emrini verdi.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini onlara dedi:&lt;br /&gt;Siz, gerçekten bahtiyar ve iyi talihlisiniz. Karanlıklara veda edip aydınlığa geldiniz. Geçici ve ölümlü kraldan kaçıp şimdi de ebedî olan saadete doğru yürüyorsunuz. Sizi bekleyen ateş, vaftiz ve temizlemedir. Sizi saadete, huzura ve sakinliğe doğru götüren kapıdır...&lt;br /&gt;Onlara cesaret verdikten sonra, alınlarına haç çıkarttı ve onları ateşe yolladı.&lt;br /&gt;Orada, şehir meydanında, adamakıllı yanan ateşin içine, askerler hatipleri attılar. Maksiminos sevincinden ellerini ovuşturuyordu.&lt;br /&gt;Gecenin geç vaktinde, insanlar, yanan cesetlerden geri kalanları toplamağa gittiler. Ancak, ne görsünler ki, hatiplerin bedenleri ölüydü. Fakat, üzerlerinde herhangi bir zarar meydana gelmemişti. Üzerlerindeki kıllardan tek bir kıl bile yanmamıştı.&lt;br /&gt;Hıristiyanlar oradaki bedenleri toplayıp defnettiler. Böylece İsa Mesih’in gücüne de hayran kalmışlardı.&lt;br /&gt;Bu bilge şehit hatiplerin anısı, kilisemiz tarafından 17 Kasımda kutlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hükümdarın manevrası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk denemesinde Azize Ekaterini’ye mağlûp olduğunu gören Maksiminos taktik değiştirdi. Azize Ekaterini’ye karşı iyi sözler söylemeye başladı.:&lt;br /&gt;Ekaterini, dinle beni. Sana, baban gibi öğüt vermek istiyorum. O inadını bırak ve tanrılarımıza secde et. Onların adına yemin ediyorum ki, krallığımın yarısını sana vereceğim. Benimle beraber saraylarda oturacaksın.&lt;br /&gt;Allah’ın şehidi genç kız, Maksiminos’un o kötü plânlarını anladı ve ona dedi:&lt;br /&gt;Hükümdar, yalancılığın ve kurnazlığın maskesini çıkarınız. Ben sana daha baştan, Hıristiyan olduğumu ve buraya gelip İsa Mesih ile evlenmek istediğimi sana söylemiştim. O benim tek damadım, İsa Mesih’imdir. Hayatımın danışmanı ve benim koruyucumdur. Benim bekâr hayatımda, O, bir üniforma, bir kaledir. Şehit olmayı, kral taçlarını giymekten, büyük şan ve şereften çok daha fazla arzu ediyorum.&lt;br /&gt;Senin değerini bildiğim hâlde, istemeden sana küfür etmeye beni zorlama, dedi hükümdar.&lt;br /&gt;O zaman, hiddet dolu bir durumda, Azize Ekaterini’nin üzerindeki imparator giysisini çıkarıp, onu öküz bağırsağından yapılmış olan kamçıyla acımasızca dövmelerine emir verdi.&lt;br /&gt;İki saat boyunca, barbarca, onu kamçıladılar. Bir zamanlar çok güzel bir bedene sahip olan Azize Ekaterini’nin bedeni şimdi yara bere içindeydi. Her taraftan bol bol kanlar akıyordu. Açık yaralar feci şekilde ağrı yapıyorlardı. Ancak, şehit, boynu dik duruyordu. Onun gözleri yukarı doğru bakıyorlardı. Onun ruhu, İsa Mesih ile birleşmek istiyordu. Ancak, o saat daha gelmemişti. Maksiminos, öğleden sonra Azize Ekaterini’nin hapse atılmasını istedi. On iki gün boyunca da kendisine yemek verilmesin diye emir verdi. O zamana kadar Azize Ekaterini’yi nasıl öldüreceğine karar verecekti.&lt;br /&gt;O pis hükümdarın karısı iyi bir karaktere sahipti. O, bir kadın ve içinde acıma duygularıyla dolu bir insandı. Azize Ekaterini’nin çektiklerini haber alınca çok üzüldü. Yüreğinde de, bu genç kıza karşı bir sevgi ve sempati canlandı. Kelimenin tam anlamıyla ona hayran kalmış ve Azize Ekaterini’yi görmek istiyordu.&lt;br /&gt;Hükümdar, karısının bu arzusunu gördüğünde, karısına dedi:&lt;br /&gt;Ben, arzumu yerine getireceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Avgusta, Azize Ekaterini’yi ziyaret eder&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maksiminos, bir gece, bir yolculuk sebebiyle orada yoktu. Hükümdar, yanına iki yüz asker aldı. Yanında Avgusta da olduğu bir hâlde, hapishaneye varmış oldu. Orada gardiyanı ödedi ve o da hapishanenin kapısını açtı. O zaman imparatoriçe, heyecan ve duyguyla ilerledi.&lt;br /&gt;Loş bir yerden, bir rutubet ve şiddetli bir soğuk çıkıverdi. Hapishane çok kötüydü. Ancak, ileride çok aydın bir yüz gördü. O, Azize Ekaterini idi. Onun yüzü, ilâhî bir parıldayıştan dolayı parlıyordu. Avgusta onun güzelliğine hayran kaldı. Böyle bir genç ve güzel kızı görünce şaşırıp kaldı. Onun ayaklarına kapandı ve ona dedi:&lt;br /&gt;Ben şimdi mesrurum, çünkü senin o güzel ve kraliçelere has yüzünü gördüm. Bu yüzü görmeyi çok arzuluyordum. Senin gözlerinde güneşin doğuşunu gördüm. Kalbim mesrur oldu. Sen bahtiyarsın, çünkü sen böyle bir Allah’tan bu meziyetleri elde ettin. Azize Ekaterini de ona dedi:&lt;br /&gt;Sen de kraliçe Avgusta, sen de bahtiyarsın. Aziz meleklerin senin başına parlak çelenk koyduğunu görüyorum. Gerçekten de, bu çelengi üç gün içerisinde giyeceksin. Ancak, ondan önce, bir çile çekeceksin. Çile çekeceksin, kısa bir sürede şehit olacaksın, fakat, daha sonra da gökyüzü Kralına gideceksin. Orada ebedî olarak saadet içerisinde yaşayacaksın.&lt;br /&gt;Avgusta korkmuş bir hâlde cevap verdi:&lt;br /&gt;Çilelerden ve kocam Maksiminos’tan korkuyorum. Çünkü o, çok sert ve kaba biridir.&lt;br /&gt;Ancak, Azize Ekaterini ona cesaret verir ve ona der:&lt;br /&gt;Cesaretli ol, çünkü senin kalbinde İsa Mesih olacak. O, sana cesaret ve güç verecektir.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini böylece Avgusta’ya cesaret veriyorken, Porfirion ona sordu:&lt;br /&gt;Söyle bana Ekaterini, senin Allah’ın inananlarına ebedî hayatı ve kurtuluşu verdiği gerçek midir?&lt;br /&gt;Porfirion, Allah’ın bize hazırlayıp sunduğu nimetleri insanın dili sayamaz.&lt;br /&gt;Ekaterini, sana soruyorum, bilinmeyen bir güç beni senin dinin yanına götürmektedir. Hıristiyanların kahramanlığını günlerdir düşünmekteyim. Bu düşüncelerimin yanında, benim tereddütlerimi bertaraf eden senin örneğin aklıma gelmektedir... Artık bunu senden gizlemiyorum. Ben de İsa Mesih’in taraftarlarından bir tanesiyim. Şimdi oldum...&lt;br /&gt;Gecenin karanlığında, hapishane koridorlarında toplanmış olan Porfirion’un askerleri, hiç şaşmadan, subaylarının sesini işitirler. Onların kalplerinde de aynı düşünce mevcut. Sevgi vadeden birine inanmak, memleketi kana bulayan bir hükümdara hizmet etmek değil...&lt;br /&gt;Azize Ekaterini, böylece, hapsedilmiş ve tamamen tecrit edilmiş olarak takriben on iki gün kaldı. Maksiminos’un emri gereği, hapishanede kaldığı bu müddet zarfında, kendisine yemek verilmesi şiddetle yasaklanmıştı. Bu yolla Ekaterini’yi dize getirmek veya onu yok etmeyi düşünüyordu.&lt;br /&gt;Ancak, âdil olanlarla olmayanlara da yağmurlar yağdıran Allah, kulunu korumasız bırakamazdı. O günler içerisinde, her gün ona bir güvercin yemek götürüyordu.&lt;br /&gt;Sadece bu değil, Azize Ekaterini, ilâhî bir sesin ona cesaret verip şöyle dediğini işitmişti:&lt;br /&gt;Korkma, benim sevgili kızım. Ben seninle beraber olacağım. Senin sabrınla birçok kişiyi benim yoluma döndüreceksin. Benim adım namına çok kişi de can verecektir. Sen de, birçok gökyüzü şeref tacına nail olacaksın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Yine Maksiminos önünde&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Maksiminos, Azize Ekaterini’yi önüne getirmeleri emrini verdi. Azize Ekaterini’nin elleri kolları bağlı bir vaziyette, sarayın içerisinde gurur ve sabırla ilerliyordu. Güzelliği anlatılamaz derecedeydi. Endamı insanı büyülüyordu. Boyu bosu, ona bakanı ilâhî sükûnet dolduruyordu.&lt;br /&gt;Maksiminos, Azize Ekaterini’yi parlak ve canlı gördü. Açlıktan zayıflamamıştı bile. Hapishaneden dolayı ne de çirkinleşmişti. Birileri ona gizlice yemek verdiğine inandığı için adamakıllı hiddetlenmişti. Gardiyanlara da işkence yapmaya hazırdı. O vakit Azize Ekaterini ona der:&lt;br /&gt;Sinirlenip hiddetlenmen beyhude. Boş yere şüpheleniyorsun. Senin insanlarından hiçbiri bana yemek vermiş değildir. Benim için İsa Mesih çaba gösterdi.&lt;br /&gt;Maksiminos o vakit kendini kontrol altında tutmak istedi. Azize Ekaterini’yi kazanmak için son bir çaba gösterdi. Kendisine güzel sözlerle konuştu. Ona sinsice yaklaşmak için konuşmaya başladı:&lt;br /&gt;Güzeller güzeli kız, sen ki, güzellikte tanrıça Afrodit’i de geçiyorsun, krallığım sana aittir... Gel, tanrılara kurban kes ve seni kraliçe yapacağım. Yanımda mutlu günler geçireceksin. Feci işkencelere düşmen haksızlıktır, yazıktır.&lt;br /&gt;Hayır, hükümdar, ben hayatımın beyini artık seçmiş bulunuyorum. Güzelliğe gelince, o beni ilgilendirmiyor. Çok iyi biliyorum ki, o geçer ve söner. O, çiçek gibidir...&lt;br /&gt;Maksiminos’un kararsızlığı ve hiddeti içerisinde, bir de Azize Ekaterini’nin onu kırıcı sözleri arasında, Hursasaden adında, kurnaz, sinirli ve hilekâr bir kaymakam odaya giriverdi. Maksiminos’a sevgisini göstermesi ve onun gözüne girebilmesi için, kendisine dedi:&lt;br /&gt;Hükümdarım, kızı ya mat etmenin veya onu feci işkencelerle öldürmenin yolunu buldum. Bir çatala dört tane odundan yapılmış tekerlek yapma emrini veriniz. O tekerleklerin etrafına jilet ve iğneler koysunlar. İki tekerlek sağa döner, iki tekerlek de sola döner. Bu tekerleklerin arasına Ekaterini’yi koyunuz ve tekerlekleri döndürünüz. Önce ona bu makineyi gösteriniz, korkmadığını görürseniz, o vakit onu makineye koyunuz. Bu tekerlekler döndüğünde, onun bedeni paralanacak ve ölümü de çok feci ve korkunç olacaktır.&lt;br /&gt;Kaymakamın bu şeytanî plânı, Maksiminos’un hoşuna gitti. Onun için de, bu makineyi derhal yapma emrini verdi.&lt;br /&gt;O feci makineyi bitirebilmeleri için, ustalar tam üç gün çalıştılar.&lt;br /&gt;Onu bitirip yerine koydukları zaman da, hükümdar, Azize Ekaterini’yi korkutmak için, makineyi kendisine gösterdi. Sonra da ona dedi:&lt;br /&gt;Bu makineyi görüyor musun? Tekerleklerle beraber, jiletlerin ve iğnelerin nasıl döndüğünü görüyor musun? Dikkat et! Eğer putlara secde etmezsen, ölüm seni açık ağızla beklemektedir.&lt;br /&gt;Ancak, Azize Ekaterini’nin imanı sarsılmıyor. Kararı değişmiyor. O zaman da Maksiminos hiddetli bir durumda bağırıyor:&lt;br /&gt;Atın onu tekerleklere ve onları hızla döndürünüz. O, hemen şu anda ölmelidir. Şimdi derhal...&lt;br /&gt;Azize Ekaterini’yi tekerleklere attılar. Herkes de, bedeninin parçalandığını ve kanının da bol bol akmasını görmeyi bekliyorlardı. Fakat, bunun yerine, tekerleklerden kurtulduğunu ve mucizevî bir şekilde çözüldüğünü gördüler. Tekerlekler ise havaya uçtular ve oraya yakın olan cellatları öldürdüler. Azize Ekaterini’nin bedeninin hiçbir yerinde jilet izi yoktu. Bedeninden tek damla kan bile çıkmıyordu. Etrafta bulunanlar, bu mucizevî olayı gördükleri vakit şaşırıp kaldılar. Birçok kişi de diyordu:&lt;br /&gt;“Hıristiyanların Allah’ı ne büyüktür”.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Avgusta’nın azabı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avgusta, kocası Maksiminos’un Azize Ekaterini’ye yaptıklarını öğrenince odasından çıktı ve ona müthiş hır çıkardı.&lt;br /&gt;Gerçek Allah’a karşı koymaya kalkmak ve onun kuluna boş yere işkence vermek. Geri zekâlı ve aptal mısın?&lt;br /&gt;Maksiminos, karısı Avgusta’nın ağzından bu sözleri işitir işitmez, şaşırıp kaldı. Anlamıştı ki, bu kadar düşmanı olduğu İsa Mesih, artık onun da ailesine girmişti. O zaman, kontrol edilemez bir canavar kesilmiş oldu. Kısa bir süre için Ekaterini’yi bıraktı ve tüm kinini karısının üzerine yoğunlaştırdı. Vahşice, göğüslerini kesme emrini verdi. Soğuk ve barbar ruhunda hiçbir acıma hissetmiyordu. Karısının kanı da bol bol toprağı suluyordu.&lt;br /&gt;Sonunda, Avgusta’nın başı kesildi. Ruhu, şahadetiyle beraber, bembeyaz bir şekilde gökyüzüne yükseldi.&lt;br /&gt;Kilisemiz onun anısını 23 Kasımda kutluyor. Fakat, general Porfirion gece vakti askerleriyle gizlice gitti ve onun kutsal naaşını defnetti.&lt;br /&gt;O kötü hükümdar Maksiminos, karısının defni için de son derece hiddetlendi. Sorumluları ısrarla bulmak istiyordu. Bunu da yapamadığı için, cezalandırmak için rastgele bazılarını yakaladı.&lt;br /&gt;O vakit, Avgusta’yı defneden Porfirion askerleriyle beraber göründü ve dedi:&lt;br /&gt;Biz de Hıristiyan’ız. İsa Mesih’e inanıyoruz. O’nun kullarıyız. İsa Mesih’in kulları.&lt;br /&gt;Maksiminos aşırı derecede hiddetlenir. Ümitsizce, elleriyle başına vurmaktadır.&lt;br /&gt;Gittim, bittim! Der. En güzel generalimi kaybettim...&lt;br /&gt;Maksiminos bu yeni darbeden de etkilenerek artık konuşamıyor bile. Açıklamalar istemiyor. Porfirion ve askerlerine bakarak, ümitsiz bir canavar gibi, onlara emir verir:&lt;br /&gt;Onların başlarını kesiniz.&lt;br /&gt;Emir derhal yerine getirilir. Böylece, onlar da seçkin imanlıların listesine girerler. Şehitlere katılırlar.&lt;br /&gt;Onların anısı 24 Kasımda kutlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ekaterini’nin aziz sonu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, nöbetçiler Ekaterini’yi Maksiminos’un huzuruna götürdüler.&lt;br /&gt;Maksiminos, Azize Ekaterini’yi kandırmak için son bir çaba gösterir. Maksiminos, Azize Ekaterini’yle evlenme vaadinde de bulunur. Ondan istediği şey, tanrılarına kurban sunmasıydı. Ona şanlı şerefli günler teklif eder. Israrla ona yalvarır.&lt;br /&gt;Sonra da, plânının tutmadığını görünce, ona küfür eder, tehditler savurur ve onu işkencelerle korkutmağa kalkar.&lt;br /&gt;Ancak, tüm bunlara rağmen, oyunu kaybeder. Ümitsizlenmiş bir hâlde, Azize Ekaterini’nin başını şehir meydanında kesme emrini verdi.&lt;br /&gt;Şehidin başının kesileceği gün gelip çattığında, aşırı bir kalabalık Azize Ekaterini’nin yolunun sonunu görmeğe gelmişti.&lt;br /&gt;Hıristiyanlar ağlıyorlardı. Putperestler de, narin bir çiçek gibi, gençliğinin baharında hayata veda etmesinin yazık olduğunu söylüyorlardı. Onun için de Maksiminos’a itaat etmesi gerektiğini söylüyorlardı.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini ise hiç bozulmadan şöyle cevap veriyordu:&lt;br /&gt;Bana acımayın! Ben, ebedî baharın yoluna doğru yürüyorum. Beni gökyüzünün güzellikleriyle Cennet’in huzuru beklemektedir.&lt;br /&gt;Şehir meydanına, cellât da kılıcıyla beklediği yere vardığında, gözlerini yine gökyüzüne çevirdi ve İsa Mesih’e şükranda bulundu. Duasında da, şehit edilişinden sonra bedeninin görünmez olmasını ve tümüyle bir arada kalması için yalvardı. Kim de, zor anında ondan yardım dilerse, ona yardım edebilmesi için de duada bulundu.&lt;br /&gt;Sonra da cellada bir işaret yapıp emri yerine getirmesini istedi.&lt;br /&gt;O vakit, parlak bir kılıç yükseldi, kuvvetle indi ve Azize Ekaterini’nin o mübarek başını bedeninden ayırdı. Tarih, 25 Kasım 307 gösteriyordu.&lt;br /&gt;Azizlerin yaşam öyküleri yazarlarının ifadelerine göre, başının kesilmesi anında iki mucize meydana gelmişti. Birincisi, başının kesilmesi sırasında, kan yerine süt aktı, ikincisi de, bedeni, orada bulunup sonunu izleyen insanların gözlerinden bedeni kayboluvermişti. Melekler o bedeni Sina dağının tepesine götürdüler. O tepe de, o günden beri, “Azize Ekaterini Tepesi” adını aldı. Orada, bugüne kadar taş yapımı kiliseciği hâlâ durmaktadır.&lt;br /&gt;Sekizinci yüzyılda, onun kutsal naaşını, bu kilisecikten alıp Sina dağındaki, İera Moni Agias Ekaterinis’e naklettiler. Bu manastırı İustinianos inşa etmişti. Orada, hâlâ Azize Ekaterini’nin &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;naaşı korunmaktadır. Mezarı başında som altından dokuz kandil yanmaktadır.&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Sina dağındaki meşhur kutsal manastır&lt;/span&gt;   &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hayatımızda Azize Ekaterini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azize Ekaterini’nin yüksek eğitimi, onun soylu aileden oluşu, temiz hayatı ve feci sonu, onu Hıristiyanların gözünde çok yükseklere çıkardı.&lt;br /&gt;Genç kızlar için, temiz hayat ve bilge güzellik timsalidir. Aptal güzel timsali değildir.&lt;br /&gt;Tahsilliler için de Azize Ekaterini, gerçek bilginin aynasıdır. O ilmin ki, kılavuzu İsa Mesih olan ilmin. Gerçek eğitim, kuru ilim değil. Paris ve Alman felsefe fakülteleri onu koruyucu azize olarak tanırlar. Düğünle de adını bağlantılı hâle getirmişlerdir.&lt;br /&gt;Milos adsında, Azize Ekaterini’nin yortusu günü sabahı, hayatlarında tek bir evlilik yapmış olan üç komşusundan, kızlar, üç avuç un, üç avuç tuz alıp tuzlu ekmek yoğururlar. Sonra da uyumadan evvel bir kısmını yerler. Azize Ekaterini’den de kendisine kim su verecek diye göstermesini isterler. Suyu veren kişi de, belki, bekledikleri damat olur diye düşünüyorlar.&lt;br /&gt;Genç kızlar, Azize Ekaterini’yi onların azize koruyucusu olarak kabul ederler. Atina’nın Plaka semtindeki kilisesini, evlenebilmeleri için gelinliklerle ve armağanlarla süslerler.&lt;br /&gt;Kefalonya adası ve daha birçok yerlerde, can çekiştiklerinde onun adını anarlar.&lt;br /&gt;Peloponisos’ta (Mora) büyük kuraklık zamanlarında, çiftçiler yağmurlar yağdırdığına inanırlar. Derler ki, yağmuru Aralık ayından “ödünç alır”.&lt;br /&gt;Atasözü de der:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;“Azize Ekaterini suyu ödünç alıyor”.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Egina’daki Azize Ekaterini manastırı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egina’da, Aziz Nektarios manastırı yanında bir de Azize Ekaterini manastırı vardır. Orada Azize Ekaterini’nin küçük bir kiliseciği vardı ve mucizevî bir şekilde ikonası bulundu. Ne yazık ki, bu kiliseciğin sahibi çok küfür eden biriydi. 1908 yılında onu iki rahibe satın aldı. O vakit Aziz Nektarios çok sevindi. Çok küfür eden bu zattan kurtulduğu için Allah’a şükretti ve dedi:&lt;br /&gt;Orada bizimkinden daha güzel bir manastır olacaktır.&lt;br /&gt;Ve gerçekten de, bugüne kadar, Aziz Nektarios manastırından daha iyidir.&lt;br /&gt;Oradaki tarla satın alındığında, su yoktu. Otuz metre derinliğe indiler ama su bulamadılar. O vakit Aynaroz keşişlerinden bir tanesi rahibelerle birlikte Azize Ekaterini’ye dua etti. Devamında, boş kuyunun içine ikonayı indirdi ve masum imanıyla dedi:&lt;br /&gt;Eğer Azize Ekaterini’m bize sucağız çıkarmazsan, biz de seni buradan çıkarmayacağız!!&lt;br /&gt;Gece vakti, rahibeler ibadet yaptıkları bir anda, acayip bir ses ve gürültü işitildi. Küçük manastırcık ise temelinden sarsıldı.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini bize kızdı ve bizi yerle bir edecektir. Çünkü biz onu toprakların içinde bıraktık.&lt;br /&gt;Sabah olduğunda, keşiş, ikonayı almaya indi. Ancak, kuru kuyunun yanlarında bir istavrozun çizilmiş olduğunu gördü. Bir de baktı ki, o istavrozun alt tarafında ıslaklık vardı.&lt;br /&gt;İkonayı kaldırır ve müjdeli haberi vermek için rahibeleri çağırır. Kuyu su çıkarmıştı...&lt;br /&gt;O zamandan beri, 1924 yılından bu yana, manastırın ihtiyacı olan suyu karşılamaktadır.&lt;br /&gt;Azize Ekaterini’nin yapmış olduğu birçok kerametleri bu manastırda meydana gelmiş ve bunlar özel bir kitapta yazılmış bir durumdadırlar.  &lt;br /&gt;Sadece bunda mı? Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan manastır ve kiliselerinde, Azize Ekaterini’nin yapmış olduğu mucizeleri sayılamayacak kadar çoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-7157325525778417136?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/7157325525778417136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=7157325525778417136' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/7157325525778417136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/7157325525778417136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/01/azize-ekaterini.html' title='AZİZE EKATERİNİ (Αγία Αικατερίνη)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRYOPa4mjI/AAAAAAAABg4/qUuMkRN3fag/s72-c/agia-aikaterinh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-762458099404938336</id><published>2009-01-07T14:36:00.000-08:00</published><updated>2009-03-08T16:33:23.226-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam azize (Bίοι Γυναικών Αγίων)'/><title type='text'>MISIRLI AZİZE MARİA (Οσία Μαρία η Αιγυπτία)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;(Η ΟΣΙΑ ΜΑΡΙΑ Η ΑΙΓΥΠΤΙΑ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:180%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MISIRLI AZİZE MARİA&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRVnjfl3sI/AAAAAAAABgg/yK9qsU6OIh8/s1600-h/maryofegypt1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 326px; height: 398px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRVnjfl3sI/AAAAAAAABgg/yK9qsU6OIh8/s400/maryofegypt1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310963998607662786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İnsanlara, Allah’ın yaptığı en büyük lütuflardan bir tanesi de tövbedir. Çünkü o, bizi günahtan kurtarıyor ve kurtuluş yolunu da emniyet altına alıyor. Siroslu Aziz İsaak diyor ki: “İhsandan ihsana, tövbe insanlara verildi”. İlk ihsan, aziz vaftiz olayıdır. Bizi, Adem’in günahından kurtarıyor ve İsa Mesih’in bedeninde Allah ile birleştiriyor. İkinci ihsan da, tövbe dinsel sırrıdır. Allah, bizi O’ndan ayıran günaha ne kadar da kolay girdiğimizi bildiği için, bize bir lütuf olarak tövbeyi vermiş bulunuyor. Çünkü, bununla yeniden Allah’a yaklaşma imkânına kavuşuyor ve Allah’la beraber yaşıyoruz. Çünkü, tövbe bizi yıkıyor ve tüm günahlarımızdan bizi temizliyor. Onun için de tövbe dinsel sırrının adı banyo-hamamdır. Allah bizi bu hamama tekrar tekrar teşvik ve davet etmektedir. “Yıkanınız ve temiz olunuz” ve “Geliniz ve bize hangi şeyin ağır geldiğini atrtışalım diyor Allah. Günahlarınız da çok ise, tövbe ettiğiniz zaman, onları beyaz kar gibi yapacağım yani bağışlayacağım”. Kurtuluşumuz için acıma duygusu ve ilgi dolu teşvikler. Tövbe de, Allah’ın Krallığı’nın kapısını açmak için son anahtardır. Onun için de, Prodromos’un çöldeki ilk vaazı tövbedir (Matheos 3,1-2, Lukas 3,3), İsa Mesih’in de ilk vaazı (Matheos 4,17), Pentikosti’den (Hamsin Yortusu) sonra havarilerin ilk vaazı da (Rasüllerin İşleri, 2, 37-38). Tövbe, Hıristiyanlık kurucularının ve tüm azizlerin de hayatıdır. Tövbeyle, “eski insan”, “İsa Mesih’te yeni yapılmış”, yeni insan oluyor. Paraya tapan bir insan, sadaka veren; adaletsiz olan, insanı sever duruma geliyor. Yalancı olan samimi olur. Sefih olan, akıllanıyor. Kesenekçi, âdil olur. Gaspçı, Cennet’in  kurucusu ve fahişe de, kilisemizin azizesi olmaktadır. Çünkü, tövbe, düşünce fikrinin, yaşam tarzının ve gidiş istikametinin değişimi demektir. Buna örnek olarak Mısırlı Azize Maria ve daha bir sürü insanı gösterebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mısırlı Azize Maria, muhtemelen IV. Asırda yaşadı ve Mısır’ın İskenderiye şehrindendi. O çağda İskenderiye en zengin, ama da en yozlaşmış şehirlerden biriydi. Onun için de, ahlâkî çöküş için birçok sebep mevcuttu. Bilhassa da, manevî ve  ahlâkî yönden olgunlaşmamış olan insanlarda. Bu çevrede, Mısırlı Azize Maria da günaha kolayca saplanmış olmuştu. Maria, on iki yaşından itibaren yoldan çıkmış ve yozlaşmıştı. Mısırlı Azize Maria, şehvet tutkusuna kapılmış fuhuş batağının gücü altında yaşıyordu. Bu işin içinde tam on yedi yıl geçirerek günah çukurunun dibine çökmüştü. İnsanları ahlâkî yozlaşmaya ve çöküntüye götürmek için, şeytanın elinde bir olta olup onları avlıyordu. İskenderiye toplumu içerisinde son derece meşhur olmuştu. Sefihler onun hakkında konuşur ve onun hatırına her şeyi feda ediyorlardı. Mısırlı Azize Maria, günah yolunda hem kurban, hem de kurban eden durumunda idi. Kendisi dahi şeytanın pençesindeydi. Böylece ve bu yolda aşağı yukarı otuz yaşına basmıştı. Mısırlı Azize Maria’nın fizikî güzelliği kendisi için bir tuzak durumundaydı. Acaba Mısırlı Azize Maria’yı bu günah tuzağından hangi güç alıp kurtarabilir ve onu bu günahın cazibesinden temizleyebilirdi?&lt;br /&gt;Bir gün, Kudüs’e hacı götürmeye hazır olan bir gemiyi şehrin limanında gördü. İçinde, onlarla beraber seyahat etme arzusu doğdu ve böylece de geminin içine girdi. Mısırlı Azize Maria Kudüs’e vardığı günün sabahı 14 Eylül idi. Bu günde, kilisemiz Kutsal Haç’ın Yükseltilişini kutluyordu. Haç’a tapınmak için, Haç’ın bulunduğu yere, Azize Eleni’nin kurmuş olduğu kiliseye binlerce insan giriyordu. Bunların arasında bulunan Maria da kilisenin kapısından içeri girmek istiyordu, fakat, onu görünmez bir güç engelliyordu. Bu engelleme olayı birçok defa tekrarlandı. O zaman da Mısırlı Azize Maria anlamıştı ki onu engelleyen onun günahlarıydı. Mısırlı Azize Maria, içeri girip ibadet yapmak için buna lâyık değildi. Bu duygusu onun gözlerine gözyaşı getirdi. O zaman da, kilisenin giriş kapısı üzerinde Meryem ana’nın bir ikonasını fark etti. Günahkâr olma bilinci içerisinde, İsa Mesih’in annesi, Oğlu ile arasına girip, günahlarının affı için arabuluculuk yapması hususunda duada bulundu. Mısırlı Azize Maria kilisenin kapısından içeri girip İsa Mesih’in Haç’ı önüne vardığı zaman, gözlerinden gözyaşları bir sel gibi akıyordu. Kalbi paramparça olmuş bir durumda olduğu hâlde yaşam tarzını değiştireceğine dair söz verdi.&lt;br /&gt;Dışarı çıktığında nereye gidip ne yapması gerektiğini düşünüyordu. O vakit, ona şöyle nida eden bir sesi işitti: “Şeria Nehri’ni geçersen büyük huzura kavuşacaksın”. Gerçekten de Maria, Şeria Nehri’ne gitti. Orada günah çıkartan bir papaz buldu, günah çıkarttı ve Şeria Nehri’ni geçtikten sonra çölün içlerine doğru yürüdü. Orada, adamakıllı bir oruçla, ibadetle ve gözyaşıyla tam kırk yedi yıl yaşadı. Hani o ki, İskenderiye’de lüks içerisinde yaşayan biriydi. Hani o ki, arzuladığı yemeği ve içkiyi her an önünde hazır bulan biri. Hani o ki, ipek elbiselerle giyinen kişi. Hani o ki, çok pahalı süs eşyalarıyla süslü biriydi o. Hani o ki, bedenin tüm arzularını yerine getiren kişi. İşte o Mısırlı Azize Maria, bunların tümünü terk etmişti artık. Çöle doğru gittiğinde, elinde sadece üç ekmeği vardı. Tam kırk yedi yıl, çölde ot toplayıp yemekle geçirmiş oldu. Şeria Nehri’nden de su içiyordu. Döşek yerine, sert çöl idi. Örtü yerine, gökyüzünün yıldızlarıydı. Arkadaşları, yabani hayvanlar. Ancak, Allah, günün birinde, Mısırlı Azize Maria’nın, kendisine lâzım olan bir insanla karşılaşmasını nasip kıldı. O insan da, Şeria Nehri yakınlarında bulunan, Kutsal Haç Manastırı’ndan Katolik rahip Zosimas idi.&lt;br /&gt;Rahiplerde, daha çok ibadet yapma amacıyla idman yapma adeti, Paskalya’dan önceki kırk gün perhizinde, Temiz Pazartesi’den Paskalya’dan bir önceki Pazar’a kadar çöle çıkmaları vardı. Diğerleri arasında, yaşlı rahip Zosimas da çıkmıştı. Manevî yönden faydalanabilmesi için, kendisine Allah tarafından çölde yaşlı bir rahibin gösterilmesi için Allah’a dua ediyordu. Dua esnasında, sanki bir insan gölgesine benzer bir şey hissetti. Şeytanî bir hareket olur düşüncesiyle istavroz çıkarttı. O zaman dikkat etti ve gördü ki, çıplak bedenli kapkara bir insandı ve de bembeyaz saçları omuzlarının üzerindeydi. Zosimas, aradığını bulma sevinciyle, münzevi sandığı kişiyle karşılaşmağa koştu. Ancak o, daha hızlı koşuyor ve Zosimas da arkasından durması için ona yalvarıyordu. Durup onu takdis etmesini istiyordu. O vakit münzevi durdu ve mazeret öne sürerek yaşlı rahibe dedi: “Rahibim Zosimas, beni affet. Eğer benim durmamı istiyorsan, o zaman papaz cüppeni üzerime at ki ben örtüneyim. Çünkü, ben çıplak bir kadınım. Böylece de yanına gelip beni takdis edersin”.&lt;br /&gt;Rahip Zosimas, kendisine adıyla hitap ettiğini duyunca, anladı ki o kadında öngörü yeteneği var. Papaz cüppesini kadının üzerine attı ve tam da o kadından onu takdis etmesini beklerken, kadın ondan kendisini takdis etmesini istediğini işitti, çükü o, rahipti de. Yaşlı rahip, kadındaki bu büyük öngörüyü gördükten sonra, kendisini takdis etmesi için kadından rica etti ve yüzü yere bakar bir durumda durdu. Mısırlı Azize Maria dua ediyordu ve rahip de o nun bir arşın kadar yerden yukarıda olduğunu gördü. Rahip onun ayaklarına kapandı ve o güne kadar olan hayatı ile yaptığı münzevice ibadetlerini söylemesini istedi. Mısırlı Azize Maria buna tamam dedi. Daha önce de tanıdığımız ve bildiğimiz gibi, tüm hayatını ona anlattı. Nasıl yaşadığını, günün aşırı sıcağını nasıl çektiğini, nasıl sabrettiğini, gecenin şiddetli soğuğuna nasıl dayandığını, eski hayatındaki hatıralarıyla nasıl savaştığını, Allah’ın yardımıyla günaha çağrıları nasıl yendiğini ve de şeytanı nasıl utandırdığını anlattı. Mısırlı Azize Maria sonra rahiple vedalaştı ve gelecek Paskalya perhizinde Şeria Nehri’ni geçmeme tavsiyesinde bulundu. Çünkü, bunu yapmak istese de yapamayacağını söyledi. Sadece Büyük Perşembe günü, İsa Mesih’in Havarilerle yediği son akşam yemeği gününde gelip ona komünyon aldırmasını istedi. Rahip Zosimas da, münzevice yaşayan bu kadının arzusu doğrultusunda, başına gelenlerden hiç kimseye bir şey söylemeden manastırına döndü. Ertesi sene, Temiz Pazartesi’den sonra rahip çöle çıkamadı. Hastaydı ve Mısırlı Azize Maria’nın kendisine söylediklerini hatırladı. Mısırlı Azize Maria ona, istese de bunu yapamayacağını söylemişti zaten. Büyük Perşembe günü, ona dediği gibi, rahip komünyon aldı. Biraz incir, hurma ve ıslatılmış mercimekle beraber Şeria Nehri’ne doğru gitti. Nehri geçmenin bir yolu olmadığını gördüğü için kendisi rahatsızdı. Bu arada, gece karanlığı da çökmeğe başlamıştı. Ancak o zaman, Mısırlı Azize Maria’nın istavroz çıkartarak nehrin diğer kıyısından nehir suları üzerinde sanki toprakta yürürmüşçesine yürüyerek geçtiğini gördü. Duygulanmış bir hâlde karşılaştılar. Rahip, gördüklerinden dolayı, Mısırlı Azize Maria ise İsa Mesih’in kanı ve bedenini içine alacağı için. Günahlarının affı ve ebedî hayat için. Komünyon aldıktan sonra Allah’a şükretti ve rahibe de teşekkür etti. Dahası da, ilk defa karşılaştıkları yere gelecek yıl da gitmesini istedi. Bir de, “Allah dilerse beni görürsün” ona dedi. O zaman rahip, hiç olmazsa, kendisine getirdiği yemeği tatması için ricada bulundu. Mısırlı Azize Maria, sadece üç tane mercimek taneciği aldı. Yine istavroz çıkarttı ve Şeria Nehri’nin dalgaları üzerinden geçti ve çölde kayıplara karıştı. O zaman rahip Zosimas, manastırına döndü. Sadece, o kadının adını sormadan gittiği için üzülmüştü.&lt;br /&gt;Ertesi sene, yaşlı rahip, o aziz münzevi kadını görebilmek için yine çöle çıktı. Gerçekten de onu gördü. Ancak, ellerini çaprazlamaya bağlamış ve doğuya doğru bakar bir durumda ölü idi. Rahip, duygulanmış bir vaziyette ona okudu ve sonra da ne yapacağını düşünmeye kalktı. Devamında, yanı başında yere yazılmış yazının olduğunu fark etti. Ona yaklaştı ve şunları okudu: “Rahip Zosimas, Maria’nın cesedini şurada, şu bulduğun yerde göm ve sonra da benim için Allah’a yalvar. Nisan ayında, komünyon aldığın o gece vefat ettim”. Rahip, bu yazının kimin tarafından yazıldığına şaşıyordu. Çünkü, Mısırlı Azize Maria’nın okuması yazması olmadığını kendisine söylemişti. Oradaki mesaj içeren yazıdan o kadının adını da öğrenmişti. Şimdi ise, hiçbir âleti elinde olmadan bir mezarı nasıl kazacağını düşünüyordu. Oraya yakın bir mesafede atılmış bir odun parçasını buldu ve onunla kazmaya başladı. Zor bir işti. Ayağa kalktı ve o sırada bir aslan, ölmüş olan Mısırlı Azize Maria’nın ayaklarını yaladığını gördü. Yaşlı rahip korktu. Fakat, aslanı çok yavaş bir hayvan görmüştü ve dedi: “Ey vahşi hayvan, madem ki Allah seni buraya bana yardım etmek için göndermiş, yeri kaz ki bu azizenin mübarek naaşını gömelim. Çünkü ben yaşlı biriyim ve de âletim de yoktur. Onun için, azizenin mezarını sen yap. Aslan, sanki bir akıllı yaratıkmış gibi, mezarı istenen ölçülerde kazıverdi. Bitirdiğinde, aslan, rahibe tövbe eder gibi hareket etti ve oradan sakin bir şekilde ayrıldı. O zaman rahip Zosimas Mısırlı Azize Maria’nın cesedini defnetti ve sarsılmış bir durumda kendi manastırına döndü. Daha sonraları, o da, bir asır kadar bu dünyada yaşadıktan sonra vefat etti. Kilisemiz, Mısırlı Azize Maria’nın anısını 1 Nisan gününde kutluyor. Fakat, beşinci perhiz (oruç) Pazar gününde de öne çıkarıyor. Bunu da, hayatındaki esas tövbe ve hayatını düzeltme konusunda taklit etmek için iyi bir örnek teşkil ettiği için yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her insan gibi bizim de günah çukurlarına düşmemiz söz konusudur. Hepimiz günahkârız. Kendi kendimizi de aldatmayalım. Onun için de, tövbenin değeri biçilemez. Çünkü tövbe, Allah ile olan ilişkimizi parçalayan günahı bertaraf etmekte ve sonuçlarını da yok etmektedir. Günahlarımız ne kadar çok veya da ne kadar ağır olursa olsun, tövbe, Allah’ın inayetini üzerine çekme gücüne sahip ve onları yumuşatmaktadır. Kurtuluşumuz için büyük tehlike teşkil eden şey, günahtan vazgeçmememizdir. Bunun yanında, bir de, günahkâr olduğumuzu anlamamamızdır. Çünkü bu, Allah’ın lütfünun inkârını teşkil etmektedir. Hıristiyanlığın kurucuları olan papazlar da bizi temin ediyor ve diyorlar ki, günah yaptığımız için günahkâr sayılmayacağız, günah yapıp da tövbe etmediğimiz için günahkâr sayılacağız. Tabii ki tövbe, koşullara bağlı bir olay olmayıp, o, sürekli bir durumdur. İsa Mesih onu öyle öğretti. Kilisemiz onu öyle yaşıyor. Eski Ahit’ten bir örnek olarak Davut’u gösterebiliriz. O, bir defa günah işledi ve ömrü boyunca hep tövbe gözyaşları döktü.&lt;br /&gt;Günah çıkaran papazın önünde, benliğimiz paramparça olmuş ve alçakgönüllülükle günahlarımızı itiraf etmemiz lâzımdır. İsa Mesih’in müşahedesine göre günahlarımız affolunuyor. “Eğer birinin günahlarını affeder iseniz, onun günahları affolunmuştur” (İoannis 20, 22). O zamandan beri, Aziz Hrisostomos da dediği gibi: “Eğer, yeryüzünde olan papazlar işlerini iyi yapıyorlarsa, Allah da onların işlerini gökyüzünde tasdik eder”. Böylece, önemli olan, zamanımız olduğu kadar, Allah’ın bu iyiliğini iyi değerlendirmek gerek. Çünkü, bu dünya üzerinde olduğumuz müddetçe bu imkâna sahibiz. Aziz Hrisostomos’un bize dediğine göre, şimdi af zamanıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5869509998144782102-762458099404938336?l=kryptoxristianos.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/feeds/762458099404938336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5869509998144782102&amp;postID=762458099404938336' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/762458099404938336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5869509998144782102/posts/default/762458099404938336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kryptoxristianos.blogspot.com/2009/01/misirli-azize-maria.html' title='MISIRLI AZİZE MARİA (Οσία Μαρία η Αιγυπτία)'/><author><name>ixnilatis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04289781660861376050</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SJ7UFjUgwhI/AAAAAAAAAS4/h_XqX_Lw7m0/s1600-R/13952-b_%252B%252B%252BK.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbRVnjfl3sI/AAAAAAAABgg/yK9qsU6OIh8/s72-c/maryofegypt1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5869509998144782102.post-6711761160699484258</id><published>2009-01-07T14:18:00.000-08:00</published><updated>2009-03-08T13:46:03.193-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Υasam aziz - (Bίοι Ανδρών Αγίων)'/><title type='text'>Aziz Vasilios (Αγιος Βασίλειος)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(ΑΓΙΟΣ ΒΑΣΙΛΕΙΟΣ)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZ VASİLİOS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQaGXpeV_I/AAAAAAAABdg/VuPLox9Xf-w/s1600-h/m_basil0.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 299px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_C0SH2ZSXX4U/SbQaGXpeV_I/AAAAAAAABdg/VuPLox9Xf-w/s400/m_basil0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310898557306165234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ön Söz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aziz Vasilios, üçlü ilah anlayışındaki en büyük üç ariften biri-dir. O, gerçekten çok büyük bir şahsiyetti. Tarih ona “büyük” sıfatını haklı olarak vermiştir. Bilindiği üzere, çağlar boyunca bu sıfata lâyık olanlar çok azdırlar.&lt;br /&gt;Kayseri’den olan bu arif kişi, ilâhî inayetle Hıristiyan bir çevrede büyüyüp geliştikten sonra, uzun ve güzel bir eğitim de alınca, mükemmel bir insan hâline geldi. Sadece Hıristiyanlığın ilk yıllarında değil, tüm insanlığın mükemmel adamıydı. O kadar çok bilgiye sahip oldu ki, böyle bir şeye çok az insanda rastlanabilir. Tahsil etmediği bilim dalı ve öğrenmediği ilim kalmamıştı.&lt;br /&gt;Aziz Vasilios, azizliği ve mükemmelliği ülkü edinmişti. Bunları da, dinimizin başkanı olan İsa Mesih öğretmişti. Aziz Vasilios, sistemli ve çetin bir çalışma ile zenginliği ve yeryüzü şanla şerefi de bir kenara itip, mümkün olduğunca, daha yakından Allah ile birleşmek istiyordu. Bu birleşme, ki sonunda ona da nail oldu, kendisine birçok fazilet bağışladı. Bu erdemler de onu, akıllı ve mantıklı koyunların örnek çobanı seviyesine yükselttiler. Onun tüm hayatı, sürekli sevgi dağıtan, fedakârlık yapan ve özveri ile çalışan biri olarak geçti. Sonuç olarak, ilâhî inayetin kendisine bahşettiği erdemler ve de sistemli çalışmaları sonucu elde ettiği becerileri de yan yana getirerek bilge kişi, korkusuz mücadeleci ve dinin savunucusu mertebesine yükseldi. Sosyal yaşamın şahane bir işçisi ve münzevi hayatın seçkin bir koordinatörüydü. Onun için de, haklı olarak, halk ve ruhban sınıfı ona olan güven ve itibarı her fırsatta göstermektedirler. Oysa Aziz Vasilios, sonuna kadar alçakgönüllü biri olarak hastalara, yaşlılara, fakirlere ve muhtaç olanlara kendisi bizzat yardımda bulunuyordu.&lt;br /&gt;Bugünün Hıristiyanları olarak biz de, “kilisenin böyle bir iftihar vesilesi” olan birinin yolundan gitmeye davet ediliyoruz. “İsa Mesih’i bize göstereni”, fazilet ve kutsallıkta, Allah’a olan bağlılığında ve Allah’a itaatte, misyoner ateşi ve inançtaki sebatını taklit edelim. Böylece, manevi ışık ve inançta ululuk göstermiş olacağız. Çağımızda buna o kadar da ihtiyaç vardır ki... İsa Mesih’siz hemcinslerimizin meydana getirdikleri yıkımdan çağımız ayağa kalkabilsin diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;AZİZİN HAYATI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;1.    Kökeni ve çocukluk yılları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Vasilios, 329 yılları sonunda, Kapadokya’nın başkenti olan Kayseri’de dünyaya gelmiştir. Babasının adı Vasilios ve annesinin adı da Emmelia olup, zengin ve Allah’a imanları kuvvetli bir aileydiler. Bunlar, dört oğlan dünyaya getirdiler. Adları, Petros, Vasilios (yani azizimiz), Grigorios ve Nafkratis idi. Bunların yanında bir de Makrina adında bir kız çocuğu da dünyaya getirmişlerdi. Gerçekte, Davut peygamberin dediği söz tecelli etti: “Doğru yolda yürüyen nesil mübarek kılınacak”. Çünkü, sadece bu Aziz Vasilios mübarek olmakla kalmadı, onun kardeşleri de şahane insanlar oldular. En büyük kardeşleri olan Petros, Sivas başpiskoposu oldu. Grigorios ise Nevşehir piskoposu oldu. Makrina da rahibe oldu. Aziz Vasilios tüm kardeşlerini hem tahsilde hem de fazilette geçti. Daha çocuk yaşta iken, Pontus’un Neokesaria şehrinde babaannesi tarafından yetiştirildi. İsa Mesih inancına da dayanıyordu. Babaannesi, Hıristiyan düşmanlığıyla bilinen Roma İmparatoru Maksiminos zamanında birçok cefa çekmişti.&lt;br /&gt;Aziz Vasilios büyüdüğü zaman, vatanı olan Kayseri’ye tahsil görmeye gitti. Babası orada Hıristiyanların din adamı ve öğretmeniydi. Tahsilini tamamlaması için de oradan İstanbul’a gitti. İstanbul’da çeşitli konularda uzman bilge insanlar vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;2.    Atina’da aldığı eğitim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da ünlü bilge kişi Livanios’tan hitabet dersleri aldıktan sonra ve bilgilerini artırması gayesiyle Atina’ya geldi. Atina o zaman için tüm ilimin ve bilgeliğin merkeziydi. Burada, bir zamanlar sınıf arkadaşı olan Grigorios Naziyanzinos ile sıkı ilişki kurdu. Bu zat, daha sonraları İstanbul başpiskoposu oldu. Bu kişi şahane bir hatip ve teolog idi. İulianos o Paravatis ile de tanıştı. Onunla beraber tahsil gören ve çeşitli yerlerden gelmiş olan birçok gençle de tanışmıştı. Atina’daki hayatı, sade yaşam, nefsine hakim olma ve sağduyu için eşsiz bir örnekti. Pek de az olmayan sınıf arkadaşları putperest oldukları için, ki onlar ahlâk, namus ve diğer Hıristiyan faziletleri konularında hiç de hassas olmadıkları için, baştan çok üzüldü ve neredeyse oradan ayrılmaya bile az kalmıştı. Ancak, onun arkadaşı olan Grigorios onu kalması için kandırdı ve orada kaldı. Babaannesi ve ailesinden aldığı o terbiye kurallarının dışına da hiç çıkmadı ve onları hep uyguladı. Deniliyor ki, Atina’nın bilge hocalarından biri olan Evvulos da Aziz Vasilios’un hayatından etkilendiği için Hıristiyanlığı kabul ettiği söylenir. Aziz Vasilios, tabiatından büyük bir zekâya sahip bir kişiydi. Birçok derslere çalışarak herkesi geçmek istiyordu. Bunu da gerçekten başarmış oldu. Çünkü, diğer arkadaşları eğlenirlerken, o hep çalışıyor ve yazıyordu.&lt;br /&gt;Aziz Vasilios hitabet sanatını okudu. Tüm antik Yunan yazar ve şairlerini derinlemesine incelemiş ve grameri çok iyi biliyordu. Felsefeye kendini tamamen, hem pratikte hem de teoride adamış oldu. Mantık dersi de aldı. Matematikte ise pratik de yaptı. Hukuk derslerinde şahane ilerleme sağladı. Astronomi ilminde de oldukça başarılıydı. Tıp ilmini de okudu ve onu da çok güzel öğrendi. Kolay hastalanan bir bünyeye sahip olduğu için, kendi sağlığını nasıl koruyacağını öğrendi. Hasta olan diğer insanlara uygun sağlık öğütleri vermesini de öğrendi. Ancak, tüm bu büyük zahmet ve dersleri mütalaa edişine rağmen, küçük yaşlardan beri irtibat hâlinde bulunduğu dinî dersleri de ihmal etmiyordu. Uzun çalışmalar sonucu sahip olduğu belâgatlı konuşmalarına herkes kıskanıyor ve ona hayran kalıyorlardı.&lt;br /&gt;355 yılında Atina’da tahsilini bitirdikten sonra, asıl memleketi olan Kayseri’ye döndü. İlk yıllarda avukatlık yaptı. O zamanlarda, siyasetçi olmak isteyenler bu meslekle meşgul oluyorlardı. Ancak tahsilini aldığı felsefe kurallarına bu işi ters düşüyordu ve uygun görmüyordu. Kibirlenme, para kazanma hırsı ve kendini büyük görme hislerini hiçe aldı. Çünkü, bu yukarıdakilere sıkıca bağlanmayı, hür ve faziletli bir hayat yaşamasına engel olarak görüyordu. Bu görüşüne, kız kardeşi Makrina da katılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;3. Münzevi hayatına atılır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrımız olan İsa Mesih’in bir insan gibi doğup büyüdüğü yerleri kendi gözleriyle görebilmek ve başka yerlerde, Allah’ın emirlerini gerçekten uygulayanların nasıl yaşadıklarını incelemek için, Mısır’a, Suriye’ye ve Mezopotamya’ya gitti. Oradaki inançlı ve münzevi insanların kendine hakim olma ve çalışkanlıkta ne kadar ileri olduklarına hayran kalmıştı.  Onların tüm çabaları, arzularını yenmek ve bu dünyanın cazibelerine karşı koyabilmekti. O vakit, hocası olan Evvulos ile Kudüs’ü de ziyaret etti. Orada olan tüm kutsal yerleri ziyaret edip tapındıktan sonra, patrik Maksimos tarafından Şeria Nehrinde vaftiz oldular. Çünkü o zamanlarda Hıristiyanlar otuz yaşından önce vaftiz olmuyorlardı. Kapadokya’ya geri döndüğünde münzevi bir hayat yaşamayı arzuluyordu. Bu düşünceyle, Pontus bölgesinde babasının malı mülkü, annesi Emmelia  ve kız kardeşi Makrina da orada oldukları için o da oraya gitti. O mal mülk Kızılırmak’ın yanında bulunuyordu. Orada kız kardeşi Makrina, tanıdık diğer kadınlar ve erkek arkadaşlarıyla bir manastır inşa etti ve onun idaresini de bizzat kendisi üzerine almış bulunuyordu. Aralarında herhangi bir üstünlük veya rütbe farkı yoktu. Onlar hepsi beraber bir kardeş eşitliği çerçevesinde birbirlerine sevgi ve saygı gösterirler, manastırın çeşitli işlerini ortaklaşa yaparlar ve ilâhî kitapları da beraber mütâlaa ederlerdi. Aziz Vasilios, bu manastıra ve nehre yakın olan ıssız, ağaçlarla dolu, bir dağın eteğine çekildi. Orada münzevice yaşamaya başladı. Kendi elleriyle çok çalışmağa başladı. Üzerine bir yün gömlekle abadan yapılmış bir papaz cüppesi giyiyordu. Yemeğiyse biraz ekmek ve su ile biraz yeşillikle tuzdu. Geceleri papaz cüppesiyle birlikte yerde yatar ve kışın da ısınma amacıyla ateşin yanına hiç sokulmazdı. Yaratılışından çok kolay hastalanabilen biri olduğu için, bu çeşit sert yaşamı ona çok defa bazı rahatsızlıklar yaratıyordu.&lt;br /&gt;Oradaki ıssız yere arkadaşlık için Aziz Grigorios o Nazianzinos da gitti. İkisi de, kendilerini sadece kilise kitaplarını mütâlaaya verdiler. Bundan mada, günün belli saatlerinde, bu insanlardan faydalanmak ve öğrenme amacıyla Asya ve Yunanistan’dan gelen öğrencilere ders vermekten de geri kal-mıyorlardı. Aşırı mütâlaadan başları dönmeğe başladığında, iki arkadaş, dışarıdaki tarlalarda çalışmağa gidiyorlardı. Kendilerine lâzım olan odunları kendileri balkandan keser ve getirirler, kendileri taş keserler, kendileri ağaç eker, onları sularlar ve her zaman da ağır olan bahçenin arabasını da kendileri çekerlerdi. Bundan dolayı ellerindeki nasırlar uzun zaman kalmaya devam ediyorlardı. Aynı nehrin kıyılarında, Aziz Vasilios’un kardeşi Nafkratis de ayrı bir manastırda yaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;4. Diyakoz ve evli papaz olarak atanır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya’da bulunduğu bir zamanda, Antakya patriği tarafından diyakoz olarak atanır. Deniliyor ki, o zaman, Süleyman peygamberin atasözlerinin açıklamalarını yazdığı söylenmektedir. Babasının hastalandığını duyunca, onun hayır duasını almak için, vatanı olan Kayseri’ye gitmek istedi. Aziz Vasilios tam ayrıldığı zaman, Allah’ın meleği, Evsevios adında olan Kayseri metropolitine görünüp, bu saatte makamın lâyık ve muktedir halefinin geldiğini ve şehrin ana giriş kapısında ruhban sınıfı ile beyler tarafından karşılanması gerektiği tavsiyesinde bulundu. O belli yere gittiklerinde Aziz Vasilios’un geldiğini gördüler. Ona hayran kalıp çok da sevindiler. Meleğin bu önceden haber verişine hayran kaldılar. Böyle bir ruhani önder ve bir öğretmene sahip olacakları için de çok sevindiler. Çünkü onun şanı şöhreti her yere yayılmıştı. Aziz Vasilios birkaç gün orada kaldıktan sonra, Evsevios tarafından, ilâhî kitapları açıklamak için vaaz papazı olarak kiliseye atandı. Sonra onu diyakoz ve daha sonraları da evli papaz olarak atadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;5. İulianos o Paravatis ile karşılaşması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlarda, İulianos o Paravatis, İranlılara karşı savaşa hazırlandığını ve onların bölgesi olan Kayseri’den de geçeceğini öğrenince, halkıyla beraber onu hem bir kral, hem de eski bir tanıdığı olarak karşılamak için şehrin dışına çıktı. Çünkü onlar Atina’da beraber tahsil görmüşlerdi. İulianos, Aziz Vasilios’un genelde yediklerinden kendisine bir armağan sunmasını istedi. Aziz Vasilios da ona üç tane arpadan yapılmış ekmek sundu. Kral bu armağanı kabul etti. Buna karşılık olarak da, tarlalardan bir kısım yeşillik toplayıp Aziz Vasilios’a vermeleri için adamlarına emir verdi. Aziz Vasilios o zaman ona dönüp dedi: “Kralım, ben, sizin de istediğiniz gibi, genelde gerçekten yediklerimden size bir şeyler ikram ettim. Siz majesteleri ise, göründüğü kadarıyla, sizin de yemeğe devam ettiğinizden bana teşekkür için verdiniz”. Kralın bu aşağılayıcı ikramına karşı, Aziz Vasilios’un beklenmedik ve cesur cevabından dolayı adamakıllı hiddetlendi. “Şimdilik bu armağanı al, dedi kendisine. İran’dan galip olarak döndüğümde, gereken armağanı hem sana, hem de geri kalmış olan halkına vereceğim. Senin öğrettiklerinle bu halk, benim saygı duyduğum ilâhlara hor bakıyor ve onlara hakaret edip aşağılıyor”.&lt;br /&gt;İulianos böyle bir niyetle hareket etti. Ancak, tehdidini gerçekleştirmek kendisine nasip olmadı. Aziz Vasilios ise şehre girip tüm halkı çağırdığında, kendilerine kralın tehditlerini bildirdi. Sonra da onlara şu tavsiyede bulundu: “Hıristiyan  kardeşlerim, paralarınız için sakın üzülmeyiniz, sadece hayatınız için çaba gösteriniz. Gidiniz, paralarınızı alıp onları bir yere toplamak için getiriniz. Kralın geri döndüğünü duyduğumuz zaman, onları yollara dökeceğiz. Kral o vakit paraları gördüğü vakit ve de paraya tapan biri olup onları gördüğü zaman belki sakinleşir ve bize karşı yapmayı düşündüğü kötülüğü yapmaz”. Hıristiyan  olanlar, Aziz Vasilios’un dediğini yaptılar, sayısız altınlar, gümüşler ve değerli taşlar getirdiler. Aziz Vasilios halkın tercihini kabul edip muhafaza altına aldı. Herkesin adını paraların üzerine yazdırdı. Bu da, ta kralın dönüşüne kadar olacaktı.&lt;br /&gt;Aziz Vasilios, kralın dönmekte olduğunu öğrendiği zaman, Hıristiyanları kadın erkek topladı ve üç gün oruç tutmaları yönünde onlara tavsiyede bulundu. Sonra da onları alıp Kayseri dağına çıktı. Bugüne kadar “ikizlerin” adını taşımaktadır. Çünkü onun iki tepesi vardır. Orada İperagias Theotoku manastırı vardı. Orada o İperagias Theotoku manastırında Hıristiyanlar, yürekleri parçalanmış bir durumda ibadet ederlerdi. Meryem ana’ya, inançsız kralın ordusunu dağıtması için dua ediyorlardı. O vakit Aziz Vasilios, gökyüzüne ait bir sürü orduların o dağları çevreledikleri, ortalarında büyük bir ihtişamla koltukta oturan bir kadının, etrafında duran meleklere şöyle dediğini duydu: “Bana, Merkurios’u çağırınız. O kaçtıktan sonra, oğlumun düşmanı olan İulianos’u öldürecektir”. Aziz Vasilios’a, şehit Merkurios’un da geldiği görüldü. Merkurios silâhlarını kuşanmış ve Meryem ana olan o kadından emir aldıktan sonra oradan hızla ayrıldı.&lt;br /&gt;Şehit Merkurios ayrıldıktan sonra, Meryem ana Aziz Vasilios’u yanına çağırdı ve ona bir kitap verdi. O kitapta, tüm yaratılışlar yazılı olup insanın da Allah tarafından yaratıldığı yazılıydı. Kitabın başındaki başlıkta, “söyle” ifadesi yazılıydı. Kitabın sonunda da, insanın yaratılışı ile olan bölümde ise “kurtarsın” ifadesi mevcuttu. Bu sanrıyı gören Aziz Vasilios hemen uyandı. Ancak, kitap hakkındaki sanrının manasının hangisi olduğu yönünde şüphe kalmaması için buna bir açıklık getirelim. Aziz Vasilios, Musa’nın Altı Günü’ne açıklık getirmişti. Orada, Allah, dünyayı, gökyüzünü, ayı, güneşi, denizleri, hayvanları ve hislerimizle algıladığımız varlıkları nasıl yarattığı yazılıdır. Altıncı günü için yazmağa kalktığında, yani Adem ile Havva’nın Allah tarafından nasıl yaratıldığı hakkında yazmağa başladığında, Aziz Vasilios vefat etti ve böylece de kitap bitirilmeden yarım kalmış oldu. Sonra kardeşi Grigorios Nevşehir başpiskoposu olduğu zamanda, insanın yaratılışı hakkında yazdı ve böylece kitap bitirilmiş oldu.&lt;br /&gt;Fakat, yine biz anlatmamıza dönelim. Aziz Vasilios sanrıyı gördüğü zaman, ruhban sınıfından bazılarını hemen aldı ve şehre indi. Orada Aziz Merkurios adında bir kilise vardı. Orada onun aziz naaşı ve onun silâhları bulunuyordu. Hıristiyanlar tarafından onlara son derece saygı gösterilmektedir. Çünkü Aziz Merkurios, Valerios ve Valerianos’un krallıkları döneminde, orada Kayseri’de yüz sene önce şehit olmuştu. Aziz Vasilios, bu kiliseye geldiği zaman, onun mübarek naaşını ve silâhlarını bulamadığı için oradaki muhafıza nerede olduklarını sordu. Muhafız da meseleyi bilmediği için, yeminler ediyor ve sebebini de bilmediğini söylüyordu. Aziz Vasilios o zaman sanrının gerçek olduğunu anlamış oldu. O gece de imansız kral öldürülmüştü. Hemen dağa çıkıp orada bulunan Hıristiyanlara şöyle dedi: “Bugün sevinin ve mesrur olun kardeşlerim. Duamız kabul olmuştur. Çünkü o zalim kral gereken cezayı almıştır. Onun için de, Allah’a şükrederek şehre inelim ve herkes parasını geri alsın”. Hıristiyanlar bunları işittikleri vakit hepsi bir ağızdan şöyle bağırdılar: “Biz o paraları o imansız krala vermek istediysek, şimdi de, onları, bize hayatı bağışlayan gökyüzü ve yerin Kralına onları neden vermeyelim?” Aziz Vasilios onların bu niyetlerini övdükten sonra, verdikleri paranın üçte birini almalarını kararlaştırdı. Kalan parayla ise, yoksullar evi, oteller, hastaneler, yaşlılar yurdu ve kimsesizler yurtları inşa etmelerini istedi. İmansız olan kral İulianos, İran’da bir savaşta Aziz Merkurios tarafından Aziz Vasilios’un duasıyla öldürülmüş oldu.&lt;br /&gt;Ancak, Aziz Vasilios uzun zaman için Kayseri piskoposu yanında durmadı. Çünkü piskopos, çocuklarının öğretmeni ve oranın vaizi olan Aziz Vasilios’un halk tarafından çok sevildiğini gördüğü için, daha önceden kendisine yakınlık gösterdiği bu insanla aralarına bir soğukluk girdi. Bu durumdan da, ruhban sınıfında bazı karışıklıkların meydana geleceği anlaşılıyordu. Çünkü, halktan da birçok kişi partilere bölünüyordu. Onun için de Aziz Vasilios, Hıristiyanların barışması için çaba gösteren bir insan olarak yine Pontus bölgesine gitmeye karar vererek oradan ayrıldı. Bu hareketiyle, şehirde birbirlerine karşı mücadele veren iki tarafın daha fazla çatışmalarını engellemek istiyordu. Onunla beraber, artık ondan ayrılmayan arkadaşı Grigorios da gitti. Hayatının kalan bölümünü de, orada var olan manastırların yönetimini organize etmekle geçirmesini dü-şünüyordu.&lt;br /&gt;İulianos’un koltuğuna, 363 yılında Ortodoks İmparator Lovianos oturdu. Fakat kısa bir süre sonra, 364 yılında tahta Ualis çıktı. Bu kişi Arios mezhebine bağlıydı. Bu zat hemen Ortodoksların aleyhine büyük kovuşturmalara başladı. Piskoposların kendisi gibi Arios mezhebine bağlanmalarını istiyor ve onları bu yönde zorluyordu.&lt;br /&gt;Kayseri’de, piskoposun beceriksizliği ve yüreksizliğinden dolayı kralın cesaret aldığı duyulduğunda, ki kral, her çeşit yola baş vurarak halkı bu kötü inanca Kapadokya halkını sürüklemek isteyeceği anlaşıldığı zaman, şehrin ileri gelenleriyle piskoposun kendisi Evsevios bir komisyon oluşturup onu Aziz Vasilios’a gönderdiler. Bu komisyon, Aziz Vasilios’un derhal Kayseri’ye gelmesi için kendisine yalvardı. Mümkün olduğunca çabuk gelmesi istendi. Ortodoks halkı, sapık mezhebin tuzak ve desiselerinden kurtarmak için gelmesi istendi. Aziz Vasilios ise, Aryanizm mezhebinin, o güne kadar Ortodoksluğa bağlı olan memleketinde yayılması sonucu ne kadar büyük bir tehlikenin hasıl olacağını düşünüyordu. O günün koşulları, böyle bir şeye müsamaha gösterilmemesi gerektiği yönündeydi. Bu daveti kabul etti ve arkadaşı Grigorios ile derhal oraya avdet etti. Herkesi yanına çekmesi için gereken her şeyi de yaptı. Yeter ki İsa Mesih’in ciddi bir şekilde sarsılan kilisesini kurtarmış olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;6. Piskoposun sağ kolu oluyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piskoposun, ruhban sınıfının ve diğer ayan meclisinin güvenine sahip olan Aziz Vasilios, ilk iş olarak, önceden kavgalı olan insanları barıştırmak için elinden her geleni yaptı ve bunu başardı da. Çünkü sapık mezhep taraftarları, başarılarının umutlarını, onların birbirlerini yemelerine bağlamışlardı. Böylece Aziz Vasilios, herkese karşı olan güzel davranışı, şefine olan itaati ve herkesin birlikte hareketiyle, bilhassa da piskoposun üstün baba sevgisi ve güveniyle, tüm çabalarında şahane başarılar sağlamış oldu. Aziz Vasilios piskoposun sağ kolu hâline geldi. Ya da daha doğrusu, Kayseri’nin asıl piskoposu o idi. Kiliseye karşı var olan sıkıntıya karşı onu destekliyordu. Bu yolla da, sapık mezhepçilerin ve onlarla işbirliği yapanların tüm oyunları iptal ediliyorlardı. Onun tavsiye ve teşvikiyle birçok hayır kurumları kuruldu. Kiliseler güzelleştiriliyor ve süsleniyorlardı. Onun hizmeti ise hem iyileşiyor hem de denkleşiyordu. Zenginler bile, fakirlik zamanında, depolarını kapatmayıp mallarını makul fiyatlarla satıyorlardı. Böyle durumlarda fahiş fiyata mal satma alışkanlığı bile önlenmiş oluyordu. Halk ona karşı saygı besliyor ve onu seviyordu. Sadece, şehrin birkaç serseri beyi ve haksızlıklara alışmış kötü ruhlu yandaşları tarafından sevilmiyordu. Ancak bunlar da, halkın genel görüşüne uyum sağlamak zorunda kalıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;7. Kayseri piskoposu olarak seçilir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, kandilin üzerine lâmbanın konulması işi Allah’ın bir isteği olduğu için, 370 yıllarında Kayseri piskoposu Evsevios vefat ettiği vakit, Kapadokya piskoposları oylarıyla Büyük Vasilios’u halef olarak seçtiler. Aziz Vasilios her ne kadar bu ağır yükün altına girmek istemese bile. Ancak, kendisine bu yük yüklendikten sonra, İsa Mesih’in kilisesine olan isteği on katına çıkmış oldu. Kutsal görevlerinin bilinçli olarak yerine getirilme mücadelelerinin ise haddi hesabı yoktu.&lt;br /&gt;Fakat, Aziz Vasilios’un erdemlerinin yazılması neredeyse mümkün olmamaktadır. Başrahiplik görevine getirildiği zaman da verdiği mücadelenin derecesi anlatılamaz. Sağduyusunu lâyıkıyla kimler övsün, cinsel arzularından uzak duruşunu ve bedeninin isteklerine karşı koyuşunu? Her gün yaptığı tatlı dilli vaazlarını kim anlatabilir? O başka bir havariydi, on üçüncü havari. Çünkü şümdi de, Davut’un da dediği gibi, Aziz Vasilios’un sesi tüm dünyaya yayıldı, havarilerin seslerinin yayılması gibi.&lt;br /&gt;Zenginlerden  kaç kişi, onun konuşmaları ve teşvikiyle hayırsever bir konuma geldiler. Yaşamları için temel ihtiyaçlarından mahrum olanlar tarafından sempatik ve sevilir bir duruma geldiler. Aile reisleri olarak onlardan yardım diliyorlardı. Hayırsever kurumları sadece Kayseri’de değil, Kapadokya’nın başka şehirlerinde de kuruldular. Aziz Vasilios’un teşvikiyle ileri gelenler tarafından hayır kurumları kuruluyorlardı. Böylece, birçok usta, doktor, okumuş kesim ve de işçi sınıfından daha başka insanlar da bu hayır kurumlarını tamir ve idare etme işlerinde çalışarak ekmek parası elde ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;8. İyiliğinin yeşerip çiçek açması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllardaki Hıristiyan cemaatlerinin bireyleri yaptıkları hayır işleriyle tanınırlar. Aynı mezhebe bağlı bir kişinin elinde, bölgesindeki piskopostan alınmış bir tavsiye mektubu olduğu zaman ve bu kişi de bir bölgeden başka bir şehir veya bölgeye gittiğinde, oradaki insanların tümü tarafından kendisine bir kardeş muamelesi yapılır ve her çeşit işine de yardımcı olunurdu. Her biri ayrı ayrı ve hepsi beraber, her Hıristiyan cemaatin bireyleri, yabancılara, fakirlere, hastalara, yaşlılara, öksüz ve yetimlere, bir de dinî inançlarından dolayı hapishanede tutulanlara karşı yardım etmeyi bir görev biliyorlardı. Buna ek olarak, dinî toplantılarda veya sinagoglarda, (Hıristiyanların serbest dinî tören düzenlemelerinde daha yasak olduğu zamanlarda), herkes kendi isteğiyle bir miktar para veriyordu. Görülüyor ki o zamandan bugüne kadar kiliselerde tablada para toplama geleneği sürmektedir. Bu toplanan paralarla, daha henüz hür olmayan birçok soydaş cemaatlere hayır kurumları kurulmaktadır. Zor günlerde, o zamanki zengin cemaatler fakir cemaatlere yardımda bulunurlardı. Öyle zamanlarda, belli bir müddet için herkes daha az miktarda yemek yerdi. Böylece, muhtaç olanlara yardım etmek için bir şeyler artırırlardı. Kamuya ait temsil ve tiyatro gibi, sertliği ve edepsizliği çağırıştıran, tiyatrodaki ahlâksız gösterilerden, vahşi hayvanlar dövüşü ve edepsiz şarkı gibi şeylerden uzak dururlardı. Yolsuzluk ve yumuşaklığı öne çıkaran, putlara tapınmayı özendiren gibi mesleklerden de uzak dururlar ve onları yapmaktan çekinirlerdi. İsa Mesih düşmanı olan İulianos o Paravatis, Hıristiyanların bu kıskanılacak ahlâkını gördüğü zaman, Galatya-Pisidia bölgesi putperestleri baş din adamına şöyle yazılı bir tavsiyede bulunuyordu: Hıristiyanların bu faziletli hayatını, çok tanrıya inananların da örnek alarak yaşamalarını öneriyordu. Gerçekten, o yıllardaki Hıristiyanların yaşamı, İsa Mesih’in azılı düşmanlarınca da kıskanılan ve arzu edilen bir yaşam biçimiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;9. Dinî ayin töreni yazarı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa Mesih’in yeniden dirilişinden sonra, Aziz İakovos, diğer adıyla Adelfotheos, Kudüs başrahibi olduğu zaman, papazlar dinî âyin düzenlemek istedikleri zaman okumaları için bazı dua ve niyazları Yahudi dilinde yazdı. İsa Mesih teslim olacağı gece bunları havarilere teslim etmişti. Bu dua ve kalan diğer âyini bugün oldukları biçimde Yunan diline çevirmişti. Aziz Petros’un öğrencisi olan Aziz Klimis, ki daha sonraları Roma piskoposu olmuştu, tüm Hıristiyanlar için dinî âyinin nasıl yapılması gerektiğinin kurallarını koydu. Hıristiyanlar, bu dinî âyini 350 yıldan daha fazla bir zaman için uyguladılar. Ancak, o dualar uzun ve dinî âyin de çokça olduğu için, papazlar bunları ihmal eder ve âyinleri yapmıyorlardı. Çünkü işlerine gitmekte geri kalıyorlardı. Aziz Vasilios bunu gördü ve bir bakıma Hıristiyanların yükünü böyle uzun bir âyini takip etmekten doğacak olan yorgunluğu hafifletmek için, Allah tarafından kendisine bir işaret gösterilmesi için duada bulunuyordu. Bu işaretle Allah’ın gerçekten istediği bir şey olmalıydı. Böylece de isteği yerine getirilmiş olacaktı. Bu suretle, sıcak bir yalvarma, oruç tutarak ve göz yaşları dökerek günlerce dua ve niyazda bulundu. Böylece, bir gece şahane ve garip bir sanrı gördü. Ona öyle göründü ki, İsa Mesih havarileriyle birlikte ve başrahipler nizamıyla yere inmişti. Onlarla beraber ilâhî âyini beraber bitirdi, fakat, duaları İsa Mesih, Adelfotheos İakovos’un dinî âyininde yazılı oldukları gibi söylemiyor da, onları bir biçimde kısaltıyordu. Aynen onları daha sonraları Aziz Vasilios’un yazdığı gibi. Aziz Vasilios’un duası kabul olup bu sanrıyı gördükten ve Allah’a da şükrettikten sonra dinî âyini daha kısa bir biçimde, bugün olduğu şekilde yazdı. Böyle bir yolla Aziz Vasilios’a dinî âyinin nasıl olması gerektiği yönünde kendis
